• BIST 82.976
  • Altın 146,876
  • Dolar 3,7951
  • Euro 4,0443
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin -3 °C

Şırnak’tan zindana düşman hukuku ve Fatma Tokmak

Amed Dicle

Fatma Tokmak Şırnaklı bir Kürt ve kadın…

1990′lı yıllarında başında Diyarbakırlı biri ile evlenir ve buraya yerleşir. 

Eşi üniversite öğrencisidir ve siyasi bir aktivisttir. O yıllarda üniversiteli politize bir öğrenci olmak, Diyarbakır’da yaşıyor olmak, ‘siyasi fikirlerinle var olmak, ‘devlete teslim’ olmamak; gözaltına alınıp tutuklanmak veya sokakta yürürken ensene dayanmış “illegal devlet namlusu” ile can vermek için yeterli bir gerekçidir.

Fatma’nın eşi ve aile üyeleri de bu “sömürgeci baskılara” maruz kalan binlerce aileden biridir. 

Bu cendere dönemlerinde çoğu aile, çocuklarının tutuklanıp cezaevine gönderilmesini neredeyse ‘şans olarak’ değerlendirmektedir. 

Zira günde bir kaç insanın cenazesi Siverek, Ergani, Silvan veya Bismil yolunda başını sıkılmış kurşun ile bulunur. 

Herkesin evinden çıkarken ailesi, çocukları, kardeşleri ve sevdikleri ile vedalaştıkları zamanlardır. Çünkü akşam eve dönememek, bir torosa bindirilip sorgu merkezlerine götürülmek, infaz edilmek, cezaevine girmek bu yılların olağan düşman hukuku açısından sıradandı.

Bu şartlarda kadınıyla erkeğiyle Kürtlere düşen ise dağlara çıkmaktı. Dağa gitmeyenler ise ilk fırsatta Türkiye metropollerine göç ediyordu. Fatma’nın eşi de bunlardan biriydi. Namlunun ucundaydı. Dağa gitmek istemedi çünkü henüz 2 yaşında bir çocuğu vardı. Fatma, eşi ve çocuğu İstanbul’a gittiler. İstanbul’da hayatta kalmak için bir süre çabaladılar. Ancak Kürdistan’daki vahşi devlet gerçeği bu şehirde de tüm kiriyle hissediliyordu.

Bir süre gizlenerek yaşadı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. 1996 güzünden beri kendisinden haber alınamadı. Dağa gidip gerillaya katıldığı söyleniyor. Ama o gün bu gün hala kayıp…

Ve Fatma ile artık 2,5 yaşında olan oğlu Azad’ın işkence dolu hayatları yepyeni bir evreye girdi. Bir tanıdıklarının evinde misafir kalıyorlardı. 9 Aralık 1996 yılında ‘İstanbul Terörle Mücadele Polisleri’ tarafından gözaltına alınarak Aksaray Terörle Şube Müdürlüğü’ne götürüldüler. 

50024Kendisine ‘insanım’ diyen hiç kimsenin aklına gelmeyeceği işkencelere maruz kaldılar. Polisler Fatma’yı konuşturmak için küçücük Azat’a gözlerinin önünde işkence yaptılar. Fatma, ilişkisi olmadığı olaylarla suçlanıyordu. Bu suçu kabul ettirmek için küçük Azat’ın bedeninde sigara söndürdüler. Bu işkence seansları 4 gün gece gündüz devam etti. Küçük Azad hem işkenceye maruz kalıyordu hemde annesine yapılan işkenceye tanıklık ediyordu. Anne ve oğlu birbirlerine cinsel tacizde bulunmaları için zorlandı. Azad’ın sırtına elektrik verildiği ve ellerinde sigara söndürüldüğü İstanbul Tabib Odası ve TİHV’in raporlarıyla belgelendirildi. 

Fatma Tokmak Türkçe bilmiyordu. İçeriğini bilmediği bir ifadeye parmak bastırıldı, ardından çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. Oğlu Azad, yakın aile bireylerinin yanına ya da annesinin yanına, cezaevine gönderilebilecekken, işkence olsun diye Çocuk Esirge Kurumu’na gönderildi. Avukatların girişimi sonucu 1,5 sonra cezaevindeki annesinin yanına gönderildi.

Fatma Tokmak bir kaç duruşmadan sonra müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Gördüğü işkenceler sonucu cezaevinde kalp hastalığına yakalandı. Doktorların verdiği rapor sonucu Mayıs 2006 yılında tahliye edildi. 2010 yılında Yargıtay müebbet hapis cezasını onadı.

Avukatları sağlık durumunun ağırlaşması nedeniyle infazın ertelenmesi için başvuruda bulundu ancak talep reddedildi ve Fatma Tokmak tekrar tutuklandı.

Şimdi Bakırköy Kadın ve Çocuk Kapalı Cezavinde ciddi derecedeki kalp ve rahim kanseri ile boğuşuyor.

Cezaevlerindeki yüzlerce hasta tutsak gibi tedavi olmayı bekliyor.

Cezaevlerindeki hasta tutsaklara ilişkin var olan ‘sessizlik’ ve ‘duyarsızlık’ onu da diğer binlerce tutsak gibi rahatsız ediyor. 

Vicdan sahibi olan her insanı rahatsız ettiği gibi.. 

Fatma ve Azad Tokmak’ın hikâyesi Kürdistan ve Türkiye’de yaşanmış binlerce hikâyeden sadece ikisi… 

Onların sömürgeci hukuka verdikleri bir ders var: İnadına hayatta kalmak…

Peki, biz ne yapıyoruz? Devlete çağrı yaparak bırakılmalarını istiyoruz. 2,5 yaşındaki bebeğin eline sigara söndürmüş bir devletin kendiliğinden ‘merhamet’ dağıtacağına gerçekten inanıyormuyuz? Bu devlet geleneğinin anladığı dil daha gür daha sarsıcı bir ses oysa…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89