• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 20 °C

Siyah kefen sonsuz yas...

Reyhan Yalçındağ

24 Nisan Ermeni soykırımının yıldönümünde ANF’de yayınlanan bir haberde geçen, "Beni siyah kefenimle gömün” vasiyeti, tam da tarihe kalın satırlarla düşülen notlardan. İnsan olan herkesin hafızasına hiç silinmemecesine kazılan türden hem de… 1915 katliamında, Ermeni köyünü yakıp, yıkan ve de 3 kız çocuğu hariç tüm köyü katleden askerlerden biriyle evlenmek zorunda kalan Varter’in, aslında hiçbir zaman “Zeynep” de olamayan trajik hikayesi. Bu, tek bir yaşam boyunca sürecek bir kara kefen vasiyeti değil; kendi şahsında katliama, tehcire, zorunlu sürgüne maruz bırakılan Ortadoğu’nun en kadim halklarından birinin tarihi aslında. Aynı 24 Nisan’dan tam 96 yıl sonra Şırnak’da yine bir Paskalya bayramında öldürülen Ermeni Sevag’ın hikayesi gibi.

Onlar yakıldı; geride kalanlar eksildi. Onlar sürgüne yollandı; artlarından bakanlar eksildi. Onlar topluca öldürüldü; nehirler günlerce kanadı. Bence Ermeniler değil; onlardan mahrum kalanlar eksildi. Onların tarihe ekip-biçtiklerinden, yazdıklarından, kazıdıklarından mahrum kaldı geride kalanlar. Asıl geride kalanların yas tutması, onlar “evlerine geri dönene kadar” kendilerini hep yarım hissetmeleri lazım.

1923 Cumhuriyetinin inşasıyla kodlanan “Türklük” de Ermenilerin, Kürtlerin, gayrimüslim azınlıkların, Süryanilerin reddiyle kodlandığı için, yüzyıldır yaşanan, devletin hep “kendini üstün görme” kompleksi oldu. 1915 soykırımı, üstüne hep kanla ve ihanetle bastırılan Kürt isyanları, onun üstüne Alevi ve Rum katliamları derken, geriye bugün yaşadığımız fotoğraf kaldı. Asla ve asla kendi kimliğinden vazgeçmemek ama onurda eşit biçimde birlikte yaşamak ısrarı…

İşte bu satırları yazdığım dakikalarda, Kandil’de KCK yetkililerin yaptığı tarihi açıklama, aslında sonsuz yastan çıkılıp, bu toprakların tarihini birlikte örmüş tüm halkların yeniden birlikte yaşamına dairdi. Meselenin, gerillanın geri çekilmesi meselesi olmadığı, gerçek ve tarihi bir çözüm konusunda kararlılık olduğuna inananlardanım ben de. O nedenle de bundan sonra olacaklar; belki bu ana kadar yaşadıklarımızdan da önemli.

Binlerce yaşamın toprağa düştüğü, köylerin yakılıp-yıkıldığı, toplu mezarlardan insan kemiklerini fışkırdığı bir “sonsuz yas”tan çıkıp, “sonsuz barış”a ulaşmak konusunda ne kadar kararlı olduğunu Kürt tarafı bir kere daha ortaya koydu. Acıların yarıştığı değil; acıların kaynaştığı bir barış, gerçek barış olabilir ancak. Geçen hafta Queens Üniversitesi’nin düzenlediği bir konferans için Belfast sokaklarını gezerken, yanımdaki arkadaşlarımla birlikte hepimiz dehşete düştük:

Güney Afrika, IRA, Guatemela, El Salvador deneyimleri üzerinde kafa yorup, “çatışma çözümleri” konusunda sayısız konferans, çalıştay yaparken, “acaba deneyimlerinden ne kadar faydalanırız” diye kafa yorduğumuz yerlerden biriydi Kuzey İrlanda. Ama maalesef şunu belirteyim ki, aslında Belfast’a barış hiç gelmemiş. Protestanlarla Katolikler aslında hiç barışmamış. Her iki mahalle arasındaki dev duvar, olduğu gibi duruyor. Her iki kesim birbirinin sokağından geçmiyor, semtine uğramıyor, suyunu içmiyor. Her birinin duvarları militarist ihtişamlı fotoğraflarla dolu. O sokaklarda doğup büyüyen çocuklar, kendilerinden önceki herkesi (sadece silahlarla resmedildikleri için) sadece etrafı ateş yağmuruna tutan çizgi film kahramanları gibi görmekteler. Çünkü koca koca binaların her tarafı bu resimlerle dolu. Yani aslında zihinlerde gerçekleşmiş bir barış yok Belfast’ta. Kuzey İrlanda’nın ne sokaklarında ne insanlarında “barış” gerçekleşmiş gibi bir izlenim de edinemiyor insan. Bir kere daha aslında 35 yıldır süren savaşın acısına, kayıplarının büyüklüğüne, yıkımlarına rağmen; barışa daha yakın olduğumuzu yürekten hissettim; buna candan inandım. Tıpkı Öcalan’ın son demokratik manifestosunda belirttiği gibi: “Ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek; ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir.”

Sonsuz yastan çıkıp, sonsuz onurlu barışa ve demokratik çözüme her zamankinden daha yakınız…yeter ki demokrasi güçleri olarak, tek bir dakika bile rehavete düşmeyelim, hakikat arayışımızdan vazgeçmeyelim…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89