• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 19 °C

Size İran’dan mektup var!

Günay Aslan

Tutukluluk sürem üçüncü yılına giriyor. Burada; Evin zindanının bu demir parmaklıkları arkasında çok zor üç yıl geçirdim.

İki yıl avukatımla dahi görüşemedim. Ayrıca yakın zamana kadar neyle suçlandığımı da öğrenemedim. Buna rağmen üç yıl boyunca düzenli olarak işkenceden geçirildim. Ve sonunda hakkımda idam kararı verildiğini öğrendim!

Tutuklanma nedenim neydi? Ya da neden idam ediliyorum?

Neden Kürt olmam mı? Eğer öyleyse ben annemdem Kürt olarak doğdum ve benim anadilim Kürtçedir.

Bu dil benim hayatla ilişkimin köprüsüdür. Ben bu dilde büyüdüm. Ancak tutuklandığımda anadilimde konuşmam yasaklandı. Burada anadilimle okuyamıyor, yazamıyor ve savunma yapamıyorum.

Bana Kürtlüğünü inkar et diyorlar. Ben de diyorum ki öyle bir şey yaparsam varlığımı inkar etmiş olurum!

Sayın Yargıç;

Beni mahkemede göstermelik bir biçimde yargıladınız. Gördüğüm işkenceler yüzünden bazen mahkemede kendimden geçiyor, saatlerce baygın kalıyordum.

Bunu dikkate almadınız.

İşkence yüzünden gözlerim görme yetisini kaybetmişti ama siz bana bir gözlük bile vermediniz! Yetmezmiş gibi benden sizinle işbirliği yapmamı istediniz. ‘Bizimle işbirliği yaparsanız seni bırakacak, idam cezanı kaldıracağız‘ dediniz.

Sizinle işbirliği yapmadığım, bu onursuzluğa hayır dediğim için idam ediliyorum.

Bunu biliyorum..!

***

Sizin beni hatırladığınızı sanıyorum.

Ben; Evin’de tutsak olan. Ben; Kürdistan’ın uzak düşmüş köylerinde kırık masaların ardında en arka sırada oturan ve denizi görme aşkıyla dolu olan sessiz öğrenci.

Ben; idam sehpasındaki yoldaşınız.

Aylardır hapishanedeyim. Hapishanenin benim irademi, sevgimi ve insanlığımı ezeceği ve beni ehlileştireceği sanıldı.

Tarih kadar uzun ve sonsuzluğa uzanan duvarlarla çevrili bir koğuşta bu yüzden tutuldum.

Bunun beni sevdiklerimden ve ülkemin çocuklarından ayıracağı sanıldı. Fakat ben her gün hücremin ufak penceresinden uzak yerlere doğru yolculuklara çıktım.

Her gün kendimi onların arasında ve onlar gibi hissettim.

Hapishane sayesinde zihnimin zamanın ve onun değerini unutmaya zorlanacağı sanıldı.

Ancak burada yaşadığım her anı yeniden yaşadım ve yeni bir yol seçmek için yeni bir 'ben‘ yarattım.

Aynı zamanda benden önceki tutsaklar gibi, yeni bir şafağı görme umuduyla hapishanenin karanlığına dayanmak zorunda kalan işkence görmüş bir neslin son kişisi olacağımı umarak, yoluma çıkan bütün aşağılama, hakaret ve zulmü tüm kalbimle kucakladım.

Sonunda adaletin ilmiği yaşamımı elimden almak üzere dokundu ve idamımı beklemeye başladım.

Ancak bütün insanlara olan sevgimle, eğer yaşamımı kaybedeceksem, bütün organlarımı onları alınca yaşam bulacaklara verilmesine karar verdim.

Ve kalbimin; ondaki bütün sevginin ve tutkunun bir çocuğa bağışlanmasını istedim.

Nerede olacağı ve hangi dili konuşacağı hiç fark etmeyen, güneşin doğuşunu seyreden bir çocuğa…

Tek istediğim isyankar, kıpır kıpır kalbimin benden daha isyankar, çocukluk arzularını aya ve yıldızlara anlatacak kadar cesur ve bir yetişkin olduğunda onlara ihanet etmeyecek kadar da tutarlı bir çocuğun göğsünde atmaya devam etmesidir.

Son arzum kalbimin bir çocuğun göğsünde atmasına izin verilmesidir…

***

Gün batarken güneşin son ışınları bana bu mektubu yazmam için yol gösteriyor.

Sonbaharda savrulan ve ayak altında ezilen yaprakların sesleri şu an beni çağıyor.

Ve, içimdeki bir ses ‘bırak savrulsunlar’ diyor.

Şu an içinde bulunduğum zaman dalından savrulan yaprak misali özgürlük yolunda savrulan kalbimin yasını tutuyor.

Fakat ben hiçbir zaman ölümden korkmadım. Çünkü ölümünün sıcaklığı hep benimleydi.

Çünkü ölüm benim en eski yoldaşımdı.

Ben Kirmanşah’ta insanlığın çocuklarından biri olarak dünyaya geldim. Yaşama orada başladım. Zulmü ve zalimi orada hissettim. Zulme ve zalime karşı orada direndim.

Direnişin bütün yolları kapandığında sınırların ötesine geçtim. Gittiğim her yerde Kürdistan gerillası ve peşmêrgesi olarak mücadele ettim.

Ben hiçbir zaman doğduğum yerden kopamadım. Bu yüzden doğduğum toprakları ziyarete geldim ve orada yakalandım.

Bana yapılan vahşi işkencelerden bunun sonunun ölüm olduğunu anladım.

Eğer egemenler beni öldürmekle Kürt ve Kürdistan sorununu ortadan kaldıracaklarını düşünüyorlarsa, boşuna düşünmesinler.

Beni ve benim gibi binlercesini öldürerek hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklardır.

Çünkü her ölüm beraberinde yeni bir yaşamı yaratacaktır...

***

Bu mektupların ilkini Şirin Elemhuli, ikincisini Ferzad Kemanger, üçüncüsünü İhsan Fetahiyan yazdı. Üçü de bugün aramızda değil.

Doğu Kürdistanlı (Rojxelat) İhsan 2009, Şirin ve Ferzad‘sa 2010 yılında idam edildiler.

Onlarla birlikte Hesen Hikmet Demîr, Fesîh Yasemenî, Elî Heyderiyan ,Ferhad Wekîlî, Hisên Xizrî, Hebîbulla Gulperîpur, Riza Îsmaîlî Mamedî gibi onlarca Kürt genci de idam edildi.

Aralarında Habibollah Latifi, Reza Mollazadeh, Behruz Alkahani, Ali Ahmad Solemani, İbrahim Issapour, Sirwan Najawi ve Seyed Sami Huseyni’nin olduğu 59 kişi de idamı bekliyor!

Siz bu mektupları okurken ne(ler) hissettiniz bilemiyorum ama İran Kürt gençlerini idam etmeye devam ediyor.

Dolayısıyla nerede olursak ve hangi dili konuşursak konuşalım idamların durdurulması harekete geçmemiz ve elimizden gelenin fazlasını yapmamız gerekiyor…

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89