• BIST 82.352
  • Altın 148,034
  • Dolar 3,8356
  • Euro 4,0738
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -1 °C

Şiddet Erdoğan’ın bilinçli bir tercihiydi

Muzaffer Ayata

Türkiye’nin mevcut politika ve pratikle şiddet sarmalına yuvarlanacağını sık sık dile getirdik. Bunu görebilmek için fazla bilgiye ve uzmanlığa da gerek yoktu. Özellikle haziran 2011 seçimlerinden sonra hükümet direksiyonu tamamen bu yöne kirdi. Erdoğan aldığı yüzde elli oyla, devlete tam hakim olduğu inancıyla değişim ve çözümü bir tarafa bırakıp örgütlü Kürt hareketlerini ezmeyi ve tasfiye etmeyi önüne koydu.

Baskı ve etkisiz kılma seçimlerden önce hatta, 2009 yerel seçimlerinden sonra Hatip Dicle onların tutuklanmasıyla başlatıldı. Şeçim sonuçlarını hükümet hazmedemedi. Devlet gücünü kullanarak Kürtlerin önünü kesmeye ve hızaya getirmeye çalıştı. KCK adı altında özellikle şehir ve legaldeki Kürtleri ezmeye, örgütsüzleştirilemeye başladılar. Hükümet ve yandaş basını bu tasfiye eylemlerini haklı göstermeye çalıştılar. Kürt tarafının bütün itiraz ve feryatlarına ısrarla kulaklarını tıkadılar.

Oslo ve İmralı görüşmeleri Erdoğan tarafından sonlandırıldı. Kürt tarafının hiç bir talebi kabul edilmedi. Bunu Erdoğan’ın kendisi ve Nazi artığı danışmanı Yalçın Akdoğan açıkça dile getirdiler. “Biz hiç bir şey kabul etmedik. Onlar çaldı onlar oynadı” mealinden bir açıklama yaptılar. En son sayin Öcalan, “Erdoğan bir iyi niyet açıklaması yapsın, bu sorunu kısa sürede çözeriz” dedi. Ancak Erdoğan masa başında yapılan hesaplarla PKK’yi ve gerillayi ezebilecekleri konusunda ikna edilmişti. Tüm devleti ele geçirmiş ve kimse karşılarında duramaz zanına kapılmışlardı. Yüzde elli oy almış ve devleti ele geçirmiş bir hükümet Kürt sorununu çözecek güçteydi. Kürt tarafı uzun süre sürdürdüğü ateşkesle buna ortam hazırlamıştı. İç ve dış koşullar da uygundu. Ancak Erdoğan tercihini güç kullanmaktan yana yaptı.

Sekiz bini bulan belediye başkanı, seçilmiş milletvekili, parti yöneticileri, meclis üyeleri hala hapishanelerde. 12 Eylül faşist darbesinde bile bu kadar Kürt hapishanelere tıkılmamıştı. Üstelik bu insanlar tamamen legalde ve silahlı eylemlere karışmamışlardı. Legalin hareket alanını genişletmek ve silahlı çatışmaların zeminini ortadan kaldırmak yerine Erdoğan tersini yaptı. Özcesi rüzgar ekti şimdi de fırtına biçiyor.

Mevcut basın ve psikolojik savaşla sorunun soğukkanlı ve doğru tartışma ortamı da kalmadı. Bir sürü ırkçı ve savaş yanlısı tip uzman diye ortaya salınmış ve kanal kanal dolaştırılmaktadır. Kürt sorunu nasıl çözülür, yerine artık terör nasıl yenilir tartışmaları ortalığı kaplamış bulumaktadır. En çok PKK ve BDP suçlanmakta ve hedeflenmektedir. İlginç olan programlara çıkanlar istediği gibi küfür edip tek yanlı bilgi verip herşeyi saptırırken suçlananlar, BDP’lilere kendilerini savunma hakkı bile verilmemektedir. Buna da tartışma demektedirler. Mevcut durum Türkiye’de adeta akıl tutulmasına tekabül etmektedir.

Şemdinli civarında bir ayi bulan ciddi çatışmalar sürmektedir. Türk basini kendi sinirlari icinde süren çatışmalarla ilgili haber yapamamaktadır. Bölgeye gidip haber takip edememektedir. Hepsi boynunu uzatmış, hükümetin yapacağı açıklamayı beklemektedirler. Bu kadar anlamsızlaşmış ve içi boşaltılmış bir basınla nasıl sorunlar dile gelebilir ve gerçek bir tartışma yasanabilir.

Erdoğan, Uludere katliamını dile getirenlere kızıyordu, olayi suistimal etmekle suçluyordu. Ancak herkes gördü ki, Erdoğan’ın niyet olayı açığa kavuşturma değil üstünü kapatmaktır. Uçak kaldırma ve bombalama herkesin karar verebileceği bir eylem değildir. Zamana yayıp unutturmaya çalışıyorlar. Uludere’nin üsütünü kapatan ve zamana yayıp unuturmaya çalışanların bu topraklarda barış ve adalet arayışında olduğuna kim inanabilir?

Türkiye’de Kürt sorunu ve gelişmelere ilgi duyanlara tekrar da olda kısa bir hatırlatma yapalım; PKK özellikle Öcalan’a yaklaşımın, Kürt halkına yaklaşım olduğunu, ona gösterilen tutumu savaş ve barış nedeni olarak sayacaklarını defalarca ilan etti. Bu bakış açısı hükümetce iyi bilinmektedir. Buna rağmen Erdoğan’ın talimatıyla bir yılı aşkın süredir sayın Öcalan tüm insani ve yasal haklarından mahrum bırakılmaktadır. Bunun pratik anlamı ise buyrun, savaşsa savaş restidir. Bu izolasyonun tek nedeni ve hedefi de savaşın kendisidir. Hükümet savaşta karar kılmış ve bunda ısrarlıdır. Herhangi bir gevşeme belirtisi göstermeye de niyeti yoktur. Savaşa karar vermeyen ve bunda ısrar etmeyen bir hükümet neden Öcalan’ı tecrit etsin? Amaç gayet açık; PKK savaşta zayıf düşsün, karar mekanizmaları zaafa uğrasın!

Hükümetin bu kadar açık ve net savaşta karar kıldığı ve karşısında direnen herhangi bir güce tahammül etmediği orta yerde dururken, kalkıp PKK’yi veya BDP’yi suçlamak hedef saptırmaktan ve özel savaşı haklı göstermekten başka bir işe hizmet etmez. Hükümet kış boyunca, gerilla eylemlerinin olmadığı aylarda operasyonlara hiç ara vermedi. Siirt ve Bitlis arasında iki metre kalınlığındaki kar altında onbeş kadın gerillayi gidip imha eden bu hükümetin güçleri değil miydi? Erdoğan bu kadınları öldüren güvenlik güçlerini kutlamadı mı? Bütün bunları yok sayıp sanki mağdur olmuş yaygarası yapmak işleri çözmüyor.

Erdoğan bilinçli bir tercihle savaşı ve çatışmayı tercih etti. PKK’yi yenebileceğine, gerilla güçlerini etkisizleştirilebileceğine inandi. Bu inançla tüm diyalog ve çözüm yollarını bir tarafa bıraktı. Önüne gelene hakaret edip bağırıp çağırdı. Ahmet Türk’ün gözüne yumruğu indiren polisi kınadı mı, ya da bir soruşturma açtırdı mı? Kısacası hükümet Türkiye’yi şiddet sarmalına bilerek itti. Bundan vazgeçmediği sürece normalleşme diyalog ortamı da oluşmaz.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89