• BIST 81.712
  • Altın 147,398
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -5 °C

'Şeyinin şeyini şey ettiğimin şeyi'

Oya Baydar

Başlıktaki küfür bana ait değil, başbakan yardımcısı ve hükümet sözcüsü Bülent Arınç’a ait. Hatırlıyor musunuz bilmem, AKP’nin taze iktidar olduğu günlerde, basın mensupları, yine kendisinin bir gafının üzerine gittiklerinde aynen böyle demişti. AKP’nin âkil insanı, ağırbaşlı ağabeyi, kâmil adam Arınç aile terbiyesi görmüş; çocukluğunda, “küfür edersen ağzına biber sürerim” tehditleriyle büyümüş anlaşılan. Adlı adınca söyleyemediği ayıp lâfların yerine “şey” diyor. Ama Arınç bedenle, cinsellikle ilgili sözcükleri de söyleyemiyor, ayıp sayıyor. Son olarak bayramda Bursa’da katıldığı bir eğlence sırasında, kadın şarkıcı Vardar türküsünü söylemek isteyince, “O türküde rakı parası geçiyor” diye söyletmemiş. Daha sonra bu sözler milletin ağzına düşüp alay konusu olunca bir açıklama daha yaptı, sözlerinin espri olduğunu söyledi, “Neler neler var efendim, ringo ringo şişelerden tombul tombul bilmem nelere kadar; beğenmemek de benim hakkım...” dedi.

Neler, neler: Memeler

Sayın Arınç bazen o kadar hakkaniyetli, babacan, insancıl sözler söyler ki, “işte budur!” dersiniz. Sonra öyle bir lâfı olur ki, donar kalırsınız. Tam da “akım derken kakam diyen”lerdendir. Bu onun kişilik özelliği; böyleleri vardır, çoğunlukla bilinç altları bastırılmış dürtülerle, çelişkilerle dolu kişilerdir bunlar: normal yurdum muhafazakâr erkekleri yani...

Benim konuya bulaşmamın nedeni Sayın Arınç’ın kişilik analizini yapma hevesim değil. Beni ilgilendiren iktidardaki muhafazakâr zihniyetin cinsellik ve bedenle (özellikle de kadın bedeni) barışamaması, barışamamak bir yana bedeni ve cinselliği çirkin, ayıp, şeytan işi sayması; yani bir zihniyet sorunu. Üstelik sadece dinî-İslamî muhafazakârlıktan da söz etmiyorum, içinden çıktığım laik kesimde de örneklerini yaşayarak biliyorum. Farklı cinsel yönelimleri olanlara karşı tavırda, muhafazakâr Müslümanlara taş çıkartacak bağnazlıkta nice ulusalcı-laik kişi ve örgüt tanıdık ki bağnaz Müslümanları hiç aratmazlar.

Cinsellik bu ülkede hâlâ ayıp sayılan, tabu olan konuların başında gelir. Gelin görün ki ensest ilişkiden başlayıp çocuk istismarına, çocuk pornosundan tecavüze, töre ve namus riyakârlığıyla perdelenen kadın cinayetlerine, vb. varana kadar her türlü cinsel suçun feriştahı da bu ülkede işlenir. Çocukları leyleklerin getirmediğini bildikleri çocuk sahibi olmalarıyla da fâş olan, üstelik de bazıları tek kadınla yetinmeyip çok eşli olan erkeklerimiz, “o fiili” ayıp sayarlar. Ayıptan kurtulmanın yolu “şey” leştirmektir. Cinsel birleşmeyi, sevişmeyi şeyleştirirken aslında kadını şeyleştirmekte, aşağılamaktadırlar. Bakmayın siz “kadınlar kutsaldır, kadınlar şöyle muhteremdir, analar böyle yücedir” riyakârlıklarına. Bu söylem sözden öze varmaz. Bir noktada da zurna zırt der, “şeyini şey edersiniz”.

Gelelim beden konusuna, meselâ şu açık kapalı giyinme meselesine... (Hemen söyleyeyim, bambaşka ve çok boyutlu bir konu olan inanç gereği örtünmeden söz etmiyorum burada. Muhafazakârlığın bedene bakışıyla ilgili birşeyler söylemeye çalışıyorum) Son zamanlarda şehirde şort giymek tartışılıyormuş okuduğuma göre. “diren-şort” hareketi bile çıkmış. Çarşıda pazarda şort giyilemeyeceğini ifade eden yazarımız laik kesimden. Hepimiz gençliğimizden hatırlarız; laik, batıcı, Kemalist babalarımız, ağabeylerimiz, amcalarımız, annelerimiz, teyzelerimiz “Kızım göğsünü kapa, kızım eteğini çekiştir, kızım dekolteni ört” vb. demezler miydi? Gençliğimde, Komünist Partisi’ndeki birim sekreteri yoldaş bir elbisemin etek boyunu kısa bulmuştu da cevabını almıştı. (Eteğin boyu dizimin tam üstündeydi, yani öyle kıçımın tepesinde falan değil!) Mesela 19 Mayıs’larda devlet zoruyla şort giydirenler ve giyenlerle, iktidara gelince şortları kaldırıp şalvara, uzun eteğe dönüştürenler arasında tutuculuk konusunda sandığımızdan daha az zihniyet farkı vardır. 19 Mayıs’ta kısa şortu savunan, hatta Meclis’e konuya ilişkin soru önergesi bile veren eski bir milletvekilinin, kız öğrencilere bekâret muayenesini savunmasını hatırlıyorum. Örnekler tek değil: yerim ve hafızam dar, hepsini yazamıyorum. Demem o ki bizde kadın konusundaki eril muhafazakârlığın sağı solu, dindarı laiki birbirlerinden pek farklı değildir.

Ancak, beden söz konusu oldu mu Müslüman muhafazakâr kesimde giyim kuşamı aşan bir başka hassasiyet çıkıyor karşımıza: Bedenin özgürlüğünü kabullenmemek, belki de sonunda cinselliğe dayandırdıkları için bedeni, hele de kadın bedenini, ayıp saymak... Oysa ikide bir “Biz insanı severiz Yaratan’dan ötürü” diyen sizler değil misiniz? Yaratan, insana beden vermiş, üstelik de örtülü değil çıplak yaratmış. Nedir bu korkunuz, bu tiksintiniz!

Yanlış anlaşılmasın, teşhircilikten, adapsızlıktan edepsizlikten, başkalarına rahatsızlık vermekten söz etmiyorum. Gerek cinsellikte, gerekse bedende mahremin korunması başka bir konudur, insan bedeninin doğallığını, özgürlüğünü sindirmiş olmak, bedenden korkmamak başka bir konu. Sokağın ortasında soyunan, ya da yarı çıplak gezen biri sadece bizde değil birçok yerde hoş karşılanmaz, bazı ülkelerde umumi yerlerde çıplaklık ya yasaktır ya da kurallara tâbidir. Yerine, zamanına göre, her toplum kendi kültürel değerleri çerçevesinde normlar geliştirmiştir. Ancak bu kurallar, normlar değişmez ve mutlak değildir. Kimi yerde çıplaklık norm bile olabilir. Konu, dinselden daha fazla kültüreldir. Afrika’da ya da Hindistan’ın bazı kesimlerinde İslamiyeti benimsemiş toplumlarda kadın çıplaklığının yaygın olduğunu, doğal karşılandığını biliriz. Mesele bedenle barışık olmakta, insan bedeninin doğallığını ve özgürlüğünü tanıyıp tanımamaktadır. Geçerken, Doğu’da da Batı’da da çağlar boyunca sanatın en önemli malzemesinin ve ilham kaynağının insan bedeni olduğunu hatırlayalım.

Sayın Arınç, bu ülke kültürünün yüzlerce yıllık birikiminin, çeşitliliğinin yansıdığı türkülerden şikâyet ederken “tombul tombul bilmem neler” diyor, pekâlâ biliyor neler neler’in memeler olduğunu ama söyleyemiyor. Daha önce Meclis’te bir kadın milletvekilini çok ayıplamıştı kadının cinsel organının bilimsel adını telaffuz ettiği için. Yerin dibine geçtiğini, utandığını söylemişti. Peki “şeyinin şeyini şey ettiğimin” derken o şeylerin ne olduğunu bilmiyor mu Arınç? Biliyor, ama telaffuz etmiyor; beden ve cinsellik konusundaki muhafazakâr ikiyüzlülük bir kez daha sırıtıyor.

Bize ayar vermekten vazgeçin!

Birkaç hafta önce televizyon ekranında bir “tasavvuf ustası(!)”nın, hamile kadının sokağa çıkmasının, görünmesinin, ayıp olduğu, estetik olmadığı yolundaki herzelerini dinlemiştik. Kadın bedeninin hamilelik kadar doğal ve hayatı yaratacağı için en saygın halini çirkin, ayıp bulan bu zihniyet, memeye “neler, neler” diyerek sözde hicap duygusu sergileyen zihniyetle aynıdır. Bu zihniyetin Gezi ruhunu hiç anlamamış olmasında, anlamadığı için panikleyip akla ziyan komplo teorileriyle izaha kalkışıp komikleşmesinde şaşılacak bir şey yok. Çünkü Gezi, özünde bu zihniyete isyanın parlak bir tablosuydu. Gezi’yi kendi iktidar hayalleri için kullanmaya kalkışan, aslında Arınç ve benzerlerinin muhafazakâr zihniyetinden özünde farklı olmayan sağlı sollu bazı kesimler (meselâ meydanlarda askerlik tâlimi yapan müzmin darbe heveslileri) bir yana; o meydanları dolduranlar, özellikle de gençler, bedenin ve kafanın özgürlüğünü haram ve günah sayan; cıvıl cıvıl, farklı yaşam biçimlerine kendi daracık dünyalarının küflü doğrularını dayatmaya çalışan zihniyete karşı duruyorlardı. Gezi günlerinde örtülü olanlar da açık olanlar da, dindar olanlar da din dışı olanlar da, aslında şunu haykırıyorlardı: Bize ayar vermeyin, yaşamımıza, bedenimimize, beğenilerimize, inançlarımıza, örtünmemize açılmamıza, yediğimize içtiğimize, yatmamıza kalkmamıza karışmayın!

Gelelim yeniden bu yazıya vesile olan Sayın Arınç’ın “O sözler espriydi, anlamamışlar, bu onların seviyesini gösterir, kimin kaç kilo olduğu, ne yapmak istediği ortaya çıktı..... Benim de beğenmeme hakkım var” teviline.

“Şeyini şey ettiğim”den başlayarak Arınç’ın bu sözleri de bir seviye göstergesi gerçekten. Ama şimdilik buna takılmayalım, çok daha önemli bir konu var. Başbakan Erdoğan başta olmak üzere, AKP kodamanlarının hiç mi hiç anlayamadıkları bir konu bu: Hani Başbakan, zaman zaman çok ileri gittiğini anlayınca, “Canım! Zorla yaptırmıyoruz ya, ben (baba) olarak iyi olanı, doğru olanı söylüyorum. Vatan millet için üç çocuk rica ettik hanım kardeşlerimizden, zorlamadık!” tadında laflar ediyor. Arınç da, “Benim içinde rakı geçen türküyü beğenmeme hakkım var”, diyor.

Hayır, bu hakkınız yok beyler! Benim var, ama sizin yok. Hatırlayın: darbe heveslerinin alıp yürüdüğü dönemlerde, omzu kalabalık paşalar topluma, özellikle de sizlere ayar vermek için ileri geri konuşur, hot zotçuluk yaparlardı. Birileri cesaret edip bu sözleri söylemenin demokrasiye aykırı düştüğünü belirtince de, aynı sizler gibi “Bu ülkenin diğer yurttaşları gibi benim de şahsi fikirlerimi söyleme hakkım var” derlerdi. Evlerinde eşleriyle, çocuklarıyla, yakınlarıyla baba olarak, eş olarak, arkadaş olarak sahip oldukları fikirlerini söyleme, tavsiyede bulunma hak ve özgürlükleri vardı tabii, ama aynı şeyi topluma seslenerek yapma hakları yoktu. Çünkü bulundukları mevkiler ve ardlarındaki silahlı güç onların sözlerini öneri olmaktan çıkarıp buyruk ve zorlama haline getiriyor, toplumu sindiriyordu.

Tıpkı o eski vesayetçiler gibi, bugün de devletin, hükümetin başındakilerin “Üç çocuk yapın, rakı değil ayran için, dindar olun, şu tiyatro oyunu müstehcen, bu heykel ucube” türünden kendi değerlerini, kendi doğrularını yansıtan telkinlerde bulunmaya sadece ve sadece kendi evlerinde, kendi arkadaş çevrelerinde hakları vardır. Mevkiinizden ve dayandığınız devlet aygıtından aldığınız güçle, mütehakkim -zaman zaman da tehditkâr- edayla ve de sizin doğrularınızdan farklı yaşayanları, farklı düşünenleri, farklı davrananları “bunlar, bunlar” diye aşağılayarak milyonlara kürsülerden seslendiğinizde yaptığınız, hakkın istismarıdır; benim hakkımın gasp edilmesidir. Mahalle kahvesinde tavla oynayan Tayyip Bey dar ve sıradan muhafazakârlığın incilerini sıralamakta özgürdür, kendi evinde de öyle. Sayın Arınç ringo ringo şişeleri veya tombul tombul memeleri, içinde rakı olan şarkıları beğenmemekte sonuna kadar haklı ve özgürdür. Ama kendi beğeni ve tercihlerini kitlelere empoze etmeye hakları yoktur. Daha basit söyleyecek olursak: kişiliksizliğe ve yalakalığa yenilip durumdan vazife çıkaranların bol olduğu bu memlekette, göreceksiniz, Vardar Ovası türküsü bir süre rakı sözcüğü çıkarılarak söylenecek veya pekçok yerde hiç söylenmeyecektir. Tıpkı Başbakan’ın, alkollü içkilere 18 yaş, belli saatlerden sonra büfelerde satış yasağı, vb. yasal sınırlar getirmekle yetinmeyip (ki bu gençliği koruma ve toplum sağlığı açısından kabul edilebilir bir şeydir) içenlerden düşkün kişilermiş gibi aşağılayarak söz etmesinden sonra pek çok yerde (hele de tabii Ramazan boyunca) içki servisinin kaldırılması ya da ayıp bir şey yapılıyormuş gibi perdeler arkasına saklanması gibi...

“Biz kime karıştık ki, kimi zorladık ki” türünden sözler, “AK Parti veya Başbakan neyinizi yasakladı ki” türünden savunmalar, gündelik hayatın gerçekleriyle çatışıyor. Toplum üzerinde muktedirlerin yarattıkları hava etkili olur. İmam yellenince cemaatin ne yaptığı herkesin mâlumudur. Elinizde iktidar gücü varsa ve bu güce dayanarak konuşuyorsanız, sizin özel değerleriniz, yaşam normlarınız, kültürel bakışınız, sadece kendi bireysel alanınızla sınırlıdır. Bu sınırı aştığınız anda ağzınıza geleni ulu orta söyleme hakkınız yoktur. Tabii demokrasi sözcüğü, bireyin özgürlüğü kavramı, özgürleşen toplum, demokratik yönetim sizler için boş lâfların ötesinde gerçek bir anlam taşıyorsa...

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89