• BIST 97.726
  • Altın 145,622
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 20 °C

Silahlara veda…

Ersin Tek

Bu başlığı okuyunca ne hisseder insan?

Bu ülkede çoğu kimse için bu başlık, gerçekleşmesi imkânsız bir düş; bir kısmına göre ise, telaffuz bile edilmemesi gereken bir durum; bir kısmına göre ise yakınına ulaşmamıza az kalmış gecikmiş bir sevinç…

Okuyanlar hatırlar, Ernest Hemingway’ın ‘Silahlara Veda’ diye bir romanı vardır. Romanında, sıcak savaşın ortasında kalan iki genç yüreğin-Henry ve Catherine’nin-aşkını anlatır. Bu iki genç insan hem kendi sevgi dolu dünyalarında, hem de savaşın yakıp yıkan acımasız dünyasında gezinirler… Hayatın bütün zorluklarını sevgileriyle aşmaya çalışırlar.

Çok trajik bir durumdur bu; bir yanda insanı yok eden savaş, öbür yanda insanı insan yapan sevgi ve yaşama sevinci…

Aşk ve ölüm birbiri içinden akan iki ırmak misalidir aslında… Ve her aşk gibi bu kitaptaki aşk da, ayrılığın rengini ölümle tadıyor. Catherine’nin ölümüyle son bulan mutlu bir gelecek düşü ve yağmurlar altında yalnızlığa yürüyen bir adam kalıyor geriye…

Hemingway, kitaplarını yazarken yalnız savaşı anlatmakla kalmayıp, savaşın olumsuz etkilerini de gözler önüne seriyor. Kendisi de, Birinci Dünya Savaşı’na bizzat katılmış biri. Bu eseri de, o savaş yıllarının etkisiyle yazılmış. Kitabı okurken insan adeta kendini kaybediyor ve o savaşın içinde buluyor kendisini, yaşıyormuş gibi oluyor… Bir an için de olsa, kendi savaşınızı unutuyorsunuz.

Savaşın bu acımasız yüzünü yakından gören Hemingway, hayatının sonlarına doğru her şeyin boş olduğuna dair fikirleri oluştu. 62 yaşında babası ve annesi gibi av tüfeği ile kendini vurarak yaşamına son verdi. Kendi canına kıyarak, bu oyunu terk etti.

Ama biz, hâlâ bu yıkıcı oyunun ortasında takılıp kalmışız. Özünü yitirmiş insanlığı ve geri dönüşleri yaşıyoruz sil baştan. Çünkü tarih kanla yazılır diye öğretti tüm teoriler, tüm yaşananlar. Böyle miydi gerçekten? Beşerin budalalıkları bitmeyecek miydi asla?

 Oysa yeter -Êdî Bese- diyor yüreklerimiz! Bu salgın budalalıklara yeter artık…

Bugünlerde gündem yine, gencecik insanların-asker ve gerillanın- ölüm haberleri ile sarsıldı. Bazılarına da, savaş çığırtkanlıklarını ve ezberlerini kusmak için fırsat doğdu tabi. Ve kadim medya her zaman yaptığı gibi, bu ölüm haberlerini yamuk bir bakışla dramatize ederek, savaşın ve ölümün karanlık yüzünü gizlemeye çalıştı. Öfke ve intikam duygularını daha da çok besleyecek sözleri ve yüzleri çıkardı ekranlara.

İlkbaharın yağmurlu havasıyla, çiçek açan ağaçlar bile ağlıyor oysa. Kan emiciler ise hala planlar yapıyor. Daha çok kan ve gözyaşı için. İçimizi daha çok acıtmak için yapıyorlar her şeyi.

Gencecik insanların hatıraları ve onlar geçip giderken arkalarında dökülen gözyaşlarımız çoğalıyor şimdi.

O soğuk toprağa düşen genç tenlerin hangi aşkları, hangi düşleri, hangi masum öpücükleri çiğ yüreklerinde götürdüklerini asla bilemeyeceğiz. Ve ölüme yakın oldukları o an’da neler hissettiklerini… Her biri kendine gizlediği kendi beni ile uçup gitti aramızdan. Sözcükler aciz, yetişemez hiçbirine. Gecenin karanlık rüyaları olarak kalacaklar gözlerimizde...

Baharın gelişine sevinemiyoruz, bu çaresiz gözyaşları fırtınanın habercisi mi yoksa? Her bahar gelişi, savaş başlayacak, ölüm haberleri gelecek diye bir tedirginlikle açıyoruz gözlerimizi yeni güne… Eylemsizlik kararı bitti diyorlar. Artık her el tetik üzerinde, pusu kurmuş bir halde. Kızgın havada kan kokusu var.

Savaş bir adım ötemizde. Çürümüş söylemler ve ırkçı parmaklar burnumuzun üzerinde geziniyor bu aralar. Medya, katillerin posterleri ve provokasyon haberleri oturup kalkıyor. Birilerini özentiye çağıyorlar. Çünkü bu unvan öyle kolay kolay ele geçmez diyorlar.

Şehirlerin ardındaki dağlarda ise süren savaş; yamaçları hafifçe yeşillenmiş o kahverengi dağlarda şimdi tank top sesleri yankılanıyor. Kardeşliğin, barışın yoluna bırakılmış mayınlar patlıyor.

Aslında operasyon yapanlar çok iyi biliyor, o dağları asla ele geçiremediler; ele geçiremeyeceklerde. Ve dağlardakiler de, şiddetle taleplerine ulaşamayacaklarını söylüyorlar zaten. 

Geriye sadece daha fazla ölüm ve gözyaşı bırakacaklarını bile bile, o zaman neden böyle yapıyorlar?

Bu, kan üzerine kurulmuş ekonomik ve siyasal bir düzen. Birilerinin ölümünü kendine zafer ve kazanç gören insanlar. Her yerde bunlar var. Bu nasıl bir çelişki; başkasının ölümü üzerine kurulmuş hayaller ve hesaplar…

Bu düzenin savunucuları olacak bunlar ve gittikçe daha da pervasızlaşacak gibi duruyorlar. Bunu söylemek için; Darbe anayasasının değişmesini engellemek için yapılan oyunlara bakmak bile yeterli...

Kan gölünde boğmak istiyorlar tüm umutlarımızı, barışa olan özlemlerimizi. Ama onlarda artık görüyor, konjonktür onların aleyhine işliyor. Dünya yeni bir dünya… Hiçbir şey gidenlerin arkalarında bıraktığı gibi değil; gözyaşına, acıya doymuş anaların yürekleri var; kardeşlik ve özgürlük için çığlık çığlığa bağıran güçlü taraflar var...

Barış, bu puslu ortamda öyle gerçek dışı ve öylesine heyecanlı ki; her şey direniş ve aşk dolu… 

Kürtçede bir atasözü; ‘‘Uyku ile keklik bir arada olmaz.’’ der. Yani ya uyursun keklikten olursun, ya da uyanık kalır kekliği yakalar uykudan olursun. Birine ulaşmak için birinden vazgeçmelisin.

Ya barışı yakalamak için şiddetten vazgeçeceğiz, ya da şiddetin içinde boğulup barıştan vazgeçeceğiz.

Sizce hangisi?

Nietzsche’nin sonsuz tekrar önermesiydi herhalde, öyle kalmış aklımda. Şöyle diyordu:‘‘Bu hayatı, bu saati öyle çok kez yaşadık ki; yenilmedik; direnecek kadar güçlüyüz; tek yapacağımız şey, Evet demek.’’

Zaman bizimle oyun oynuyorken, zamanın hızla ve geri dönülemez bir biçimde geçişi bizi umutsuzluğa sürüklemeden; acılarımıza, öfkemize yenilmeden; Silahlara veda ederek; Barışa Evet! diyebilecek miyiz?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89