• BIST 82.477
  • Altın 147,865
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin -4 °C

Şerzan'ın katilleri de örgütlü

Yıldırım Türker

Şerzan Kurt'u Batman'daki milli faaliyetleriyle 'deli' unvanını hak etmiş Gültekin Şahin'in bir başına katlettiğini iddia edebilecek kimse var mı? 

Büyük kapışmaları bir yana bırakıp bugün Şerzan Kurt’u hatırlayalım.

11 Mayıs 2010 gecesi, Muğla’da iki üniversite öğrencisi ‘İstanbul’ isimli barın önünden geçerken ağır küfürlü hakaretlere uğrayınca, arkadaşlarına haber veriyorlar. Gelen beş kişiye barın önünde 20 kişi sopalarla, şişelerle saldırıyor. “Muğla size mezar olacak” diye haykırıyorlar bir yandan da. Olay yerine gelen polisler saldıranları değil, saldırıya uğrayan beş kişiyi gözaltına alıyor. İçeri alınan arkadaşlarına sahip çıkmak için toplanan öğrenciler karakolda ülkücü grupların kucağına teslim ediliyor. Çıkan olaylar üzerine polis biber gazıyla ve havaya ateş ederek müdahalede bulunuyor.

35323

10 yıldır Muğla’da görev yapan bir sivil polis bu olayın baş kahramanlarından. Gültekin Şahin.

En vahşi yıllardan 1996’da Batman’da iş tutmuş. Besbelli çok kanlı ve fütursuz bir yiğit. Çünkü yakınları kendisine ‘deli’ lakabı takmışlar.

Bu toprakların kara yazgısı. Bir zamanlar Batman’ın ‘deli’ polisi olarak sivrilen Gültekin Şahin 1989 Batman doğumlu Şerzan’ı katlediyor. Batman’da yarım kalan işini tamamlıyor besbelli.

Şerzan’ın hastaneye kaldırılmasıla birlikte çok iyi bildiğimiz devlet refleksiyle Muğla Valisi şıpınişi bir açıklama yapıyor: “...Elde kapsül var ve bu polise ait değil...”

Yaralı oğullarının can güvenliği için kaygılanan ailesi, hasta odasına aile ve doktorlar dışında kimsenin girmemesi için hastaneye dilekçe veriyor. Ancak hastane yönetimi bu dilekçeyi kabul etmiyor.

Bu arada hastanenin özel güvenlik elemanları da boş durmuyor elbet. Orada can çekişmekte olan Şerzan için, ‘bombacı’ dedikodusunu yayıyorlar.

Oğlu yoğun bakımda yatarken babası Ömer Kurt adeta yakarıyor: “Halkları birbirinden ayırıp suni problemler yaratarak birilerini ötekileştirme yoluna gidiliyor. Ben Türkiye halklarının hepsinin kendisini içinde görebileceği bir kardeşliği istiyorum. Biz bu ülkede yaşıyoruz. Uzayda toprak arayamayız. Göklere gidip yerleşemeyiz. Biz kardeşiz birlikte yaşayacağız. Yoksa ötekileştirme ile olmaz bu kardeşlik...”

Gültekin Şahin ancak olaydan altı gün sonra tutuklanıyor.

Sekiz gün yoğun bakımda kaldıktan sonra Şerzan Kurt’un beyin ölümü gerçekleşiyor. Ülkücüler hala hastane bahçesinde bekleyen aile ve gençlere saldırıyor. 

Yüce Türk hukuku devrede

Muğla Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan davanın ilk duruşmalarında tanık polisler, Şerzan’ı vuran polis Gültekin Şahin’in olay yerinde görevli olmadığını söylediler.

Artık açıklığa kavuşmuştu. Vatanperver Türk polisi Gültekin Şahin, görevlendirilmediği halde çatışmaya müdahale etmiş ve doğal müttefiki ülkücülerin yanında kamera kayıtlarından da açıkça görüldüğü üzere silahını hedefe doğrultarak Şerzan’ı vurmuştu. “Görevi sırasında olası kasıtla nitelikli adam öldürmek”le suçlanması bile fazlaydı. Görevli değil, gönüllüydü.

Ama elimizde değil, 12 yaşındaki Uğur ve babasını öldürenler hakkındaki davayı hatırladık, çünkü bu dava da güvenlik nedeniyle Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne alındı.

Bu arada kamera kayıtları olmasaydı ya da Hrant’ın katlinde olduğu gibi Emniyet’in loş koridorlarında kaybedilseydi sanık tarafının Şerzan’ın kendi arkadaşlarından birinin silahıyla öldürüldüğü iddiası bayrak edilecekti. Oysa olay yeri görüntülerinde Gültekin Şahin’in hedef gözeterek ateş ettiği gün gibi aşikârdı. Nitekim Eskişehir’e nakledilmiş davada görüntüler izlenmiş, sanık Şahin’in tabancasını öğrencilere doğrulttuğu teşhis edilmişti; tanıklar da ifadeleriyle durumu doğruluyordu.

Bu arada ‘güvenlik’ gerekçesiyle davayı Eskişehir’e alanların kimin ‘güvenliği’ için kaygılandığı da anlaşılmıştı.

Çünkü davayı izlemeye gelen kimi Kürt ve muhalif görüşlü öğrencilere adliye kapısında kurt işaretiyle coşmuş ülkücü bir grup sopalarla saldıracaktı.

Saldırı sonucu dört öğrenci yaralandı.

Saldırıya uğrayanlar, yani davayı izlemeye gelenler yoğun güvenlik önlemleriyle aramadan geçirilmiş, buna karşın saldırganlar neredeyse buyur edilmiş, nitekim aralarından yalnız bir kişi gözaltına alınmıştı. Büyük ihtimalle çay ikramında bulunup birlikte fotograf çektirmek için.

Bu hüsnü kabul sonrası müteşekkir bozkurtlar daha sonraki duruşmada da ellerindeki Türk bayraklarını savura savura “Burası Türkiye, buradan defolun” sloganları ile Kurt’un yakınlarına saldırdı. Bu kez gözaltına alındılar.

Şerzan’ın ana babası, bir sonraki davaya bir mektupla insan kalmışları davet ediyordu:

“Dava henüz başlamamışken, bize ve avukatlarımıza bilgi verilmeden, kamuoyunda da polis cinayetlerinin aklandığı yer olarak izlenim yaratan, Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiştir. Davanın Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi, tanıkların ve mağdur avukatlarının katılımını güçleştirmek, gerçeğin açığa çıkmasını zorlaştırmak içindir.

Adaletin sağlanmasına yönelik ciddi kaygılarımız ve endişemiz vardır. Oğlumuz Şerzan Kurt’un okumaktan başka amacı yoktu. Oğlumuz Kürt’tü, demokrattı, barış yanlısıydı, kardeşlik yanlısıydı.

Bütün insanların vicdanlarına sesleniyoruz.

Bir Kürt öğrenci devletin polisi tarafından öldürüldüğünde, adaletin nasıl işlediğini izlemenizi istiyoruz.”

Devletin nefreti

Kurt ailesinin avukatları İçişleri Bakanlığı aleyhine dava açtığında bakanlık savunma yapan hukuk müşaviri Ahmet Hamdi Nayir, bunca tanık, kanıt varken devletini ve devletinin katilini nasıl savundu dersiniz?

“ Dava konusu olayda kolluk kuvvetleri Muğla Üniversitesi’nde çıkan olaylar sebebiyle ortalığı yatıştırmak için polis Gültekin Şahin’in, amirinden izin almak suretiyle havaya birkaç el ateş ettiği, ancak davacıların yakınının, yapılan ateş sonucu vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Polisin görevlerini yaparken direnişle karşılaşması durumunda bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma, silah kullanma yetkisi her zaman vardır. Dava konusu olay da bu kapsamda olup polisin silah kullanma yetkisi olmuştur.

Olayların bu noktaya gelmesinde kusur tamamen Şerzan Kurt’a aittir. Hukuka aykırı davranmanın hiçbir mazereti olamaz. Kendisinin o saatte o kargaşa içinde bulunmuş olması bu sonucu doğurmuştur.”

Bu arada Gültekin Şahin’in avukatı Erol Halka dünkü duruşmada, tahliye talebinde bulunuyor ve o ünlü fıkra formatıyla olayın bir trajik bir de komik yönü olduğunu öne sürüyordu: “Trajik yönü bir gencin hayatını kaybetmesi. Genç bir insanın ölümünü hiçbir vicdan kabul edemez. Komedi yönü ise Gültekin Şahin, bir buçuk yıldır tutukludur. Dosyası incelendiğinde Gültekin Şahin’in maktulün ölümüne neden olacak atışı yapmadığı bellidir. Polisin silahından çıktığı iddia edilen bir merminin maktule isabet ettiğine dair delil yoktur. Amirleri, olayda silah atılması yönünde bir talimatlarının bulunmadığını belirtmektedirler. Amirlerinin söyledikleri ayeti kerime midir? Onların sözlerine itibar ediliyor da, neden Gültekin Şahin’in sözüne itibar edilmiyor. Polis böyle toplumsal olayda biber gazı sıkmayıp, havaya ateş açmayacak da gruba çiçek mi atacak? Amirleri yasal bir süreçten korktukları için böyle bir ifade vermişlerdir. Grubu dağıtmak için silah atışı yapılması yönünde talimat verildiğine dair şahitler vardır. Böyle bir olayda polis zor kullanacaktır. Kullanması gerekir. Yoksa olay çok daha kötü durumlara gelebilirdi.”

Şerzan Kurt’u zamanında Batman’daki milli faaliyetleriyle ‘deli’ unvanını hak etmiş Gültekin Şahin’in bir başına katlettiğini iddia edebilecek kimse var mı?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89