• BIST 83.048
  • Altın 147,065
  • Dolar 3,7593
  • Euro 4,0369
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -2 °C

Sızdırma aydınlandı; ya dersleri?

Şahin Alpay

Medyadaki paradoks giderek daha belirgin bir hal almakta. AKP iktidarı altında medya, ülkenin temel sorunlarını, yani asker, Kürt, Alevi, Ermeni ve diğer sorunlarını hiç olmadığı kadar özgürce tartışma imkanına kavuştu. 

TMK ve TCK'dan kaynaklanan basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki ağır kısıtlamaların, nihayet 4. Yargı paketiyle bir ölçüde olsun kaldırılması umudu doğdu. Hükümet eleştiril(e)miyor değil. Ne “eleştirel” yayınlar var... Ama hükümet eleştirel görüşleri, medya-dışı ticari işlerinde avanta bekleyen medya patronları aracılığıyla bastırıyor. Artan sayıda yorumcu bu nedenle işlerinden oluyor. 

İş, gazetecilerin duayenlerinden, hükümetin peşinde olduğu çözüm sürecine de en büyük desteği verenlerden biri olan Milliyet yazarı Hasan Cemal'in, “Gazete yapmak ayrıdır, devlet yönetmek ayrı” diye yazdığı için yazılarına patron tarafından 15 gün süreyle ara verme cezasına çarptırılmasına kadar geldi. Başbakan, medyadan tıpkı askeri vesayet döneminde olduğu gibi “milli yayıncılık” yapmasını, yani gerçekleri örtbas etmesini istiyor. Dışişleri Bakanı bile gazetecileri açıkça “otosansüre” davet etti. 

Sızdırma olayının aydınlandığına hükmedebiliriz. BDP yönetimi, “İmralı tutanakları”nın konulan yasağa rağmen çoğaltılıp, partinin basın biriminin bir çalışanı tarafından bir muhabire sızdırıldığını açıkladı; Öcalan'dan ve tutanakta adı geçen kişi ve kurumlardan özür diledi. Baş danışmanı, Hasan Cemal'e verilen cezanın başbakanın isteği olmadığını açıkladı. (Bkz:Yalçın Akdoğan, Star, 15 Mart 2013.) Bundan Milliyet'in patronunun “durumdan vazife çıkardığı” sonucu çıktı. Milliyet yazı işlerinin tutanakları yayımlamadan önce metinde adı geçen kendi çalışanlarının isimlerini sildiği, ama suçlamalara maruz kalan öteki kişilerin adlarını yayımlamakta bir sakınca görmediği, böylelikle meslek ilkelerini açıkça ihlal ettiği görüldü. 

Sızdırma aydınlandı; ya dersleri? Benim çıkardığım başlıca dersler şunlar: Yorumcuların görüşlerinden dolayı işlerinden kovulduğu, duayen bir gazeteciye patronu tarafından “15 gün yazmama” cezası dahi verilebildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bu Türkiye için bir zül değil de nedir? Demokratik bir rejimde editoryal bağımsızlığın (medyanın hükümetlerin ve patronların baskılarına uğramadan gazeteciler tarafından yönetilmesinin), üniversitelerde akademik özgürlük kadar önemli olduğunu bu olaylar bize anlatmıyorsa, ne anlatacak? Sair patronluk ile medya patronluğunun birbirinden ayrılması elbette beklenemez. Medya patronlarının sadece medya patronu olmasını istemek, elbette saçmadır. Ama medya patronları yöneticilerle imzaladıkları sözleşmeler çerçevesinde editoryal bağımsızlığa, yani medyanın gazeteciler tarafından yönetilmesine saygı göstermedikçe medya demokratik görevlerini yerine getiremez. Gazeteciler meslek ahlak ve ilkelerine sahip çıkmadıkça, bunun için meslek örgütleri aracılığıyla dayanışma içine girmedikçe, daha kaç sene geçse medyanın sorunları bitmez. 

Peki, sızdırmanın çözüm süreci açısından verdiği başlıca ders nedir? Şu: Askeri vesayet döneminde askerler sansür yaptılar, otosansür istediler. Sonuç ne oldu? 40 bin ölü, sayısı bilinmeyen yargısız infaz… Barış, sadece iki kişi arasında, sadece gizli pazarlıklarla sağlanamaz. Çözüm süreci, barıştan yana olanların olabildiğince geniş desteğinin kazanılmasıyla, savaştan yana olanların ise olabildiğince tecrit edilmesiyle başarıya ulaşabilir. Burası bir demokrasiyse konuşanlar konuşacak, yazanlar yazacak. Cengiz Çandar haklı: “Sansür sürerse çözüm olmaz.” (Taraf, 11 Mart 2013.)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89