• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara -8 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin 2 °C

Sevinci kursağında kalmış bir ülke

Ersin Tek

Sevincini yaşayamamış bir ülkedir burası. Sevinci hep kursağında kalmıştır/bırakılmıştır.

Bir günü diğerine uymuyor bu ülkenin, bu ülke insanının. Hatta saati saatine uymuyor. Bakarsınız neşe ve umut doludur gündem. Ivır zıvırla geçer zaman. Herkes büyük ‘güçlü Türkiye’ lafları ile oturup kalkar. Projeler havada uçar. Birlik beraberlik mesajları verilir. Ortadoğu’nun yıldızı, hızlı büyüyen ekonominin sahibi model Türkiye yorumları konuşulur, tartışılır. ABD’nin güdümünde değiliz artık, ABD başkanına karşı ayak ayaküstüne atabilen ve herkese diklenen bir başbakanımız var, İsrail’i dize getirecek olan bir devletimiz var, türünden laflar edilir. Bu kandırmaca ile yatıp kalkarız.

Buna benzer daha sürüyle yalan ve aldatmaca ile geçti/geçiyor bu ülkenin günleri.

Hep sürüp gitmez böyle tabi. Geçicidir. İşler birden tersine döner. Dünya başına yıkılır bu ülkenin. Yürekler acıyla dolar. Zor, çaresiz anlar başlar. Hiçbir şey artık tat vermez ve anlamsız olur. Herkes, her şey birden değişir. O sevinç o umut birden uçuverir. Öfke, anlamsızlık kuşatır herkesi. En ufak bir kıvılcımda patlamaya hazırdır herkes, çok tuhaf bir ruh hâlidir bu.

Sebebi bellidir aslında bu ruh hâlinin. Çözülemeyen-çözülmek istenmeyen- bir Kürt meselesi vardır bu ülkenin. Ve bunun sonucunda otuz yıldır süren bir savaş gerçeği. Bu savaş bütün ruh halimizi altüst etmiştir.

Bu sorun- bu savaş- unutturulmaya, geçiştirilmeye, çarpıtılmaya çalışılmıştır bugüne kadar. Fakat geçiştirmekle, görmezden gelmekle, unutturmakla, çarpıtmakla, daha fazla şiddete başvurmakla ortadan kalkmadı, kalkmayacak bir gerçektir.

Bu ülke sürekli bir azınlığın halkı ezip yönettiği, Kürt sorununun, ucuz siyasi hesaplar için kullanıldığı bir ülkedir. Darbelerle, provokasyonlarla baltalanmış bir geleceği yaşamış bir ülkedir. Bu yüzden sevinci hep yarım kalmıştır. Şimdi de her şey değişiyor derken, bu ezen güruh hesap verecek derken, bir şeyler düzeliyor ve gelecek daha iyi olacak derken, birden şeyler oldu yine. Her şey anlamını yitirdi. Her şey altüst oldu. Sevinci kursağında kaldı ülkenin.

Yine o eski kötü ruh haline dönüyor ülke.

Kürt sorununun ne kadar yakıcı ve bir an önce çözülmesi gerektiğinin en son kanıtı ‘Silvan’da yaşanan acı olay oldu. 20 gencecik insan nasıl çıktığı bilinmeyen bir yangında yanıp can verdi. Bir hiç uğruna… Daha gencecikti bu insanlar. Yaşam dolu ve bu ülke için hayalleri olan çocuklardı. Ama olmadı.

Bu son olay tüm süreci tersine döndürdü, silbaşa döndük gibi bir şey. Bu olaydan sonra artık sokaktaki insandan tutun, en üst makamlardaki kimselere kadar, bu ülke insanının hepsinin kafası fena halde karışık. Bu karışıklık, kaypak ve aldatıcı siyasal ortamın işlevsizliğinden-ya da işlevsiz bırakılmasından- çok, gelecekle ilgili bir karışıklık… Bu kafa karışıklığı öyle hemen gidecek gibi de görünmüyor. Ortada yürümeyen, sürekli aksayan bir sistem ve bileşenleri, kirli bir savaş ve bunun sonucunda doğan istikrarsız bir huzur ortamı var.

Ama neden?

Gözler önündeki senaryo bir bakıma yeni bir senaryo ama aktörler eski. O yüzden korkular da ister istemez eski oluyor. Bu yüzden hemen doksanlı yılların hayaleti canlanıyor gözlerimizde. Ölümün en acımasız yüzünü gördüğümüz o yıllar…

Görünen o ki yine kanlı, ölümlü, zorlu bir süreç bekliyor bizi. Yapılan hataların telafisi de olmayacak bu yüzden. Böyle olunca taraflar-taraftarlar- gerildikçe geriliyor. Eli sert oynayarak kazanacağını zannediyorlar. Taraflar zihniyet olarak birbirine yakın çünkü. Bu yüzden anlamıyorlar, bu oyunun kazananı yok ve olmayacak. Böyle sürüp gidecek…

Biraz gerçekçi ve karamsar olursak eğer, bu saatten sonra geri dönüşü de yok bu oyunun. Çünkü ne devlet, ne de örgüt kendi paradigmasından asla vazgeçmedi ve vazgeçmeyecek. Özellikle devlet. Yeni bir paradigmadan bahsetmek demek, bu devletin kökten değişmesi demektir. Bunu herkes iyi biliyor. Ama kimse cesaret edemiyor bunu söylemeye. İmkânsız görünüyor çünkü. Bu yüzden çoğunluk insanların öldürülmelerine susuyor, susacak. Klişe söylemlere sarılıyor ve yeni canları vermeye hazır duruyor.

Çok yazık!

Çok yıllar geçti ama bu oyunda değişen bir şey olmadı. Olmayacak. Sadece arada geçen yıllar, dört tarafımızı kuşatmış kirli gürültüler, seçim aldatmacaları, açılım oyunları, işine geldiği gibi tüketilen barış lafları ve kaybedilen yeni umutlar, yeni canlar...

Bu kirli savaşı bize kim bahşetti? Kim başlattı bu süreci? Kim haklı kim haksız?

Bu soruların cevabını vermek çok zor. Birden fazla girdi-çıktısı var. Öyle suçu bir tarafa yıkmakla olmuyor. Sürece dair çok üstün analizler yaptığını sanan akıllılar bunu yapıyor ya. Hadi neyse…

Suçlu kim?

Kimi tanrı der, kimi kader der, kimi tarih der, kimi bizden öncekiler der, kimi devlet der, kimi örgüt der, kimi dış güçler der, kimi bana ne der, bu soruya.

Hepsi de doğrudur. Hiçbir cevap diğerinden daha az argümana sahip değildir. Herkes durduğu yerden, baktığı pencereden haklı görünür. Çünkü kişi algı dünyasının kapsadığı dışında başka bir şey bilip söyleyemez. Ve hep bu yüzden yanılıp durur insan.

Savaş da, barış da, ölüm de, şiddet de, kaybetmek de, kazanmak da, yanılmak da varoluşumuzun birer parçası. Bunu doğru anlamak gerek. Var oluş bir bütündür. Parçalanamaz. Her şey birbiri ile bağlantılı ve iç içedir. Ayrı ayrı düşünemezsiniz, düşünseniz de bir yere varamazsınız. Yaşamın ‘anlamlı’ bir yöne akması için bütüncül bir bakış şart…

Neden ve sonuç- teori ve pratik- arasındaki mesafeye gelince, bu öyle basit ve kestirme yoldan anlatılamaz. Derinlemesine analiz edilmeli… Bizim ve bizden öncekilerin eylemleri, akılsızlıkları, gelecek hakkındaki plan ve beklentileri bizim buraya gelmemizde önemli rol oynadı belki, ama bu geçmişe takılıp kalmamızı gerektirmiyor. Zaten böyle yapmak da, bize hiçbir çözümü bahşetmeyecek ve bizi bu durumdan kurtaramayacaktır.

‘‘Göründüğü kadar çaresiz olduğumuz sanılmamalı. Alın yazımızın büyük bölümü geçmişte kendimiz tarafından oluşturulmuştur. Alın yazısını oluşturduk, bu yüzden değiştirmeye de yardımcı olabiliriz. Alın yazısı bizi kontrol eder, ama özgür irademizin de alın yazısı üzerinde bir miktar gücü vardır. Ancak, bu durum yalnızca yaşadıklarımızdan aldığımız dersler ve özgür iradeyi yaratıcı bir şekilde kullanmamız ölçüsünde doğru olacaktır.’’ diye okumuştum bir yerde.

Oysa Hegel de haklı olarak diyordu ki: ‘‘Hükümdarlardan, devlet adamlarından, halklardan tarih deneyimlerinden ders almaları istenir. Ama deney ve tarihin öğrettiği de, halkların ve hükümetlerin hiçbir zaman tarihten bir şey öğrenmedikleri ve bunlardan alınabilecek derslere göre davranmadıklarıdır…’’

Hegel’in dediğini yaşayarak gördük. Bu ülke de hep böyle oldu. Kimse tarihten bir şey öğrenmedi ve alınacak hiçbir dersi almadı, bu derslere göre davranmadı. Bu yüzden Kürt meselesi başta olmak üzere, bu ülkenin sorunları eski anlayışla bir yere taşınmadı ve taşınamayacak. Bu eski anlayış daha fazla kayıp ve daha fazla acı çekmekten öte bir işe yaramadı.

Galiba yapacağımız tek şey, olanı ve olacak olanı anlamaya çalışmak ve kabullenmek. Çünkü hayat olduğu gibidir; olması gerektiği gibi değil…

Sözün özü; insanların canını yakan bir sistem var. Bu sistemin kökten değişmesi gerekiyor. Bu sistemin yaptırımları ülkeyi uçuruma sürüklüyor. Anlaşılması gereken bu. Fakat kimse buna değinmiyor. Gazete köşelerini kaplayan kelli felli yazarlar sadece çaresizlik yazıları diziyor. Bu çaresizlik ve kan gölünün oluşmasında da ne kadar paylarının olduğunu unutmuş bir halde… Ülkenin bu kanlı, bu bulanık günlere gelmesinde bu ülke aydının, bu ülke medyasının payı büyüktür. Eli kalem tutan bu adamlar suçluyu dağda/ovada/dışarıda aramakta inat ediyor. Korkakça davranıyorlar. Durdukları zeminin yanlış ve altından kayıp gideceğini görüyorlar. Bu yüzden çaresizlik yazıları diziyorlar. Kıyamet senaryolarına sığınıyorlar.

Artık lamı cimi yok bu işin. Herkes ne istediğini net olarak belirtmek zorundadır. Herkes bu ülkedeki ‘kökten değişim ihtiyacını’ net olarak söylemek zorundadır. Önümüzde pek zaman yok çünkü. Devlete veya başka bir güce güvenmesin kimse, herkes kaybedecek bu oyunda. Kazananı yok bu gidişatın; susmak, gizlemek, çarpıtmak, sırtını birilerine yaslamak kimseye bir şey kazandırmayacak.

Sorun devlette. Sorun hükümette. Soru orduda. Sorun örgütte. Sorun muhalefette. Sorun aydınlarda. Sorun herkeste…

Çözümü sağlayacak olan da yine herkes...

Sokaktan tutun en üst makamlara kadar. Herkes kendi rolünü, kendi sorumluluğunu doğru bir şekilde yerine getirmedikçe hiçbir şey değişmeyecek. Kaçış yok bundan. Bu durumdan kurtulmak için her alanda fikirleri oldukça özgün, yapıcı, cesur, ezber bozucu yeni söylemler/eylemler/riskler/yaptırımlar gerekiyor. Yeni bir düzen ancak böyle kurulabilir. Denemeye değer. Kaybedecek bir şeyimiz yok. Yoksa hep beraber bir uçuruma sürükleniyoruz.

Bu kötü gidişatın yönünü döndürmek için bir şeyler yapmalı! Yeni bir şey? Hem de hemen.

Savaşan tarafları protesto etmek için, ‘savaşa hayır’ sloganıyla meydanlara inmeli milyonlar…

Bu kirli savaşı ve doğan bütün mağduriyetleri ayrıntılarıyla araştıracak ‘tarafsız’ kişilerden oluşmuş bir ‘hakikatleri araştırma komisyonu’ oluşturulmalı.

Yine buna benzer bir ‘barış komisyonu’.

Tüm kesimlerin kendini ifade edeceği yeni platformlar oluşturulmalı.

Operasyonlar bir an önce tamamen durdurulmalı.

Başbakan çıkıp konuşmalı, silahın çözüm olmadığını beyan etmeli.

BDP hiçbir şart öne sürmeden bir an önce meclise gitmeli.

Evrensel bir nitelik taşıyan, farklı farklı sınıflardan, ırklardan, siyasi ve dini inanç tonundan renkler taşıyan sayısız insana seslenebilen ve bu ülkeye kurtuluşun yolunu gösterecek yeni bir gelecek barındıracak bir anayasa yapmaya başlanmalı.

İşte bizi bu kötü gidişattan azade kılacak olan şey, cesur yeni eylemlerimizi ihtiyaçlarımızı karşılayacak hale getirmek ve sorunlarımızı çözüm gücüne ulaştıracak bir bilince vardırmak. Bütün bu eylemlerimiz, daha ötesinde de bir coşkuya dönüşebilmelidir. Süzülebilmelidir tüm kirli hesaplardan, tüm kapalı kapılardan, tüm kapalı zihinlerden.

Yapabiliriz, yapmalıyız; barış için, yaşatmak için, gelecek için, çocuklarımız için…

Yarın çok geç olabilir, bugünden başlamalı!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89