• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 2 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara -7 °C
  • İzmir 1 °C
  • Berlin 0 °C

Silah bırakma süreci başladı mı?

Ferda Çetin

Önceki gün HDP ve hükümet üyelerinin birlikte yaptıkları açıklama ile, Kürt tarafı ve Türk devleti arasındaki diyalog resmen ve alenen müzakereye evrilmiş oldu.

Açıklamanın hemen ardından Yeni Şafak, Akşam, Star, Sabah, Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleri, aynı sözlerle, "Hükümet ile HDP’den tarihi çağrı: PKK silah bıraksın" ortak manşeti attılar. Ne yapılan açıklamada, ne de metnin içinde bu manşeti doğrulayan bir cümle yoktu.

Bir anlamıyla daha müzakere başlamadan ihlal ve manipülasyon başladı.

Oysa muhataba nesne muamelesi yapıldığı an müzakere ruhu ölür. Kendinden menkul haklılık müzakere ile bağdaşmaz. Tarafların yüzleşmesi, taraflardan biri alçakgönüllülükten yoksunsa gelişemez.

Biliyoruz ki müzakere amacıyla yapılan görüşmeler, hakikati tesis etmek için girişilen çabalar bütünüdür. Bu zorlu çabanın bir tek sorundan ve tek taraflı taleplerden oluşmadığını da biliyoruz. Bu nedenle müzakere, taraflardan birinin dayatması olamayacağı gibi, yöntem de tahrik ve tahrip edici değil, yapıcı ve birleştirici olmalı.

AKP Hükümeti, bu çerçevenin bir gereği olarak, kendi istem ve taleplerini Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin ortak talebi haline getirme çabasından vazgeçmeli.

AKP Hükümeti ve yandaşı medyanın diline doladığı silah bırakma meselesi, TC devletinin geçmişteki günahları perdeleme ve geleceğe yönelik plansızlığını gizlemek amacıyla, etkili bir argümana dönüştürülmemeli.

PKK’nin bir parça örgütü değil bir halk hareketi olduğu; ideolojisi, politikası ve halk içindeki örgütlenmesi ile sadece Türkiye’de değil, Suriye, Irak ve İran’da da mücadele ettiği; Ortadoğu gibi bir savaş alanında silah bırakma değil, Türkiye’de bir eylemsizlik halinin daha gerçekçi olduğu kabul edilmeli.

Kürdistan’ı sömürge statüsünde tutan devletler dışında DAİŞ, El Kaide, Nusra, ÖSO ve adını sayamadığımız yüzlerce silahlı örgüte karşı, PKK’ye ve Kürt halkına silahsızlanma önermek, "kendi elinizle intihar edin" demekle eş anlamlıdır. Kaldı ki müzakere edilen konu başlıkları içinde silah bırakma birinci maddede değil, en sonda ele alınması gereken bir konudur.

AKP Hükümeti ve destekçisi konumundakiler, müzakere denilen sürecin iki taraftan oluştuğunu artık anlamalı. Bir zamanlar savaş alanında ve meydan okumayla dile getirilen taleplerin, nicelik ve niteliğinden bir şey kaybetmeksizin, şimdi müzakere masasının üstünde durduğu görülmeli.

Meydan okuma, restleşme ve karşı tarafın atacağı adımları bekleme durumu bu açıklamayla sona ermiştir. İyiniyet, samimiyet ve dürüstlük varsa eğer, müzakerenin çerçevesi olarak kabul edilen hususların görüşülmesine derhal başlanmalı. Propaganda ve psikolojik savaşın eşlik ettiği, rakibin yanlış yapmasını bekleyen gerilim politikası terk edilmeli. Çünkü sankronize ilerleme veya merdiven modeli denilen ilişki tarzı, karşılıklı adımları zorunlu hale getiriyor.

Müzakere süreci, Kürt ve Türk toplumunun dışarıdan izleyerek, toplum mühendislerinin halet-i ruhiyesine göre gah öyle gah böyle, tezahüratla eşlik edilecek bir süreç değildir. Halk, kendisini doğrudan ilgilendiren konuların müzakere edildiğini unutmamalı. Güvensizlik ve inançsızlık içinde, "bu hükümet adım atmaz, hiçbir değişiklik olmaz" demek kadar, "nasılsa görüşmeler oluyor, heyetler gidip geliyor, o halde işler yolunda" rehaveti içinde olmak da bu sürecin en büyük handikapı olacaktır.

Kürdistan ve Türkiye toplumu, müzakere sürecinin asli taraflarıdır. Kendi kaderlerini ilgilendiren bu süreci bir izleyici gibi dışarıdan izlemek, müzakere sürecine yapılabilecek en büyük kötülük olacaktır.

Bu nedenle halkın tartışma, sorgulama, eleştiri, protesto ve direnişi depolitize edilmemeli. "Sürecin hassasiyetleri" ve "müzakerenin kırılganlığı" gibi ucuz söylemlerle Kürt halkı ve Türkiye demokrasi güçleri pasifize edilmemeli.

Süreci ağırdan alan, talepleri sulandıran, yapay gündemlerle müzakereyi geriye çeken yaklaşımlara karşı meydanlarda, sokaklarda, üniversite kampüslerinde, en büyük "izleme kurulu" olan halk, meşru ve demokratik eylemleri ile bu sürecin güvencesi olacaktır.

Türkiye’nin yakın tarihini bilenler, böylesi kritik dönemlere, ses getiren siyasal bir cinayetin veya büyük bir provakasyonun eşlik ettiğine de tanıklık etmiştir. Bakalım bu kez bu "format" bozulacak mı?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89