• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 1 °C

Sırlar ve yalanlar

Yıldırım Türker

Savcılar, gazetecilik dersleri vermeyi ihmal etmeyip literatüre sözgelimi 'normal gazetecilik' gibi tanım katkılarında da bulunuyorlar. 

Dönemin en utanç verici basın performansı Ergun Babahan’ınkiydi. Kimseyi de şaşırtmadı elbet. Babahan’ın gazetecilik serüveni, kendisini iktidara göre konumlandırmak üzere kurulu bir gel-gittir.

37529

Şimdi de birkaç zamanlaması tartışılır özeleştiri ve benzeri küçük hamleyle kimsenin ciddiye almadığı adam olarak da olsa iyi kötü idare ederken tekamül etmemiş erkekliğine takılıp boylu boyunca yere kapaklandı.

Küçük oğluyla birlikte seyrettiği maçın sonunda cuşuhuruşa kapılıp Ayfonu ya da Blekberisine sarıldığı gibi twitter’ı bastı. “Bu kupa Amerika’ya girsin.”

Şimdi bu adamların girsin çıksınla ilgili büyük dert sahibi olduklarını, ne kadar rafine geçinseler de bir futbol çimdiğiyle ne mal olduklarını açık ediverdiklerini biliriz.

Today’s Zaman’daki işini yine twitter mesajı yoluyla kaybetmesi, binbir dereden su getirerek özürler dilemesi, Fethullah Hoca’ya saygı ve sevgilerini sunmalara doymaması ve yandaş gazetesinden bir süreliğine izne ayrılmasıyla sonuçlanan bu küçük ‘dil sürçmesi’ elbette Başbakanı’nın ısrarlı ve zincirleme ‘dil sürçmesi’ gibi müsamaha görmedi. 

Gerçi Babahan, bunun bir dil sürçmesi olduğunu iddia etmedi. Onun açıklaması daha kurnazcaydı. Güçsüz olanın kurnazlığı. O, klavye sürçmesine buluyordu bahaneyi. Gitsin diyeceğine girsin demiş bulunmuş akıllı telefonu.

Başbakan’ın ‘dil sürçmesi’ açıklamasından sonra bile samimiyetinin, doğruculuğunun, dik duruşunun sorgulanmıyor olmasını nasıl değerlendirmeli, bilemiyorum. Dil sürçmesinin hıçkırık gibi masum bir tökezleme olduğunu zannedenlere hiç dokunmuyorum bile.

Ergun Babahan, çift başlı iktidarın muteber elemanı olma şansını şimdilik kaybetti. Ama onun kumaşından insanlar yeni gazeteci kimliğine aday. Ortak özellikleri Babahan tıynetinde tırşikçilik. Polis zulmünü, devlet işkencesini, asker katliamını görmemeye yeminli. Fethullah Hoca’nın anladığını anlıyorlar barıştan. Yani ‘düşmanın’ toptan imhasının gerektiği konusunda hemfikirler. O düşmanın sınırları genişledikçe iyice suspus olup aklıselim alıştırmalarıyla işi idare ediyorlar. Hep ‘büyük resme’, ‘gelişen ve büyüyen Türkiye’ye’ bakıyorlar. 

Uludere’de 34 kişinin savaş uçaklarıyla bombalanarak öldürülmesinin tamamiyle milli bir katliam olduğuna yemin ediyor, Başbakan, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay.

Amerikan basınına da haddini bildirmeye hazırlanıyor Başbakan. İstihbarat Amerika’dan mı yoksa MİT’ten mi gelmiş tartışması geriliyor ufkumuza. Uludere katliamının sessizce örtbas edilmesi çabaları içindeler.

Ergenekon tutuklamaları, 12 Eylül hesaplaşması derken, o dönemi aratmayacak bir katliam ve baskılar yaşanıyor.

Ezcümle yalanlar ve sırlar birer birer dökülüp sökülecek, mumlar yatsıyı beklemeyecek diye sevinirken iyimser toplumumuz yepyeni sırlar ve yalanlar örgütlenmesiyle karşı karşıya.

Hükümet ısrarla “Gazeteciler gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklu değil” demeçleri veriyor.

Demokrasi yıldızı Bülent Arınç, “Ama yazdığından, çizdiğinden dolayı şu ana kadar Türkiye’de 1-2 kişiden bahsedebilirsiniz ama ‘yüzlerce, binlerce kişi var’ derseniz ‘sizin aklınızdan zorunuz vardır’ denir” buyurdu daha geçen gün.

Oysa KCK iddianameleri açıklandı. Savcı kılığında polislerin gazetecilerin suçlarını ispat etmek için işaret ettikleri ortada.

Sözgelimi Çağdaş Kaplan’ın Mezopotamya’nın Sesi radyosuna telefonla bağlanarak haber ile ilgili bilgi vermesi savcılara göre suç. Çünkü o radyo savcıya kalırsa ‘PKK’nın destekçisi’.

Dahası var. Çağdaş, “İHD: Kartepe’de sağ yakalama imkânı vardı, insan hakkı ihlal edildi” başlığından dolayı da suçlu. İHD’nin iddiasını haber yapmak da suç savcılara göre.

Çağdaş’ın bir haberinde yer alan “BDP’nin gençlik kolu DYG’nin üyeleri anadilde savunma yapmak istiyor” cümlesi de suç. 

Ezcümle, savcı, Çağdaş’ın haberlerini beğenmemiş. Onun bağımsız olmadığına inanıyor. Onun İHD’nin, avukat Ercan Kanar’ın fikirlerini yansıtmasını suç ilan ediyor.

Kimse yazdıklarından dolayı tutuklanmamış, kimsenin gazeteciliğine sınır konmuyor ya, Çağdaş’ın, oğlu operasyonda ölen bir Kürt annenin “Artık çocuklarımız katledilmesin, Kürt ve Türk anaların yüreği yanmasın” sözlerini başlık yapması, iddianamenin genç gazeteciye karşı en güçlü delili.

İddianameden okuyoruz: “Kamuoyunda bir annenin teröre kurban giden örgüt mensubu çocuğu için duyduğu acı ve ızdıraptan örgüt lehine sonuçlar çıkarmaya, bu acıyı örgütün propagandasına dönüştürmeye çalışan bir haber.”

Bu iddianameyi hazırlayan savcılar, arada uzun gazetecilik dersleri vermeyi ihmal etmeyip literatüre sözgelimi ‘normal gazetecilik’ gibi tanım katkılarında da bulunuyorlar.

Normal gazeteciden anladıkları Babahan ve gibileri besbelli. Ama yağma yok! Belki bizim aklımızdan zorumuz var ama siz düpedüz yalancısınız.

HAMİŞ:

Bu yazıyı bir gün gecikmeyle de olsa bir 19 Mayıs şiiriyle bitirmek istiyorum. İkidir mezarı paramparça edilen Can Yücel’in 1971’de Adana Cezaevi’nde yazmış olduğu şiir ile selamlamak istiyorum bütün tutuklu gençleri, gazetecileri, o ‘şarabi eşkıyalar’ı. 

bugün ondokuz mayıs
mayısın ondokuzu
sen ey türk istiklalinin koruyucusu
sen ey ülkemizin geleceği
ulusumuzun gözbebeği
sen ey demir parmaklıklarında barfiks yapan
ranzalarda perende atan
sportmen ve kahraman türk gençliği
önünde bütün kilitbahirler açık
ama her zaman samsun’a çıkılmaz a
bu sabah da avluda volta atmaya çık

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89