• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 24 °C

‘Son model Erdoğan’ Ortadoğu için lüks mü?

Kadri Gürsel

7 Aralık tarihli Le Monde’da Gilles Paris imzasıyla yayımlanmış, “İslamcıların iktidar sınavı” başlıklı analiz şöyle başlıyordu:

“Şu son iki ay zarfında, Mısır, Fas ve Tunus’taki seçimler ‘Arap Baharı’ndan bu aşamada en büyük faydayı sağlayanın siyasal İslamcılık olduğunu teyit etti. Tunus’ta Slim Amamu ya da Mısır’da Vail Ganim gibi Facebook ve Twitter devrimlerinin geçici kahramanları yerlerini Ennahda partisinden Hamdi Jebali ya da Müslüman Kardeşler’den Essam El-Arian gibi ‘çember sakallılar’a bıraktılar.”

Laik diktatörler laik muhalefeti ezdikleri halde, siyasi meşruiyeti camiden alan İslamcı hareketleri yok edemedikleri için şimdi en örgütlüsü onlar... Bu sayede iktidara gelecekler ama ülkelerinin çetrefil sorunları ile yüzleşmenin büyük meydan okuması ile karşı karşıya bulacaklar kendilerini...

Mesela Mısır...

Müslüman Kardeşler, ülkenin korkunç boyutlardaki yoksulluk sorununu en azından hafifletmek için ne ölçüde etkili ve geçerli çözümler üretebilecek?

80 milyonluk ülkede nüfusun yüzde 10’unu oluşturan Hıristiyan Kıpti azınlık için İslamcı bir iktidar altında hayat daha mı iyi olacak, yoksa daha da çekilmez bir hale mi gelecek?

Azınlık sorunları, din ve inanç özgürlüğü, gençlik, kadın meselesi, turizme karşı tutum ve daha birçok sınav konusu...

Ortadoğu ülkelerinde İslamcılığın istikbali için gerçeğin saati gelmiştir. Türkiye’yi tartışmak bu bakımdan yol göstericidir.

Ve bu aslında bir “AKP modeli” tartışmasıdır. AKP ise “ılımlı İslamcılık”tan “Neo-İslamcılığa” doğru dönüşümün hikâyesidir.

Türkiye’nin “ılımlı İslam”ı Necmettin Erbakan modeli Milli Görüş’tü.

AKP’nin içinden çıktığı “Milli Görüş” ile arasındaki en ayırt edici fark, laikliğin anayasal ve kurumsal formuyla ilkesel düzeyde bir derdinin olmaması ve hatta gerektiğinde bunu savunabilmesidir. Hatırlayalım, Başbakan Erdoğan geçen eylülde Mısır’da şunları söylemişti:

“Türkiye’de anayasa laikliği devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum.”

“2011 model Erdoğan” Mısır TV’sinde anayasal laikliği savunduğunda, ekranda onu izleyen “94 model” bir Erdoğan olsaydı herhalde şöyle tepki gösterirdi:

“Bu ülkenin yüzde 99’u Müslüman... Hem laik, hem Müslüman olunmaz. Ya Müslüman olacaksın, ya da laik. Çünkü Müslümanın yaratıcısı olan Allah kesin hâkimiyet sahibidir. Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor. Yahu, bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu. Sen bunun önüne geçemezsin ki...”

Erdoğan bir zamanlar zaten böyle konuşuyordu. Yukarıdaki satırları 1994’te, kapatılan Refah Partisi’nin Ümraniye İlçe Örgütü’nde yaptığı konuşmadan derledim.

“94 Model Erdoğan”ın söylemi, bugünkü Mısır’da İhvan’ın kendilerine laiklik öneren “2011 Model Erdoğan”a gösterdiği tepkiyle aynı frekanstadır. 94 Model Erdoğan ile 2011 Model İhvan “ılımlı İslamcı”dır da ondan... İkisi de anayasal laikliğin karşıtıdır.

Anayasal laiklikle bir sorunu olmayan 2011 Model Erdoğan, toplumun sekülerleşmesine karşıdır. Sekülerleşme, yani toplumun dinden uzaklaşması... Neo-İslamizmin püf noktası da tam burasıdır: Anayasal laikliği en fazla bir reforma tabi tutarak korumak, buna mukabil toplumu mümkün mertebe muhafazakârlaştırmak.

Peki, Erdoğan’ın “94” ve “2011” modelleri arasındaki farkı nasıl açıklamalıyız?

Ben bu farkı “sınıfsal değişim”le izah etmeyi deniyorum.

“Milli Görüş”, yüzü İslami Doğu’ya dönük, Batı karşıtı bir küçük burjuva hareketiydi. Fazlasıyla bölgeci idiler.

Erdoğan’ın AKP’si ise Türkiye’nin iktisadi ve sosyal gelişmesinin bir ürünü olarak ortaya çıkan muhafazakâr eğilimli Anadolu burjuvazisi ile İslamcı hareketin tarihsel bir kavşakta gerçekleştirdikleri siyasi buluşmanın ürünüdür.

İslamcı harekete de sınıf atlatan bu yeni müteşebbis zümre beş kıtanın her mahallesinde iş yapmaya, bunun için de tanınmaya ve itibar görmeye arzulu. Hem kimliğini korumanın, hem de cihanşümul bir meşruiyetin arayışında...

Laiklik, farklı inanç ve kültürlerin bir arada, barış içinde, eşit ve özgür yaşayabilmeleri için insanlığın bulabildiği en iyi yol ise, bu sınıf için de dünyalı olmanın yolu laikliği gerektiğinde savunabilmekten geçiyor. Aynı anda Müslüman ve anayasal laikçi olabiliyorlar.

“2011 model İhvan”ın henüz anlayamadığı da bu işte...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89