• BIST 98.314
  • Altın 144,038
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 16 °C

Sistemden kopmak mı? Sistem dışı çözüm mü?

Fehim Işık

Gazeteci Cahit Mervan, 4 Ekim günü ANF’de KCK’ye dönük tutuklamalardan yola çıkarak “Kürtler sistemden tümden çekilmeli mi?” başlığı ile bir yazı kaleme aldı. Yazısında BDP’nin Meclis’e dönmesiyle barış ve yumuşama yönündeki beklentilerin yirmi dört saat bile sürmeden sonlandığını söyleyen Mervan, Erdoğan’ın savaş ilanına karşı Kürtlerin sisteme mahkum olmadığını ve sistemden çekilmeyi tartışmaları, hatta çekilmeleri gerektiğini belirtiyor. Mervan’ın yaklaşımı bazı tv ve gazetelerde daha çok haber mahreçli olarak kullanılsa da yazıya, o da nispeten, bir tek Cengiz Çandar değindi ve yazıdan bir miktar alıntı sonrasında ‘Kötü bir öneri,’ demekle yetindi.

Tartışmanın fitilini Cahit Mervan ateşlese de aslında tartışılan konu Kürt mahallesinde uzun süredir var. Hatta tartışmanın güncel olmaktan öte programatik olarak da, Kürtler arasında neredeyse 1970’lerden günümüze tartışıldığını/tartışılmaya devam ettiğini söylemek mümkün.

Daha çok bağımsızlık yanlısı Kürtler arasında revaçta olan bu bakış açısı pratik olarak 1990’lardan, programatik olarak ise 2000’li yıllardan sonra taban bulmamaya, azınlıkta kalmaya başladı. PKK’nin kendi programında değişiklikler yaptığı, bağımsızlığı programından çıkardığı günlerden bu yana Kürtlerin önemli bir bölümü, en nihayetinde birlikte yaşamın farklı bir biçimi olarak formüle edilebilecek yaklaşımları, yani anayasal vatandaşlık, otonomi, özerklik veya federasyon gibi yaklaşımları benimsedi.

Bu kez tartışmanın yeniden gündeme gelmesinin boyutu farklı. Geçmişte sistem içi-sistem dışı ikileminde tartışılan konularda, daha çok teorik esaslar öne çıkıyordu. Yani tartışmalarda pratik verilerden öte, teorik veriler dikkate alınıyordu. Bugün ise tartışmayı yönlendiren temel etken, devletin/hükümetin Kürtlere dönük uygulamaları...

Yani güncel pratik uygulamaların bir sonucu olarak, konu tartışılıyor.

Kürt siyasi hareketinin büyük bir kitleselliği yakaladığı, siyasal güç olarak önemli bir avantaj elde ettiği bu dönemde, görünen o hükümet de, diğer erkler de bu güçten rahatsız ve bu gücün marjinalleşmesi, etkisiz kılınması için her yol ve yöntem deneniyor. Tam da bu noktada Kürtlerin, hükümetin ve diğer erklerin bu politikalarına karşı nasıl bir argüman geliştirmeleri gerektiği üzerinde özenle durmak gerekir.

Örneğin BDP ve Blok Milletvekillerinin Meclis boykotunu ele alalım.

Bu boykotta zerre haksız bir durum mu vardı? Kürtlerin onca zorluğuna rağmen seçtikleri 36 milletvekilinden 5’i hala cezaevinde ve Hatip Dicle’nin milletvekilliği de alenen gasp edildi.

Bu haksız uygulamaya tepki göstermek kadar doğal olan ne var?

Bu haksızlığın sorumlusunun hükümet olduğu, açık. YSK’nin konumu ve mevcut yasalar gerekçe gösterilse bile, aslında hükümet bu gerekçelerin ardına gizlenerek Kürtleri bilinçli bir şekilde ‘sistem dışına’ itti. Hükümet, BDP ve Blok Milletvekillerinin Meclis dışında kalmasıyla, kendine oy veren yüzde 50’lik kesim başta olmak üzere geniş kamuoyunda psikolojik üstünlüğü ele almak istiyordu ve aldı da. Toplumun geniş bir bölümünün nezdinde, belki de BDP ve Blok Milletvekillerinin süreci iyi anlatamaması, yönetememesi nedeniyle, yalnız BDP veya PKK değil, bir bütün olarak Kürtler barış karşıtı, savaşçı bir millet olarak gösterildi. Hükümet ise Türkiye’deki çoğunluğun gözünde hep çözümden yana göründü. Kabul edelim veya etmeyelim, bu durum hükümet açısından bir avantajdır ve psikolojik üstünlüktür.

BDP ve Blok Milletvekillerinin Meclis’e dönmesi, bir yönüyle hükümetin bu oyununu bozdu. Hükümet bu oyunu sürdürebilseydi, devamında belki AKP’de yer alanlar dışındaki bir kısım Kürdü de yanına çekecek, daha çok kendi argümanları ile adımlar atacak, CHP ve MHP ile uzlaşarak Kürtlerin en fazla birey esaslı haklardan yararlanmasını sağlayacak adımlar atacaktı. Bunu da topluma, çözüm diye dayatacaktı.

Oyun bozulunca, bu kez Kürtleri siyaseten etkisizleştirecek yeni adımlar deneniyor. Bir yandan giderek artan ve muhafazakar medya üzerinden topluma sadece PKK’nin sorumluluğu biçiminde yansıtılan şiddet, diğer yandan şehirlerde yürütülen operasyonlarla göz altına alınan ve tutuklanan BDP’lilerin adı geçen medya tarafından 28 Şubat haberciliği ile karalanması, Kürt siyasetinin etkisizleştirilmesi, marjinalleştirilmesi için yürütülen yeni operasyonlar/provokasyonlardır.

Operasyonlar/provokasyonlar bu minvalde yürütülürken, tartışmayı sistemden çekilmek ekseni üzerinden yürütmek yerine, çözümün ‘sistem içi’ veya ‘sistem dışılığını’ tartışmak daha yerinde olur.

Tartışmaya kaynaklık eden noktalar, Kürtlere yeniden yaşatılan 12 Eylül günleridir. Ama şunu da unutmayalım; bugün yaşananlar geçmişte yaşananlardan farklı değil. Kürtler ilk kez bu tür vahşi uygulamalarla karşılaşmıyorlar. Kürtlerin özgürlük mücadelesi bu zor koşullarda kitleselleşmiş ve siyaseten en güçlü konumuna gelmişken, Kürtleri yeniden yer altına çekecek ve ‘TC Sisteminden Çıkmak’ diye formüle edebileceğimiz bir tartışmanın, çok da anlamlı olacağına inanmıyorum.

Elbet bu yönüyle, ‘sistem’ kavramına ne anlam yüklediğimiz de önemli. Şimdi bunları savunuyorum diye, hemen ‘sistem içi misin’ yaftası yapıştırılmasın. Çözümün sistem içi olması, sistemin dayattığı gibi olması gerekmiyor. Bu ayrı. Sisteme karşı, meşru mücadele yolları kullanılarak, yasalite zorlanarak –ki şimdiye kadar yapılan da budur- mücadele verilir ve verilmelidir. Yani çözüm ‘sistem dışı’ olmalıdır.

Ama sistemden tam kopuş denirken, kastedilen bu değil.

Savunduklarımızın hayatla, realiteyle de bağı olmalıdır. Bugün ‘TC sisteminden çıkmak’ sorununu tartışıyorsak, 15-20 milyon Kürdün cebindeki kimlik ne olacak, onu da düşünmeliyiz. Sistemden çıkmak, sadece parlamentodan çekilmek, siyasi partilerin kapısına kilit vurmak, dernekleri kapatmak, belediyeleri boşaltmak değildir. Sistemden çıkmak, tapu dairesinden tutun eğitim kurumlarına kadar, her alanda her şeyi bırakmaktır, hatta esnafın dükkanını kapatmasıdır. Yer altına çekilmenin başka tanımı var mı?

Peki 15-20 milyon Kürdü yer altına çekmek mümkün mü? Çekebiliriz diyen varsa, ben de buna hiç gerek yok, derim. Eğer çekebilen varsa, buyursun yer altına çekebileceği 15-20 milyon Kürtten, fazla değil, 1-2 milyonunu sivil itaatsiz bir yürüyüşe katsın. Ankara’ya mı olur, Cudi’ye mi olur, nereye olursa olsun, 1-2 milyon Kürdü yürütmek, ‘TC Sisteminden Çıkmak’tan daha evladır..

Bu durumu yakın tarihimizden verebileceğimiz başka örneklerle de güçlendirebiliriz.

Güney Kürdistan'daki mücadele realist siyasetin önemli bir örneğidir. 1991'den 2003'e kadar Kürdistan Federe Hükümeti Saddam'la 1971'de imzaladığı Otonomi Anlaşmasının hukuk sınırları içinde hareket etti, etmek zorunda kaldı. İsteseydi o hukuku bir günde değiştirebilirdi. Hukuku değiştirirken müzakere edeceği bir Irak otoritesi de yoktu. Oturur kendi anayasasını yazar ve yaşama geçirirdi. Hukukunu da buna uygun düzenlerdi. Ama onlar, realitenin bir sonucu olarak anayasal ve hukuksal alt yapıda değişiklik yapmadılar. Çünkü konjöktürleri buna müsait değildi.

Bu yönüyle baktığımızda ‘TC Sisteminden Çıkmak’ sözleri güzel ve kulağa hoş gelebilir. Anlattığım örnekte de 2 milyon Güney Kürdistanlı Bağımsızlık Deklarasyonu imzalamış ve BM'ye de göndermişti. Bu Kürtlerin istemi açısından iyi ve etkili bir eylemdi. Ancak sadece böyle bir eylem olarak kaldı. Siyasetin realitesi, bu talebin eylem olmanın ötesine geçmesine fırsat vermedi. Tarihe yazılmış bir not olarak kaldı ve belki de gelecekte Güney’de Kürtler bağımsız bir devlet kurduklarında başlangıç noktası siyaset realitesinin bugün yaşama geçmesine engel olduğu bu ‘Bağımsızlık Bildirisi’ olacaktır.

Bu minvalde, çözümün sistem içi olmasına karşı çıkmak ayrıdır, sistemden kopmak ayrıdır. Bunlar aynı anlama gelen kavramlar değil. Hükümet, sistem içi çözümü dayatıyor. Kürtleri bireysel hak temelli çözüme zorluyor. Kürtler ise sistem dışı çözümü zorlamalı, statü mücadelesi vermeyi sürdürmeli.

Bunu yaparken de, Kürtlerin ‘sistemden kopması’ gerekmiyor...

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89