• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 15 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 8 °C

Şiddet ile hesaplaşma!

Taner Akçam

Türkiye insanının şiddet ile ciddi bir imtihanı var. Bu imtihanı verebilecek mi bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var:

Eğer bu toplum, yaygın şiddet anlayışı ile ve onun geçmişte yaşanmış tarzları ile açık olarak yüzleşmez ise, bu topraklara ne demokrasi gelir ne de hukuk devleti inşa edilir.

Şiddetle yüzleşme birçok sorunun anahtarı gibi duruyor!

Şu andaki egemen kültür, “benim şiddetim güzeldir” cümlesi ile özetlenebilir.

İnanmazsanız sorun, konuşun: sağcısından solcusuna, birçok kişi size geçmişte ve bugün değişik tarzlarını yaşadığımız şiddet biçimlerinin ne kadar zorunlu olduğunun nutuklarını atacaklardır.

Konunun, toplumun en küçük hücresi olan ailelere kadar sinmiş ve kadınlara yönelik şiddet boyutlarıyla hiç ilgilenmiyorum bile…

Çünkü daha o sayfaya gelmeden önce bile, şiddetin, siyasetin bir aracı olarak kullanılmasını açıktan savunanların var olduğu bir ülkede yaşadığımızı hatırlatmak istiyorum.

Sağcı veya solcu olmak fark etmiyor. Şiddeti seviyoruz! Yeter ki istediğimiz amaca hizmet etsin.

Şiddeti, siyasetin bir aracı olarak kullanmayı reddeden bir kültürden çok uzağız.

Siyaseten ağzımızı açmakla, silaha sarılmak arasındaki mesafenin son derece kısa olduğu ender toplumlardan biriyiz.

Son, PKKHÜDA-PAR çatışması olarak sunulmak istenen siyasi cinayetlerden sonra ortaya çıkan havaya bakmak kâfi.

HÜDA-PAR’ın Jitem olduğu, ve bunlara karşı tıpkı 1990’larda yapıldığı gibi silahla cevap verilmesi gerektiğini söyleyen analizler sosyal medyada bolca boy gösterdi.

Ortada olan açık, eskiden çatışmalı olan taraflar yeniden birbirlerine düşürülmek isteniyor.

Bunu görmemek için kör olmak gerek.

Ama sonuçta yüzbinleri peşinden sürükleyen bir hareketi Jitem diye ilan etmenin hafifliğinin ve bunun yaratacağı siyasi sonuçların farkında mıyız?

Kürdistan’da iç savaş çıkartmak isteyenlerin de istediği tam da bu değil mi?

Peki, ne yapmak gerek?

Kullanılmak istenen tarafların bu işi boşa çıkartacak girişimlerde bulunması gerekmez mi?

Bu nedenle, HDP’in, HÜDA-PAR ile görüşmeye başlaması çok ama çok önemli!

HÜDA-PAR bu çağrıya sessiz kalır, cevap vermezse zan altında kalır!

Bu nedenle, taraflar arasındaki görüşme çabalarını sonuna kadar desteklemek, omuz vermek gerekiyor!

Ümit ederim, görüşmeler bir tek son olaylarla sınırlı kalmaz.

Kürdistan topraklarında derin çatlaklar vardır. Bu çatlakların tamamıyla ortadan kaldırılması mümkün değildir. Sosyolojinin bir kuralı bu… Ama bu çatlakların, başkaları tarafından şiddet için kullanılmasının önü alınabilir.

Türk devleti geçmişte bu çatlakları kullandı: PKK-Hizbullah çatışması, Köy korucuları sistemi…

Sonuçta ama ölen, öldürülen Kürt insanı oldu.

O hâlde, görüşmelerin ana hedefi, tek bir Kürt gencinin, insanının canının alınmasına müsaade edilmemesini sağlayacak ortamı yaratmak olmalıdır.

Bu Batı’daki insanların, biz Türklerin de birinci görevidir. Cumhuriyet tarihinde Kürt halkı kadar acı çeken, insan kaybeden bir topluluk yoktur.

Kürdistan topraklarında şiddet kültürünün yaygınlığının en önemli nedenlerinden bir tanesi bu devletin asırlardır Kürt insanına reva gördüğü şiddettir.

Fakat sadece devletin değil, bizlerin vurdumduymazlığının da bunda payı vardır.

Bu nedenle, Batı’daki her insanın, her Türk’ün önünde önemli bir görev duruyor.

Kürdistan topraklarında şiddetin yeniden filizlenmemesi için neler yapabiliriz?

Ve sorunu bir tek Kürdistan toprakları ile sınırlı tutmayıp, ülkenin geneline yaymak gerekir.

Türk solunun ve şu anda büyük gövdesinin içinde bulunduğu HDP ile MHP ilişkilerine de artık bu gözle bakmanın zamanı gelmedi mi?

Nasıl ki, HDP, HÜDA-PAR ile Kürdistan topraklarında şiddetin devreden çıkarılması için konuşmalı ise; çeşitli renkleri ile Türk solcuları ve MHP, kendilerinin 1970’li yıllardaki şiddeti konusunda da ciddi olarak konuşmaya başlamalıdırlar.

Farklı toplumsal kesimler arasında yaşanan şiddet tarzları üzerine konuşmaz isek, çok şikâyetçi olduğumuz devletin keyfî şiddetine karşı hiç bir şey yapamayız.

Devletin keyfî şiddetinin, topluma egemen kültürel ortamdan beslendiğini görmemek için kör olmak gerekiyor!

Kuşkunuz olmasın, devlet dediğiniz de bizim gibi insanlardan oluşuyor!

Demek ki tarihle yüzleşme konusuna bir de şiddet tarzlarıyla yüzleşmeyi eklemek gerekiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89