• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 8 °C

Şiddete dönmenin bedeli

Gülay Göktürk

Çözüm Süreci’nin tereyağdan kıl çeker gibi kolaylıkla yürümeyeceğini; birçok zikzaklar çizeceğini baştan beri biliyorduk. Ama tespit etmeliyiz ki, şu yaşadığımız şey basit bir “zikzak” ın ötesinde ciddi bir kırılmayı ifade ediyor.

40 ölümle sonuçlanan üç günlük ayaklanma provasının üstünden birkaç hafta geçmişken, üç askerimizin terör eylemi sırasında ölen üç PKK’lıya “misilleme” olarak şehit edilmesi; HDP’nin bu misillemeyi meşru bir gerekçe havasında duyurması; Hüda-Par cinayetlerine eklenen korucu infazları, hükümetin kamu güvenliğini sağlama kararlılığını ortaya koymasına küstahça bir cevap olarak Yüksekova’nın kimi mahallelerinde “özerklik ilanı”na (!) kalkışılması ( Türkiye’de de Kobaniler yaratma hevesi) ... bütün bunlardan anlıyoruz ki PKK iktidarı, süreci bitirmek ve şiddete dönmekle tehdit ediyor.

Bu tehdidi neye dayanarak yapıyor?

PKK’nın müzakerelerin gidişatından epeydir memnun olmadığını biliyoruz. Zira müzakereler bir türlü “statü” noktasına doğru ilerlemiyordu. Statü denilen şey adı ne olursa olsun, PKK’ya bölgeyi yönetme yetkisi verilmesiydi ve örgütün de bundan başka hiçbir şey umurunda değildi. Çerçeve yasayla görüşmelere hukuki zemin yaratılırken, ardı ardına birçok reform yapılırken; dağdakilerin inmesini, Mahmur’un boşaltılmasını ve rehabilitasyon planlarını içeren Yol Haritası hazırlanırken, hatta Öcalan’ın durumunda değişiklik yapılması bile konuşulurken, onların boyuna “Hükümet hiçbir adım atmıyor” deyip durmaları da bu yüzdendi.

Sonunda, demokratik siyasete geçiş doğrultusunda ilerleyen süreçte her geçen günün zararına olduğu düşüncesi ağır bastı ve örgüt “şiddete dönmekle tehdit” fazına geçmeye karar verdi.

Peki PKK bu tehdidi neye güvenerek yapıyor?

Herhalde en başta, “Rojawa Devrimi” dedikleri şeye; Suriye Kürdistanı’nı kurma ihtimaline; ABD’den aldığı cesarete - onun Ortadoğu’da İsrail’den sonraki ikinci güvenilir müttefiki olacak bir Kürdistan yaratma hesaplarına - ve Türkiye ABD ilişkilerinin iyice limonileşmiş olmasına...

PKK, şu anda, IŞİD’e karşı verdiği savaşın moral üstünlüğünü kullanarak ve uluslararası konjonktürün yarattığı imkânlardan da yararlanarak Türkiye’de elinin güçlendiğini ve pazarlık çıtasını yükseltebileceğini hesap ediyor. Hükümetin kafasında olan “eşit vatandaşlık, temel hakların iadesi ve güçlendirilmiş yerel yönetim” paketine razı olmak zorunda olmadığını düşünüyor.

“Seçim öncesi ne koparırsam” hesabı

İkinci olarak da, seçime altı ay kalmış olmasını bir sıkıştırma fırsatı olarak görüyor. Hükümetin bu altı ayda silahlı çatışmanın tekrar başlamasını ve şehit cenazeleri gelirken seçime gitmeyi göze alamayacağını; çözüm süreci çökerse iktidarın en büyük seçim kozunu kaybedeceğini, dolayısıyla taviz vermeye yatkın olduğunu düşünüyor. Seçime kadar ne kadar sıkıştırırsam, o kadar çok koparırım hesabı yapıyor.

Ama hesap edemediği bir şey var.

Hükümet, seçime çözüm sürecinde bir başarıyla gitmeyi elbette ister. Ne var ki süreçteki ilerleme hükümetin toplum tarafından meşru görülmeyecek tavizler vermesi, azgınlaşan ve küstahlaşan PKK karşısında aciz kalması; bir başka deyişle iradesinin esir alınması “sayesinde” gerçekleştiği takdirde bu tutumun faturası, sürecin çökmesinin getireceği faturadan çok da farklı olmaz.

Unutmayalım ki, toplumun çözüm sürecine desteği ne pahasına olursa olsun verilmiş bir destek değil. Özellikle Kürtler, Türkiye’de nasıl bir statü içinde yaşayacaklarının kendilerine sorulmadan, PKK’yla pazarlık ederek karara bağlanmasını asla affetmezler. Kürtlerin statüsü, ancak çözüm süreci başarıyla tamamlandıktan, PKK’nın ve bölgedeki bütün diğer siyasi akımların özgürce siyaset yapabilecekleri koşullar sağlandıktan sonra, halk çoğunluğunun tercihini ortaya çıkaracak demokratik yöntemler kullanılarak belirlenebilir.

PKK’nın halkın yapacağı tercihi görmeye cesareti yoksa - ki yok - silahı yeniden eline alabilir. Bunu engellemek elimizden gelmez. Sonuç hepimiz için ağır olur. Ama bilmeli ki, kendisi için herkesten daha ağır olur.

Kimileri, Çözüm Süreci’nin PKK’ya yaradığını, tarihinde hiç olmayan bir güce kavuştuğunu söylüyor.

Doğrudur; ama bu güçlenme “Savaşan PKK”nın değil, “Barışan PKK”nın büyümesidir. Şiddete dönmeye karar verdiği anda güneşte kalmış kar gibi eriyecek bir büyümedir bu. Ki, bu süreç 6-7 Ekim’den beri başlamıştır.

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89