• BIST 83.106
  • Altın 146,948
  • Dolar 3,7641
  • Euro 4,0426
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin -4 °C

Sivri uç, tasfiye ve tedbir...

Ali Bayramoğlu

Son yazısında Cengiz Çandar teşhisi koydu: "Sivil darbe girişimi..." "Emniyet-Adliye" ikilisinin Fidan'a yönelik girişimi sonuç verseydi, muhtemelen öykü Fidan'ın tutuklanmasına kadar gidecek, yargının siyasi kararları içerik açısından denetleme, siyasi alana doğrudan müdahale kapısı açılacak ve siyasi iktidar ağır yara alacaktı.

Bu duruma hükümetin açığa almalar, görev değiştirmeler, yasa değişikleri gibi keskin tedbirlerle tepki vermesi kaçınılmaz ve doğaldır...

Bu tedbirlerin niteliği, yerindeliği, hukukiliğine ilişkin tartışmalar, şu aşamada, fazla anlam taşımıyor, zira iktidar kavgası keskin...

İktidar kavgası keskin ancak yapısal yönü de son derece önemli.

Meselenin yapısal yönü son derece önemlidir.

Şimdi kavganın aktörlerini bir yana bırakıp sorunu yapısal açıdan ele alalım...

Uzak açıyla bakıldığında, Türkiye'nin kendi değişim sürecinin ürünü olan, "sivri bir uç"la karşı karşıya bulunduğu açıktır.

Ve bu ucun törpülenmesi bugün Türkiye'nin asli meselelerinden birisi haline gelmiştir.

Bu sivri uç, hangi iktidar güdüsü, zihniyet, sosyolojik temelli adli refleks ve grup tarafından beslenirse beslensin (muhtemelen bunların hepsi birden), temel olarak daha önce vurguladığımız gibi, "otonomlaşan ve alanını genişleten yargı-polis mekanizması" olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu ucun yarattığı sorun ise Fidan meselesinin de ötesinde, pekçok konuda, özellikle siyasi nitelikli davalarda (Ergenekon, Balyoz, KCK) hukuk devleti işleyişini olumsuz etkilemesi, denetimsiz yargı ve emniyet mekanizması üzerinden otoriterleşme kokuları yaymasıdır.

Dolayısıyla, MİT krizi, bir kalkışma olmasının dışında, son dönemlerin en keskin meselelerinden birisine, "otoriterleşme eğilimlerinin bazı nedenlerine" işaret etmekte, bu meseleyi tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.

Görmek gerekir ki, (bu konularda siyasi iktidarın sorumluluğu ve negatif politik duruşu unutulmamak kaydıyla), ülkede yaşanan değişim sürecinin demokratik niteliğe ne ilişkin soru ve şüpheleri doğuran bu sivri uç olmuştur.

Nasıl?

Tutuklama politikalarıyla sivilleşme sürecinin iktidar kavgası rayına oturma görüntüsü vermesi, istatistik rakamlarına dün 100 kişiyi daha ekleyen gazeteci, akademisyen, öğrenci, sendikacı tutuklamaları, Ersanlı, Zarakolu vakıalarının işaret ettiği siyaset ve şiddet arasında ayrım gütmeyen girişimler, temel olarak uygulama bazında bu polis-yargı mekanizmasının ürettiği bir durumdur. Bu durum politik iklimi belirleyen, politik kararları ikame eden nitelik kazandığı oranda iktidar çevrelerini de rahatsız etmektedir.

Öte yandan Devrimci Karargâh davası, Hanefi Avcı, Nedim Şener ve Ahmet Şık örnekleri, bu sivri ucun, kendisine ya da içindeki kimi eğilimlere yönelen eleştirileri tehdit olarak gördüğünü ve bertaraf etmeye çalıştığı ortaya koymaktadır. Bu durum yetkinin keyfi siyasi kullanımından başka bir şey değildir.

En nihayet siyasi nitelikli kimi soruşturma ve kovuşturmalarda "delillerin hukuki niteliği ya da gerçekliği" gibi tartışmaların merkezinde yine bu otonom yapı yer almaktadır. Bu tartışmaların Ergenekon davası gibi önemli kovuşturmalara ve hukuki nitelik taşıyan siyasi temizlik süreclerine gölge düşürdüğü açıktır.

Son gelişmelerin tek olumlu yanı bu tabloyu siyasi iktidara açık bir şekilde göstermesi olmuştur.

Şimdi "tedbir ve törpü" zamanıdır.

Şöyle:

1. Özel yetkili mahkeme ve savcılıklar meselesine mutlaka el atılmalı, ünlü 250. ve 251. maddeler genel bir bakışla gözden geçirilmelidir. Bu yolla yargının eylem alanı hukuki denetime ve ölçüye tâbi kılınmalıdır.

2. Siyasi yön içeren kovuşturmalarda emniyet istihbarat alanının demokratik ve hukuki denetimi sağlanmalı, adli kolluk meselesi hayata geçirilmeli, savcı-polis ilişkisi somut hukuki ilkelere bağlanmalıdır.

3. Kritik davaların sürdüğü İstanbul Emniyeti ve adliyesinde soruşturma ve kovuşturma dosyalarının yeni teftişler, görev değişiklikleri üzerinden ele alınıp, denetlenmesi mutlaka yapılmalıdır.

Bunlar önünde şu aşamadaki tek engel, hükümetin demokratik değişimin henüz konsolide olmadığına inanmasıdır.

Siyasi iktidar kanımızca görevlendirmelerde ve yasa değişikliklerinde ileri adımlar attığı takdirde, Ergenekon, Balyos gibi süreçleri esneyeceği ve geri döneceği endişesi taşımaktadır.

Özellikle başbakanın bu endişeleri aşması, Türkiye'yi demokratik raya oturtur, AK Parti'nin demokrasi açısından çıta atlamasını sağlar.

Demokrasi, siyaset ve değişim...

Üçü bir arada olursa anlamı olur...

Bu yol riskli ama kesin bir yoldur...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89