• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 3 °C

Silahlar sussun, fikirler konuşsun!

Şahin Alpay

2013 Nevruz’unda Diyarbakır / Amed’de tarih yazıldı. Tarif edilmez acılara ve kayıplara neden olan kardeş kavgasının son bulması yolunda büyük bir adım atıldı.

Türkiye Kürtleri artık yaşamlarına barış ve huzurun hakim olacağı, iki ateş arasında kalmayacakları umuduyla görülmemiş bir bayram yaptı. Kanla beslenenler hariç, ezici çoğunluğuyla Türkiye’nin geri kalanı da, barışa kucak açtı. 

PKK lideri Öcalan, 21 Mart 2013’te yaptığı açıklamada “Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun noktasına geldik…” derken, Başbakan Erdoğan’ın “Artık şiddet sussun, artık siyaset konuşsun; artık silahlar sussun, fikirler, düşünceler konuşsun…” şeklindeki sözlerine (Urfa, 29.12.2012) gönderme yapıyordu. Bana göre, Başbakan ile Öcalan’ın aynı “nokta”da buluşmaları, iki tarafın da Kürt sorununa şiddet yoluyla çözüm bulunamayacağını; çatışarak kaybetmeye, konuşarak ise kazanmaya mahkûm oldukları gerçeğini teslim etmelerini ifade ediyor

Peki, bu noktaya nasıl gelindi? Bu noktaya geldik, çünkü devlet de, PKK da zamanla değişti. Hatırlayalım: Soğuk Savaş bitene kadar Ankara’ya “askerî çözüm” zihniyeti hakimdi. İzlenen politikanın özü şuydu: Kürtleri inkâr, zorunlu asimilasyona tabi tutma, itiraz edenleri yasak ve şiddetle susturma, dış Kürtleri düşman görme... 1990’dan itibaren “sivil-siyasi çözüm” sinyalleri gelmeye başladı. SHP’nin Kürtlerin kimlik haklarından söz eden “Güneydoğu raporu” yayımlandı. Turgut Özal, Kürtçe yasağını kaldırdı; “Annem Kürt’tür, niye federasyonu tartışmıyoruz?..” dedi; Öcalan ile diyalog arayışına girdi. Demirel, “Kürt realitesini tanıyoruz” dedi. Tansu Çiller “Bask modeli”nden dem vurdu. Mesut Yılmaz, “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi. Erbakan dahi PKK ile diyalog kurmaya çalıştı. Ne var ki her defasında siyasilerin iradesi askerlerin katı Kemalist iradesi önünde diz çöktü. Savaş iyice kirlendi. 

Askerî vesayete fiilen son vermeyi başardıktan sonra, “sivil-siyasi çözüm” iradesini adım adım hakim kılan Tayyip Erdoğan oldu. Şimdi Ankara’ya hakim olan politikanın özü şu: İnkâr bitti. Zorunlu asimilasyonu gerileten, Kürtçenin propaganda dili olarak yasallaşmasından okullarda seçmelik dil olmasına kadar uzanan birçok adım atıldı. 4. yargı paketiyle şiddet içermeyen ifade özgürleşiyor. Irak Kürtleriyle (Barzani ve Talabani’nin deyişiyle) “mümkün olan en yakın ilişki” kuruldu. Ve nihayet, PKK ile müzakere süreci başladı. Elbette ki Erdoğan bu politikayı özgürlüğe inanan bir liberal olduğu için benimsemedi. Onu pragmatik bir politikacı olarak bu noktaya getiren, Türkiye’yi dünyanın ilk on ekonomisi içinde görme ideali ve İslam kardeşliği inancı. 

Hatırlayalım: 1978’de kurulduğunda PKK bütün Kürtleri, silahlı isyan yoluyla tek bir Marxist – Leninist bayrak altında toplamayı hedefliyordu. Gerçekler karşısında önce Marxizm–Leninizm’i, sonra Pan–Kürdizmi terk etti; ayrılma yerine özerkliği savunmaya ve nihayet silahlı isyan yerine demokratik siyaset imkânını aramaya başladı. Son beyanından anlıyoruz ki, artık ulus devlet fikrine sıcak bakmıyor; “herkesin özgürce ve kardeşçe bir arada yaşayacağı yeni bir model” arayışında. Elbette ki Öcalan’ın arayışı, özgürlüğe inanan bir liberal olmasından kaynaklanmıyor. Silahlı mücadelenin artık ne Kürtlere, ne de kendisine kazandırdığını gördüğü için bu noktaya geldi. 

Şimdi sıra Öcalan’ın çağrısının uygulanması, silahların karşılıklı susmasında ve elbette ki büyük ihtiyacımız olan, özgürlükçü ve çoğulcu demokrasiyi güven altına alacak anayasanın yapılmasında.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89