• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 13 °C

Sofradan eksilenler

Hamid Omeri

Yemek masalarına alışamadım henüz. Yatılı günlerine kadar bildiğimi de söyleyemem. Şöyle genişçe bir odanın ortasına sofra serilir ve tencere (ler) konur. Kaşıklar, kardeşler. Gürültü, patırtı. Zeytin taneleri ile çocuklara bakmanın esenliğini bilirim.

Çatal ve bıçaklı günlerimin de sonradan olduğunu söylemekte beis görmüyorum. Bıçak bir kesme ve kavga hamlesi olarak konuşulurdu. Çete Miheme’nin bıçaxı derdik ya da düğünlerde bir oyun olarak izlerdik.

Yavaş yavaş çatal kaşık tutmayı öğrendik. Medeni(!) mi oluyorduk! Geç modernler olarak etleri bir bütün olarak baştan bütün hamleleri yaparak parçalıyor, dilimliyorduk. Lokma lokma alamıyorduk. Oysa ne çok zorlanıyorduk direnmeye.

Dudaklarımıza ve dilimize söz geçiremeyince sofralarımızdan vazgeçiyorduk.

Çatal kaşık tutmayı öğrendikçe bir şeyler gidiyordu bizden. Sofralar yükseliyordu yerden. Büyülü sofralara dönüştüklerinden değil! 

Azalıyorduk ayaklı sofralarda. Kaldığımız evlerin alabileceği en büyük masalar artık ancak altı kardeş alabiliyordu.

Halbuki biz geniş sofraların sesleriydik. Uzadıkça uzayanlarından. Sesini de dinleten güzlerin. Birbirine karışan ve bolca omuz ve el dokunuşlarının. Perhiz, salata derdimiz yoktu mesela.

-Haydi bu akşam salata yiyelim sorunumuz da yoktu.

Bereketin yüzüydü kalabalığımız.

Sofralarımızı masalara serdik. Aynaları da kırdık şöyle duvara gömdüğümüz ve sıvadıklarımızı.

Sofralarımızdan bir yaprağın dalından düşmesi gibi düştü kardeşlerimiz.

Eksildikçe eksildik.

Ne göğe kadar yükseltebildik sofralarımızı ne de yere değebildik.

Öyle yarım, öyle aralık. Bir kuytuda saklanır gibi artık.

Başaklara değerdi ellerimiz sofralarımızda. Şimdi masalarda bir fotoğraf gibi duruyor başaklar. Yaz gelmeden geçen bir mevsimiz artık hepimiz. Bahar da öyle kış da öyle. Bir telaşa yetişmek edasında yaşadıklarımız, mevsimlerimiz.

Bir mecburiyetten bahseder gibi bahsediyoruz huzurdan.

Balkonda bekleyenlerimiz zora koşan bir hayat mı bahşettiler bize ki habire ölüm bir renge bürünür bizde?

 Düşlerimiz sofralarımızla birlikte mi yükseldiler aramızdan?

Eksildik, eksiliyoruz.

Kokmuyor, tutmuyor, tütmüyor bu masalardaki sofralar.

Durdukça durasım, baktıkça bakasım, oturdukça oturasım var. Bağdaş kurup şu ağlayan kadınların arasına dalasım ve evlerine gururdan başka bir şey taşımayan bu adamların arasına iyiden iyiye sızıp kilitlenen sofraları çıkarasım var.

Siz kalkın gidin benim rengi değişen ölümlerime dur diyesim var.

Boy boy büyüyen ölümlerime benim bu hüzünlü sabahları katasım var. Baktıkça çoğalıyor, durdukça derinleşiyor acı. Sustukça uzunca yolun yolcuları sofradan ayrılıyor.

Benim bu zamanın ağrısını dindirmek için kardeşlerimle bir sofraya oturasım var.

Ah benim misafiri dahi olamadığım ev ne yapsam sessiz ne desem ağrı…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89