• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 26 °C
  • Berlin 14 °C

Sevr paranoyası

Serdar Kaya

Türkiye’de, Sevr ve Lozan hakkındaki değerlendirmeler, ekseriyetle ideolojik kaygılarla şekillenir. Ülkede en güçlü ve belirleyici sese sahip olagelen resmî söylem, Sevr’i adeta bir yokoluşa denk tutarken, Lozan’ı ise büyük bir zafer olarak sunar. Bu iki büyük abartı, birbiri ile yakından ilişkilidir. Şöyle ki, Sevr ile Lozan arasındaki uçurum, Ankara rejiminin ve kurucusunun yegâne meşruiyet kaynağı durumundadır. Zira Sevr’in yokoluş, Lozan’ın ise kurtuluş olması, Ankara’nın (başta İstanbul olmak üzere) ülkenin geri kalanına, “Vatanı biz kurtardık” diyebilmesine ve kendisini ülkenin yeni sahibi ilan edebilmesine imkân tanır. Başarının bir Tek Adam’ın dehasına atfedilmesi ise, sözkonusu Tek Adam’ın halkı temsil etmeyen iktidarına meşruiyet kazandırma işlevi görür. Zira herkesi O’nun kurtarmış olması durumunda, herkesi yönetmenin de yine O’nun hakkı olduğunu iddia etmek kolaylaşacaktır.

Sevr ile Lozan arasındaki fark azaldığı ölçüde ise, böyle büyük iddialarda bulunmak zorlaşır. Bu nedenle, resmî söylem işin başından beri hem Sevr’in hezimetini hem de Lozan’ın başarısını abartarak bu iki anlaşma arasındaki farkı gerçekte olduğundan büyük göstermeye mecbur olagelmiştir.

İslami kesimin muhalefeti

Resmî söylemin bu abartılı iddialarına itirazlar, Cumhuriyet’in kuruluşundan (ve hatta öncesinden) bu yana ekseriyetle İslami kesimin içinden gelir. Lozan’ın Türkiye aleyhindeki maddelerini dile getiren ve anlaşmanın aslında bir zafer değil hezimet olduğunu vurgulayan bu itirazlar, bugün itibariyle İslami kesim içinde halen güçlüdür. Bu yaklaşıma göre, vatanı tek bir kişi değil, hep birlikte halk kurtarmış, ancak halkın başarısının karşılığı Lozan’da gerektiği ölçüde alınamamıştır. Çünkü, Türkiye’nin Lozan’da kabul ettiği pek çok önemli madde, ancak Sevr’dekilerin bir tekrarı olabilmiştir.

İslami kesimdeki bu yaklaşım resmî söylemin Lozan konusunda gözardı ettiği kimi gerçekleri isabetli bir şekilde vurguluyor olsa da, Lozan (ve genel anlamda ilgili dönem) hakkında objektif olmaktan uzaktır. Zira, resmî söylem her şeyi bir Tek Adam’ın başarısı olarak sunma adına Lozan’ı nasıl yüceltiyorsa, ilgili İslami söylem de Tek Adam propagandasına duyduğu tepkinin tesiriyle Lozan hakkında abartılı yergilerde bulunur. Yani burada sözkonusu olan, iki farklı grubun bir olayı iki farklı şekilde algılamasından ziyade, her iki grubun da gerçekleri (aralarındaki çekişmenin gerektirdiği şekilde) esnetme eğiliminde olmasıdır.

Bu eğilim, bir zihniyetin yansımasıdır ve dolayısıyla, tarafların başkalarına karşı sergiledikleri tavırlara da yansır. Hatta, Sevr ve öncesi sözkonusu olduğunda, taraflar ortak bir düşman karşısında aynı safta yan yana gelmiş olurlar ve Lozan konusunda birbirlerine karşı sergiledikleri sübjektif ve gerçekleri eğip büken tavrın bir benzerini, bu sefer birlikte İngilizlere yöneltirler. Neticede, ne spesifik olarak karşı tarafın taleplerini, ne de genel anlamda geçmişte yaşanan olayları doğru bir şekilde anlamlandırabilmeleri mümkün olur.

Sonsöz

Her ülkenin olduğu gibi Türkiye’nin tarihinde de çok sayıda olumsuz gerçeklik var. Ancak Türkiye’de bu olumsuz gerçeklikler karşısında takınılan yaygın tavırlar, rasyonel olmaktan çok uzak. Bu durum, Sevr için de geçerli. Tıpkı 1915, Dersim ya da bahsinden hoşlanılmayan pek çok diğer olay gibi, Sevr de analiz edilmek ve anlaşılmak istenen değil, resmî tarihin hakkında verdiği hüküm gereği hapsedildiği yerde kalması dilenen bir gerçeklik durumunda. Bu nedenle de, Sevr hakkında verilmiş olan hükmün yanlış olma ihtimali, (anlam dünyalarını alt üst edeceğini sezmelerinden ötürü) insanları korkutuyor.

Ne var ki, insanların bir gerçekliğe gözlerini kapamaları, o gerçekliğin niteliğini değiştirmiyor. Dahası, böyle bir devekuşu sendromu geliştiren insanlar, uzak durmaya çalıştıkları gerçeklikleri değil, kendilerini değiştiriyorlar. Şöyle ki, bütün dünyanın bildiği gerçekleri kendilerinden saklayan insanlar, bu tavrın kaçınılmaz bir sonucu olarak kendilerine ve tarihlerine yabancılaşıyor, sahte bir dünyada yaşamaya alışıyor ve gün gelip gerçekler kapılarını çaldığında ise çocukça tepkiler vermeye başlıyorlar. Bu durum kitlesel olarak yaşandığında ise, sürekli bir korku ve inkâr hâlinde yaşayan hasta bir toplum ortaya çıkıyor.

İçin için hep Sevr paranoyasıyla yaşamak, Sevr haritasının tasvir ettiği paylaşılmış Anadolu imgesinden ürkmek, ama Sevr’in gerçekte ne olduğunu, ne anlam ifade ettiğini bile bilmemek, bu türden acınası bir durum. İlgili haritanın gerçeği yansıtmadığından dahi haberdar olmamak ise, paha biçilemez.

(Devam edeceğim.)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89