• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin 0 °C

Şiddeti tanımlamak

Selma Irmak

“Dünyada bana hiçbir şey tabiattan melül bir insanın zorla gülmeye çalışması kadar acı gelmemiştir” der bir romanında Sabahattin Ali. Bana da dünyada hiçbir şey sevdiği adamın bir gün bir canavara dönüşüp, her yönüyle kendisini hırpaladığı, yaraladığı, fiziksel ve ruhsal şiddet uyguladığı bir kadının toplumsal olarak öğretilmiş bir kabullenişle, tekrar o adama gülmeye çalışması, adamın ‘Seni seviyorum’ diye utanmazca tekrarladığı yalancılığına inanmış gibi görünmek zorunda olması kadar acı gelmemiştir. Bu nasıl bir sistemdir ki, sizin sadece köle kalmanız bile lüks sayılır. Hayır! bu köleliğe bir de rıza göstermeniz, bu köleliğin ne kadar mesut ve bahtiyar ettiği minnettarlıkla her gün ikna etmeniz gerekir. Kolum kırılıp yem içinde kalması yetmez, balıkları bile şaşırtacak bir belleksizlik ve şiddetin üzerindeki tüm etkilerini suç aletlerini tümüyle yok saymanız, unutmanız beklenir. Bu döngü bir defa da tekrarlansa, yine başa dönersiniz ve her şey ilk günkü sahtekarlığı ile, pardon heyecan ve sevinci ile devam eder. Devam etmek zorundadır. Yoksa? Yoksa ne? Ne olur mesela? Böyle bir yaşamı kabul etmiyorum. İsyan ediyorum. Baş kaldırıyorum, dese kadınlar, desek hep birlikte ne olur? Kıyamet kopar, ama her gün kıyamet kopmuyor mu başımıza? 13 yaşındaki bir kız çocuğuna, onlarca kişinin tecavüz etmesi, bu iğrenç durumun yargıya intikal etmesiyle, erkeklerin o müthiş dayanışmasıyla, tecavüzcüler salıverilir. Bu da yetmezmiş gibi neredeyse tecavüze uğrayan çocuk suçlu çıkarılır. ‘Kendi rızası ile olduğu’ söylemi ile bir toplumun düşebileceği en alt seviyeye kadar düşürülmesi, kıyamet değil de nedir...

Sözde bir din adamının 34 kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve olayın ancak mağdurelerden birinin değirmen taşı gibi boynuna asılan acıya ve ağırlığa dayanamayıp açıklaması sonucu deşifre olması, ama buna rağmen ahalinin ancak münafık halsizlerin başarabildiği tecavüzcü Enlil’in soyundan gelenlerin hazmedebileceği bir suskunlukla suspus olması, hala aylara yayılan sözde bir yargılama ile, “tecavüzcü zebaniler nasıl kurtulur” şiarı ile hareket edilmesi kıyamettin en büyük alameti değil midir?

14’ü çocuk olmak üzere 26 kişinin bir kız çocuğuna şantaj ve tehdit ile defalarca tecavüz etmesi, insanın mayasının bozulması, zihninin kirletilmesi kıyametten daha beter bir durum değil midir? Çocuğun çocuğa tecavüzü, eril toplum zihniyetinin, toplumu getirdiği korkunç dejenere hal değil midir?

Bu noktada kimse gelecekten ahlaktan söz edemez. Söz biter. Her gün ama her gün bahanesi bol sudan bir bahane ile bir kadın babası, kardeşi eşi, eski eşi, sevgilisi, eski sevgilisi, (bunlar eski diyorlar) tarafından öldürülüyor, dövülüyor. En hafifi tehdit ediliyor ve sokağa atılıyor. Hasılı şiddetin had boyutunu ve çeşidini yaşıyor. Tüm bunlar başımızda her gün kopan kıyametlerdir. Yani isyan etmemek için hiç bir nedenimiz yok.

Kadın hareketlerinin bu anlamda kadına kast eden şiddete yönelik kadın kırım tanımlaması çok yerinde bir tanımlamadır. Adeta kadının kökünü kazmaya yemin etmiş bir hırs ve öfke ile çıldırmış bir ruh hali ile kadınlara saldırıyı ancak toplum kırım, kadın kırım olarak tarif edebiliriz.

Kadın maruz kaldığı bu erkek şiddeti hezeyanlı dünyanın her yerinde böyle sürüp gidiyor. Eril şiddetin gelişmişi az gelişmişi yok. Kültürlüsü, cahili, alt sınıfı üst sınıfı da yok. Hatt-ı zatında şiddetin hadi hesabı dini imanı sınıfı ideolojisi de yok. Şiddet eril zihniyetin eril bir sistem kurma ve cinsiyetçi, bir toplum inşa etmede en önemli öğesi temel kurucu üyesi en etkin silahıdır. Eğitimi, dil ideoloji, politika, din, popüller kültür medya, gelenek görenekler, yazılı sözlü tüm toplumsal kurallar normlar ve toplumsal semboller şiddeti doğuran destekleyen ve üretimi süregenleştiren unsurlardır. Şiddet bir anlık mesele değildir. Salt yaşam koşulları ve zihniyetle açıklanamaz. Şiddet çok sağlam bir tarihi arka planı olan bir vakkadır. Zira şiddet tarihseldir. Günümüze kadar hala etkisini ve gücünü kaybetmeden gelmesi belirttiğimiz köşe taşlarından kaynaklıdır. Şiddet sistemli bir durumdur. Kesinlikle sistemden üretilen ve sistem üreten bir döngüdür. Her gün yeniden yeniden üretilmesi bu gerçekliğe dayanır. Şiddeti erkeğin kusuru cahilliği, hatalı davranması, sapıklığı kişilik bozukluğu olarak tanımlamak ve bu tanıma göre, çareler üretmek yetersiz ve yanılgılı bir tutum olacaktır. Bu tutum şiddetin ortadan kaldırılmadığı gibi, çözümsüzlük politikalarını defakto destek sunan bir durum ortaya koyar. Daha da önemlisi şiddet sistem ve tabi ki erkek için meşrulaşırken şiddete uğrayan için uğursuzluk çaresizlik ve zorunlu kabullenişle sonuçlanır. Bundan ötürü değil midir ki kadınlar yaşadıkları her türlü şiddeti en son raddeye kadar sineye çeker. Aslında toplum kadını buna zorlar. Şiddeti kanıksamayı öğretir. Şiddeti kanıksama, çeşitli psikolojik savunma mekanizmaları ile hafifletme, sıradanlaştırma, yaşanabilir kılma (kocamdır, döver de sever de gibi, kadının kadına telkin örneği) kadın mücadelesinde aşılması en güç engellerdir. İtiraz etmeme, hatta itiraz etmeyi aklın ucundan bile geçirmeme belirtilmiş bir kadın tavrıdır. Bu nedenle şiddeti tanımlarken sistemik tarihsel süregen yeniden yeniden üretilen boyutu ile ele almak zorundayız.

Çözüm üretirken bu perspektiften yola çıkmalıyız.

Sinome Debuara, tanımı ile ‘Kadın doğulmaz, kadın olunur’ keza erkek de doğulmaz erkek olunur. Bizleri kadın ve erkek olduran şiddet temeli eril kesimin ta kendisidir. Yaşamın her alanına kılcal damarlarımıza en ücra hücrelerinde zirayet eden şiddet kültürü ile an be an mücadele etmek kadar sadece sineklerle uğraşmayıp bataklığı kurutmak kalıcı çözüm için mücadele etmek te hayati önemdedir. Kuşkusuz bu şiddet sisteminin mağduru yanlızca kadınlar değildir. Şiddet uygulayan erkektir de. Şiddet sarmalına bulaşan erkek bir daha iflah olmaz bir biçimde insandan ve inanlıktan uzaklaşmaktadır. Zira o nedenle kalıcı ve sonuç alıcı çözümler üretmek yaşanabilinir bir dünya için elzemdir. Havva ve Adem’den beri aramızda dikilen kara çalıları sökmek, yerine yediveren gülleri ekmek için kadınlar ve erkekler olarak şiddete ve her tür eşitsizliğe karşı mücadeleyi yükseltmek yaşamsaldır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89