• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 9 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 17 °C

‘Sıcak denizler’

Sezin Öney

Bugünlerde, Rusya ve Ukrayna meseleleri gündemde olunca, lise Tarih derslerindeki ezberler hemen medyatik yorumlarının pasta süsü olarak sergileniyor.

Mesela, Rusya’nın Kırım çıkartması ile ilgili olarak, “Rusya’nın sıcak denizlere açılma hedefi” sözleri Türkiye’deki haberler, yorumlarda sıklıkla kullanılıyor.

Rusya’nın sıcak denizlere açılma hedefi”, Çar Petro ve 17. ve 18. yüzyıllar için geçerli olabilir de...

Siber dünyanın, bilgi ve teknolojinin değerinin, mühendisliğin, iletişim-ulaşım imkânlarının alıp başını gittiği 21. yüzyılda, sıcak denize açılma hedefinden bahsetmek ne kadar manalı?

Uluslararası ilişkilerde analiz algı ve yetisi, 17. yüzyıl ve 19. yüzyıl arası gidip gelen “uzmanların” domine ettiği bir akademi, medya ve siyaset dünyası ile de, Türkiye böyle melül melül bakakalır Boğazlar’dan gelip geçen savaş gemilerine.

Sıcak denizlerin peşindeki soğuk Rusya” imgesi, geçen yüzyılda da argümanlarını, “jeostrateji” teorik çerçevesine dayandıranlar arasında da popüler olmuştu.

Örneğin, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalindeki amacının da, Hint Okyanusu’na doğru açılmak olduğunu öne sürenler vardı dünya akademik çevrelerinde...

Oysa, Soğuk Savaş’ın en detaylı analiz edilen dönemlerinden biri Afganistan’daki savaş. Ve ortada ayan beyan gözüken Sovyetlerin Afganistan’da peşine düştüğünün, Batı’nın bölgede Taliban üzerinden nüfuz kazanmasını engellemek olduğu.

Bugün de, mesele “sıcak denizler” değil.

Ukrayna’da yaşananlarla beraber, Rusya ve Batı arasında “Soğuk Savaş sonrası” kurulan güç dengeleri bozuluyor.

1994’te, ABD, Britanya ve Rusya arasında imzalanan bir anlaşma, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü korumayı öngörüyordu. Bu anlaşma; yani Bill Clinton, John Major, Boris Yeltsin ve Leonid Kuchma’nın imzaladığı Budapeşte Anlaşması, nükleer silahsızlanma ve Ukrayna’ya odaklı bir belgeydi.

Soğuk Savaş sonrası, “Post-Soğuk Savaş” dönemi, her ne kadar “insanlarının ve özgürlüklerinin gücüne” yönelik müthiş bir iyimserliğin yaşandığı bir zaman olsa da, gene de, siyaset zihniyeti, devletlerin “sert gücü” üzerine kuruluydu. Silahlar, askerî güç, birincil derecede önemliydi.

Bugünse, devir çoktan değişti.

Günümüzün en büyük silahı bilgi ve fikirler.

Ukrayna’da yaşanan yönetim değişikliğini de, kaba kuvvet değil, düşüncelerin gücü ve algıların değişimi getirdi.

Ukrayna’da, Soğuk Savaş sonrası başlaması gereken siyasi reform süreci, 25 yıl kadar rötar yaptı.

Ve Ukrayna’nın insanları, sabık devlet başkanı Viktor Yanukoviç’in dişçi oğlunun, nasıl olup da Avrupa’nın en zengin insanlarından biri olduğunu sorguluyor, yolsuzlukların getirdiği yozlaşmaya katlanmak istemiyorlar.

İnsanların kafalarındaki şüphe kıvılcımlarını alevlendirmek, bozuk düzenin getirdiği bunalım ve öfkeyi yangına dönüştürmek için de bir fikir çakmağı yetiyor.

Çakmağı çakan...

Mustafa Nayem.

Afganistan kökenli bir Ukraynalı.

Yanukoviç’e, yolsuzluklar ve kabaran kişisel serveti ile ilgili soruyu, bir televizyon programında yönelten ilk gazeteci.

Nayem, bu sorudan sonra, işsiz kaldı, ajanlıkla suçlandı, “Kafkas kökenli terörist olma” zannıyla gözaltına alındı.

Gene de, Facebook üzerinden insanları, sokağa çıkıp Yanukoviç’i protestoya çağıran ilk isimlerden oldu.

İşini, meslek ahlakının gerektirdiği gibi yapmak kahramanlık değil; soru sorabilmekle övünmek aptalca bir şey” demişti Nayem...

Kafkas-Müslüman terörist olmak” suçlamasıyla gözaltına alındıktan sonra da, “Irkçılık, Ukrayna kimliğinin bir parçası olmamalı” diye yazmıştı.

Soğuk Savaş döneminde, kaba kuvvetin sözü geçiyordu...

Tarihçi Tibor Szamuely’ye Stalin’in, yakın arkadaşı ve Sovyetler Birliği’nin ilk beş mareşalinden biri, Kızıl Ordu Genel Kurmay Başkanı ve Savunma Bakanı görevlerinde bulunan Aleksandr Yegorov’u neden öldürttüğünü sormuşlar.

Niçin olmasın” diye yanıt vermiş.

Niçin olmasın”; çünkü Stalin, kaba kuvvetin sahibiydi ve ne isterse yapabilirdi.

Bugünse, “niçin olmasın” diyen güç, fikirler ve bilgi.

Türkiye’de de, en çok eksikliği çekilenler bunlar galiba...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89