• BIST 82.779
  • Altın 147,316
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin -4 °C

Sibel’e (Sartık)…

Reyhan Yalçındağ

Sevgili Sibel, Seni ilk, Şırnak’da buz gibi hastanenin morg katında, otopsi işlemleri için boylu boyunca, gözleri yarı açık yatarken gördüm. Bir gün önce, bir "Kurban bayramı” arefesinde, dört arkadaşınla birlikte yönünü çevirdiğin dağlara ulaşamadan vurulmuştun. "Tanrı”lar kurban istedi, sizi de kurban ettiler. Aradan tam 9 yıl geçti. Bu süre zarfında, "sen” gibi kadınların öykülerinin, yazgılarının izini çok sürdüm. Benzerlikler de buldum; farklılıklar da. Mesela o morg odasındaki halinle hiç benzemeyen fotoğraflarını gördüm; su kadar güzelliğini gördüm. Sonra geride 2,6,8 yaşlarında 3 evlat bıraktığını… Gitmeden sadece evlatlarından en küçük olan Heja Rümeysa’yı görebildiğini; koklayıp öptüğünü, şu anda önümde duran fotoğrafını görünce, öğrendim.

Eruh’da bir köyde doğduğunu; Kürtlerin yakasına kene gibi yapışan yoksulluk yüzünden Kadifekale’de büyüdüğünü; 13 yaşındayken "çocuk gelin” olduğunu da sonradan öğrendim. Sen de, sokakta oynadığın evcilik oyununa hiç de benzemeyen bir cenderede olduğunu, kendin gibi düşleri kan revan içinde kalan kız çocukları gibi, çok sonradan anladın. Üstelik sokakta hava karardığında biten evcilik oyunu; bu defa hava karardığında eşinin eve dönmesiyle kabusa dönen bir zındana evrildi. Sabahlara kadar arkadaşlarıyla içki içen, onlara hizmet etmeye zorlayan, sana her türlü şiddeti reva gören bir erkeğe katlanabildiğin 6 yıl sonra, biri henüz kucağında, diğeri elinde olan iki bebekle döndün baba evine. Ama döndüğün evde de ne bir anne sevgisi, ne baba şefkati görmedin.

"Erk”ekler dünyasında ne sana ne de iki yavruna yer yoktu. Oradan oraya itildin kakıldın; ataerkil kodlarla kadının yaşamını alaşağı eden şiddet sarmalının ikincisine hapsedildin. Evlatlarını elinden aldılar; bir daha onları öpmene, koklamana dahi izin vermediler. İkinci kere evlendirildiğinde 18 yaşındaydın; aynı hakaretler, aynı şiddet, aynı zulüm devam etti. Bu defa da bir başına kaldığında gerideki bebeğin sadece birkaç aylıktı. Beş bin yıldır kadının canına okuyan zihniyeti reddettiğin için, ikinci kere, evladın elinden alınarak dünyanın tarifsiz acılarına maruz bırakıldın.

3 evladından kopartılma gibi ağır bir bedel ödemek zorunda kalman, senin birçok şeyi sorgulamana yol açtı. Sürekli ezilen bir cinse mensup olmanın yol açtığı bedeller, acılar, kayıplar, bunun aslında bir yazgı olmadığını ve değiştirmenin de kendi elimizde olduğuna inanmana yol açtı. Şiddet bir kader değildi, bunu gördün. Gerçek bir "ana” olduğun için, ana dili, ana kültürü, kimliği yasaklı bir halkın mensubu olman, bu değerler için mücadele etme gücünü verdi sana. Bir sabah düştün yola. Güzel düşleri geleceğe taşıma uğruna dağlara verdin yönünü; soluğunu rüzgara kattın. Yüreğinde, alnına yazılanların değişmez olmadığına, bunun değiştirebileceğine olan inançla arşınladın adımlarını. Tüm yaşadıkların yetmezmiş gibi, bu defa da, "erk”in en kanlı, en militarist saldırısına maruz kaldın; Şırnak’da bir düzlükte yüzlerce mermiyle toprağa düştün. Bu da yetmedi; insanlıktan çıkan bu eli kanlı katiller, bu defa çıplak bedenini fotoğrafladılar iğrenç kahkahalar atarak… Haberi alan ailenin bize gelmesi üzerine, gömdük seni, birlikte vurulduğun 16 yaşındaki kuzenin dağ çiçeği kokulu Nergis’le yan yana, Eruh’un bir köyünde…

Ne garip, yaşamımda üç Sibel tanıdım; üçünüzü de öldükten sonra! Ölmeden önce hiçbirinizle tanışmadım. İlk Sibel (Yalçın), ben Ankara’da öğrenci iken, 1995’de, İstanbul’da polisle çatışma esnasında vurulan 18 yaşındaki Sibel’di. İkincisi, Ekim 1999’da 33 arkadaşıyla birlikte Tatvan’da, Geliye Kale’de yasaklı silahlarla öldürülen Sibel Küçükbilezikçi idi. O da 18 yaşındaydı. Diğeri de sendin zaten…kısacık ömürlerinize sığdırdığınız ne çok acı, ne çok direniş var. Her birinizin yaşamları, bu halkın kadınlarına yaşatılanların kısa bir özeti. Hayat ne garip; geçtiğimiz aylarda, AİHM, senin ve yanındaki dört kişinin katledilmesiyle ilgili Türkiye’yi mahkum etti. İhlal tazminatının tamamını davayı açan annene değil de geride kalan 3 evladına da verdim diye şimdi bana dava açmış durumda. Ama tıpkı sana benzeyen dünyalar güzeli 12 ve 18 yaşlarındaki iki kızınla, 14 yaşındaki oğluna verdiğim söz, sözdür Sibel. Onları da kendi evlatlarımdan ayrı tutmadığımı, bir de sana söylemek istedim ki bir arefe günü yarı açık kalan gözlerin belki huzur bulur da, kapanır diye.

Son söz yerine: yaklaşan yerel seçimler nedeniyle kadınlara uzatılıyor mikrofonlar ve her biri eşbaşkan adaylarından beklentilerini dile getiriyorlar. Benimse tek isteğim var; bu halkın evlatlarını kendi evlatlarınızdan ayırmayın, en anlamlı olanı budur, bu da yeter, diyorum….

Sevgiyle…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89