• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 1 °C
  • Berlin 0 °C

Sınır

Zana Farqînî

Egemen uluslar ve devletler için sınır kavramının ayrı bir anlamı varken, Kürtler için ise bu anlam çok daha farklı. Ne siyasi sınır, ne coğrafi sınır, ne doğal sınır ne de tarihi sınır gibi kavramlar genel olarak Kürtleri pek ilgilendirmiyor.

Çünkü sınır demek bölünmek demek, parçalanmak demektir. Acı demek, ölüm demek, ayrılık demektir. Aileleri, aşiretleri, sevgilileri ve nihayetinde Kürtleri birbirinden ayıran, aralarına engel koyan yasak demektir.

Serxet ile Binxet arasında örülmeye başlanan utanç duvarlarından sonra, Kürtlerin gündeminde sınır olgusu daha fazla görülür olmaya başladı. Bunda da Nisêbîn Belediye Başkanı sayın Ayşe Gökkan’ın payı elbette büyük. Zira sınır boylarında yaşayanların duyarlılığı diğer insanlardan çok daha farklı olur.

İnsan sormak istiyor; acaba dünyada kaç halk Kürtler gibi sınırlarla birbirinden ayrılmıştır diye. Bir de egemen anlayıştan farklı olarak sınır olgusuna bir anlam yüklemiş kaç halk var?

Sınırın ne olduğunu o halklara sormak lazım. Çünkü aynı dertten muzdarip olanlar, aynı akıbeti yaşayanlar birbirlerini daha iyi anlarlar.

Bir de yaşamak ile bilmek farklı şeylerdir. Kürtçede bir deyiş var: Dîtin û gotin nabin yek, yani görmek ile söylemek aynı şey değil, diye.

Ben de aynı şeyi yaşadım. İlk kez Nisêbîn’e gittiğimde sınırın ne olduğu, ne anlama geldiğini çok daha derinden yaşadım, hissettim. Sınır boylarında yaşanmışlıklarla ilgili bir şeyleri okumak, bir filmi izlemek elbette insanı etkiler. Hele kalbi nasır bağlamamış olanları.

Mêrdîn Havaalanı’ndan Kürtçe deyimle Serxet kısmından Nisêbîn’e kadar, o sınırın yanından yol alırken hep sınırın etkisinden kaldım. Gözümün önünden birçok şey canlandı, birçok şeyi, daha önce okuduklarımı, seyrettiğim filmleri hatırladım. Parçalanmışlığı, sınırlarla birbirinden kopartılan insanların dramlarını ve bir de Ehmedê Xanî’yi düşündüm. Bu büyük insanın sınırların Kürtler için neyi ifade ettiğini anlattığı beyitlerini andım.

Bu konuyla alakalı şöyle diyor Xanî Baba:

Goya ku li serhedan kilîd in
Her taîfe seddek in, sedîd in
Ev Qulzemê Rom û Behrê Tacîk
Hindî ku bikin xurûc û tehrîk
Kurmancî dibin bi xwîn mulettex
Wan jêk vedikin mîsalê berzex

(Sınır boylarında Kürtler sanki kilitmiş/Ve her bir aşiretleri sanki bir setmiş/ Şu Tacik Denizi ile Kızıldeniz gibi Rom Deryası/ Çıktıkça yerinden ve harekete geçtikçe dalgası/ Kürtler tümüyle kana bulanırlar/ Ve bir berzah gibi onları ayırırlar.)

Sınırların Kürtlere neye mal olduğunu, başlarına neler getirdiğini 1695 yılında yazmayı tamamladığı Mem û Zîn’de şiirle böyle tasvir ediyor Filozof Xanî. Ayrıca egemen devletlerin kendi aralarındaki savaşlarda, yine acı çekenin, kan deryasında debelenenin sınırların her iki tarafına düşen Kürt halkı olduğunu belirtiyor.

Bu siyaset hâlâ da egemenlerce öz itibariyle uygulanıyor.

Ama, eskiden olduğu gibi, Kürtlerin içi bu sınırlara hiç ısınmadı. Mayınlı alanlarla, tel örgülerle oluşturan sınırları hep sorguladı, kabul etmedi.

Şimdi ise utanç duvarlarına karşı Kürtler bedenlerini ölüme yatırabiliyor. Nisêbîn Belediye Başkanı Ayşe Gökkan’ın başlattığı, sonra seçilmişlerin destek verdiği eylem ve en sonunda da 7 Kasım’daki görkemli miting sonucunda 21. asrın utanç duvarlarının yapılmasının durdurulduğu açıklandı.

Bu örgütlü olmanın kazanımıdır. 20. yüzyılın başındaki Kürt yok. Artık asıl olan Kürt halkının rızası ve kabulüdür. Ne zulüm, ne baskı, ne de halkın iradesine rağmen yapılan hiçbir şey baki değildir.

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89