• BIST 108.277
  • Altın 151,616
  • Dolar 3,6780
  • Euro 4,3348
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 16 °C

Sıfır güvenlikten sıfır probleme: Türk dış politikası ve Asya açılımı

Nihal Bengisu Karaca

ÜÇ gündür Başbakan Erdoğan ve başta Ahmed Davutoğlu ile Zafer Çağlayan olmak üzere bazı vekillerin, işadamlarının ve gazetecilerin eşlik ettiği heyetle birlikteyim.

Seyahatin amacı, Pakistan ve İran ile ilişkilerin geliştirilmesini hedefleyen bir dizi politik ve ekonomik temasta bulunmak.

Gezinin İran ayağı benim açımdan yeni başladı, ama siz bu yazıyı okurken biz dönüş yolunda olacağız. Zaten meselenin Pakistan faslında öne çıkan o kadar çok vurgu var ki, her biri tek başına bu yazıya ayrılan yeri zorlar. İyisi mi, bir yerden başlamak ve özetlemek...

Başbakan Erdoğan'ın gezisinde sürekli olarak "kardeşlik", "dayanışma" ve "sonuna kadar yanınızdayız" temaları öne çıktı. Bu temalar "sıfır problem, maksimum işbirliği", "yoğunlaştırılmış işbirliği", "barış havzaları oluşturmak", "Ortak Asya stratejisi üzerinde çalışmak" gibi kavramlarla desteklendi. Heyette işadamlarının bulunması ve iki ülkenin ekonomiden sorumlu yetkililerini, iki ülkenin işadamlarını bir araya getiren forumların gerçekleştirilmesi, söz konusu buluşmayı sık sık ticari ilişkiler eksenine çekti. Ancak Pakistan, "Gün geçmiyor ki yeni bir terör eylemi vuku bulmasın" şeklinde bir cümleyi rahatlıkla kullanabileceğiniz bir ülke. Afganistan sınırından geçen Taliban militanları ülke gündeminin merkezinde. Öte yandan Türkiye-Pakistan halkları, tarihsel nedenlerle birbirlerine muhabbet besleyen iki halk olsalar da kültürel farklar azımsanacak gibi değil. Dolayısıyla "sıfır problem, maksimum işbirliği" ilkesi gelecek için güzel günler vaat etmekle beraber halihazırdaki durum mecburen "sıfır güvenlik, minimal tanışıklık" düzeyinde. Fakat gerek arkasına bu konuda parlamentosundan oybirliğiyle çıkan kararın gücünü de alan Pakistan tarafı, gerekse Türkiye, engellerin aşılabileceği ve her iki taraf için de sonucun "kazan-kazan" olacağı konusunda hemfikir.

Ortak Asya stratejisiyle terörle mücadelenin küreselleşmesi amaçlanıyor; mevzunun ekonomi ayağında ise hem Çin, Hindistan gibi dev Asya ekonomilerinin mağdur ettiği orta ölçekli Pakistan, İran, Özbekistan, Kazakistan gibi ülkelerin kalkınmasını sağlamak, hem de küresel mali krizin zararlarını aşmak ve ekonomisini geleceğe doğru büyütmek isteyen Türkiye'nin yeni pazarlar edinmesini temin etmek hedefi var. Bu hedeflerin başarıya ulaşmasında psikolojik eşiklerin aşılmasının, yani tarihi

yakınlıklarımızın etkisinin olmasına rağmen, düne kadar konuşmaya/ilişki kurmaya değer bulmadığımız ülkelerle ilişkiye geçmek gerekiyor. Hem de o milletlerdeki "psikolojiyi" doğru değerlendirmek lüzum ediyor.

"Nedir o psikoloji?" sorusunun cevabı, aynı zamanda "Neden bu ülkeler şimdi Türkiye ile ticaret yapsın?" sorusunun da cevabı. Çünkü bu ülkeler, sürekli olarak kendilerini Türkiye'den alacaklı sayma eğilimindeler. Ortak Asya stratejik işbirliğinin mimarlarına göre bu iyi bir şey. Çünkü kendisini alacaklı sayan, aynı zamanda ait hissedendir. Türkiye'nin bölgede şimdiden sözü geçen bir ülke olmasını, görüşmelere "elde var bir" ile başlamasını sağlayan; geçiş üstünlüğü veren de bu hasleti.

Eski mahallenin toplanıp maç yapacak olması, "Türkiye'yi AB'den koparıyor mu?" şeklindeki endişeler hakkındaki hâkim yaklaşım ise şu: AB'den kopulmuyor, sadece bir "güç temerküzü" yoluna gidiliyor. Nasıl ki AB'ye girerken "bir yerden kopmak için değil, bir yerde olduğumuz için" AB'ye girmek mevzubahis olmuştur, Asya'ya açılırken de aynı ilke geçerlidir, ne fazlası ne azı...

DOĞU VE BATI ARASINDA 'İMAM HATİP'LER

Bu "bir yerde olduğumuz için" meselesinin önemi, daha doğrusu "Doğu ile Batı arasındaki Türkiye" klişesinin bazı sorunlara sahici ve yapıcı çözüm geliştirmek bağlamında o kadar da boş olmadığı, Pakistan Başbakanı Gilani'den gelen "aşırı Taliban'a karşı makul bir din bilgisi eğitimi veren imam hatip modeli" istemiyle de kendisini gösteriyor. Batı tipi modernleşmenin dinselliğinden bahisle, laik devlet ve toplum sistemi için sorun addettiği imam hatipler, aşırılığın hâkim olduğu ülkeler için bir "kontrol" aracı, dini eğilimleri sistemle hizalayıcı bir fonksiyon olarak, liberal ve seküler bir düzene entegrasyonu mümkün kılan bir "çare"ye dönüşebiliyor... İlginç, insanda gülümseme hissi yaratan bir paradoks. Bu fikrin sorunlara gerçekten çare olup olamayacağı ise ayrı bir konu...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89