• BIST 81.712
  • Altın 147,331
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin -1 °C

Şengal, Kürtlerin Birliği ve Bağımsızlık (2)

Mustafa Özçelik

Konfederasyon, bağımsızlık ve neden Şengal?

Bugün kimi aydın ve siyasetçiler tarafından ‘’Mesud Barzani bağımsızlık isteyerek, gücünü aşan bir talepte bulundu’’, ‘’dünyanın ve bölgenin  istemlerini dikkate almalıydı’’ yorumları yapılmaktadır. Burada yanlış  bilinen, yanlış algılanan ve bu nedenle de yanlış yorumlanan bir noktaya açıklık getirmek gerektiğine inanıyorum. Bunun için de gelişen sürece kısaca bir göz atmak gerekir.

Özellikle son iki yılda, Güney Kürdistan Hükümeti ve Bağdat arasındaki  ilişkilerde ciddi sorunlar gelişti. Maliki hem Kürtlere, hem Sunni Araplara  bir diktatörlük denemesine yöneldi. Bırakalım anayasadaki 140. Maddenin gereklerini yerine getirmeyi, Güney Kürdistan’ın tüm kazanımlarını da yavaş yavaş yok saymaya, ortadan kaldırmaya yöneldi. Maliki’nin bu siyasetine, Güney Kürdistan Yönetimi açık tutum aldı.

Kürdistan Yönetimi anayasal haklarından hareketle  şunları söyledi: ’’Biz  hiç kimsenin diktatörlüğüne boyun eğmeyiz. Kürdistan ve Bağdat iki eşit ortaktırlar. Bütçedeki %17 lik payımız kanuni hakkımızdır, bu Maliki ya da başka birilerinin keyfiyetine bırakılamaz. Anayasa bize çok açık bir şekilde, uluslararası şirketlerle petrol ve doğal gaz anlaşmaları yapma hakkını vermektedir, bu hakkımızdan taviz vermeyeceğiz. Pêşmerge , anayasal bir kurum olarak, hem Kürdistan Hükümetinin , hem de Irak’ın bir parçasıdır. Basra’da, Necef’te orduya hangi silah, teçhizat ve imkan veriliyorsa, pêşmergeye de aynı imkanlar sunulmak zorundadır. 140. Madde anayasa gereğince bir an evvel uygulanarak, bu bölgelerdeki halkımızın iradesine başvurulmalıdır.’’

Maliki, Kürtleri bir ortak olarak görmediği, kendisine bağlı bir ‘’muhtariyet’’ gözüyle baktığı için, güçlendikçe, Arap şovenizmini, diktatörlüğü Kürtlere dayatmaya başladı. Kürdistan Yönetiminin bütün bu anayasal haklarını ayaklar altına almaya başladı.

Maliki’nin bu tutumu karşısında Kürdistan Hükümeti yeni  ve  haklı bir tutum geliştirdi. ’’Eğer bizlerin anayasal hakları uygulanmayacaksa, eşit bir ortak olarak görülmeyeceksek, biz de halkımızın iradesine başvuracağız. Bu şekilde mi devam edelim, ayrılıp kendi kaderimize mi sahip çıkalım’’. Ve Sayın Barzani ilk kez  ‘’Artık mevcut bu ilişki tarzı bizim irademizi yansıtmamaktadır’’ diyerek ‘’konfederasyon’’dan bahs etti. Maliki’nin bu diktatoryel tutumlarından vazgeçmemesi üzerine de, ‘’Maliki’nin Başbakanlığını kabul etmeyeceğiz’’ dedi.

Bu atmosferde Irak Parlamento seçimleri yapıldı. Maliki en fazla oy alan parti olmasına rağmen, tek başına hükümeti kuracak bir çoğunluk elde edemedi. Koalisyon tekrar gündeme geldi.

Kürtler açık bir şekilde, ‘’’Malikisiz’’ ve ‘’anayasal tüm haklarının  eşitlik temelinde garanti edileceği  bir hükümet’’ dışında hiçbir şekilde yönetimde yer almayacaklarını dile getirdiler. Bu tartışmalar sürerken, IŞİD Musul’u ele geçirdi ve bildiğimiz gelişmeler yaşandı. Kürdistan Hükümeti, oluşan boşluktan yararlanarak, 140.madde kapsamındaki  Kürdistan topraklarının %95’inden fazlasını kontrolüne aldı. Oluşan yeni tabloda Irak fiilen üçe bölündü. Artık eski şekliyle bir Irak’tan söz edilemezdi. Bu durum artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı yeni bir sürece kapıyı açtı. Kürtlerin eli güçlendi. Daha önce dile getirdikleri tüm anayasal haklarının garanti altına alınması esaslı ortak yönetimi, daha açık bir şeklide ‘’konfederatif’’ bir ilişki olarak ifade etmeye başladılar. Zaten mevcut durumda da en alt ortaklık ancak konfederatif yönetim olabilirdi. Mevcut federasyonun bir geçerliliği kalmamıştı.

Kürtler ‘’eğer Irak’ta bu belirsizlik sürerse ve eşit ortaklığa dayalı yeni bir ortaklık hukuku oluşturulmazsa, biz de referanduma giderek bağımsızlık için halkımızın iradesine başvuracağız.’’ dediler. Ayrıca Pêşmerge gücü tarafından kurtarılan 140. Madde kapsamındaki bölgeler için de ayrı bir referanduma gidileceği açıklandı. Her iki referandum için de Kürdistan Parlamentosu’nda çalışmalar başlatıldı.

Kürtlerin bu anayasal, meşru haklarının uygulanacağı   Malikisiz bir ortak yönetim oluşturulması için de girişimler devam etti.

Eğer süreç objektif bir şekilde ele alınacaksa, aslında Kürtlerin bağımsızlığı en son başvurulacak zorunlu yol olarak gündemleştirdikleri görülebilecektir. Oluşan yeni durum Sunni bölgesinin de ayrı bir bölge olarak kabulüne dayalı zorunlu ve bence geçici konfederal bir ortaklığa işaret ediyordu. Kürtler eşit ortaklık esasında, tüm haklarının garantiye alındığı bir konfederasyona evet diyeceklerini açıkladılar. Eğer bu sağlanmazsa, o zaman bağımsızlık seçeneğinin gündeme geleceği dile getirildi.

Şimdi şunu sorgulamak lazım. Peki, Kürtler ne yapsaydılar? Eşit ortaklığın  kabul edilmemesi durumunda-ki Maliki bırakalım eşitliği, diktatörlüğü dayatıyordu- ,Kürtler ne yapsaydılar? Kendilerine dayatılan diktatörlüğü, hak gasplarını, iradesizliği, halkının geleceğini belirsizliğe sürüklemeyi mi kabul etselerdi, yoksa ayrılıp kendi devletlerini kurmayı mı gündemleştirseydiler? Kürtler, kendilerine federasyonu bile fazla gören  Arap diktatörlük heveslileri ile bu şekilde , ne olacağı belli olmayan bir devlete mi evet demeliydiler, yoksa kendi halkının iradesiyle karar kılınmış  bir devlete mi?

Şengal’de yaşanan trajedi ve Kürdistan’ın güvenliğine, yaşamına yöneltilen saldırı, Kürdistan halkının kendi kaderini tayin hakkına yapılan bir tehdittir. Kürtler gerçek anlamda bir eşit ortaklık istediler.Bu gerçekleşmezse, bağımsızlık dışında bir yol kalmayacağını söylediler. Kürtlerin bu haklı ve yerinde tutumu, Türkiye, İran, Esad, Maliki için bir ‘’tehlike’’ydi.

Kürtlerin hak ve özgürlüklerini tanımamak için  değişik yol ve yöntemler uygulamaya çalışanlar elbette ki, Konfederal ya da bağımsız bir Kürdistan’ı istemeyeceklerdi. Yarım yamalak bir federasyonu bile zar zor kabullenenlere, konfederatif ya da bağımsız devlet  daha ‘’kötü’’ bir örnek   oluşturacaktı. Bu nedenle de bugünkü tablonun oluşturulmasında önemli roller oynadılar.

Şimdi, burada Kürtlerin ‘’suçu’’ nedir? Diktatörlüğe, köleliğe, eşitsizliğe hayır demek midir,suç? Şeyh Sait de, Seyid Rıza da, Köleliğe hayır dedikleri için katledilmemişler miydi? Ağrıda, Mahabad’da, Halepçe’de Kürtler  özgürlük talepleri için katliam ve jenositlere tabii tutulmadılar mı? Peki bütün bu katliamlarda katledilenler, özgürlük, eşitlik ve adalet talep ettikleri için ‘’katledilmeyi hak mı etmişlerdi?’’

Bugün Şengal trajedisini yaratanlar, Kürtlerin eşitlik ve özgürlük taleplerini, kendi devletlerini kurma ve geliştirme mücadelelerini, her seferinde  jenosid ve katliamlarla durduracağını hayal edenlerdir.

Evet, Kürtler bu yaklaşım içindeyken, tartışmalar bu şeklide sürerken, aslında eşit haklara dayalı konfederatif bir ortaklığın ilk adımı olarak Irak Cumhurbaşkanlığı’nı kabul ettiler. Bu tutum ‘’Kürtler bağımsızlıktan vazgeçtiler’’ şeklinde yorumlara yol açtı. Oysa ki bu, aslında yeni konfederatif bir ortaklığa verilmiş bir ‘’kredi’, bir ilk adımdı.

Bu yeni ortaklığın da aslında bölgesel ve uluslararası dengelerin zorunlu kıldığı, göstermelik  ve uzun ömürlü olmayacak  bir çözüm olduğu açıktır. Bugün gerçekten de  bir ‘’Irak’’tan sözedilebilir mi?Bu ‘’Irak’’ta,  Sunnilerin kimler tarafından temsil edildiğini bilmek mümkün müdür? Bugünkü haliyle ortak ‘’Irak’’ kimlerin ortaklığını ifade edecektir?

Şengal trajedisini yaratanlar bu enkazın altında ezileceklerdir.

İşte bu tablo içinde Şengal(Sincar) trajedisini değerlendirmek lazım.

Ne yaparlarsa yapsınlar, bu yeni ortaklık dikişinin de tutmayacağını, bu durumun giderek Kürtlerin devletleşme süreçlerini daha bir kabul edilir hale getireceğini gören Türkiye, İran, Esad ve Maliki, Amerika’nın da en azından göz yummasıyla, Suudi, Katar destekli IŞİD’e Şengal saldırısı için , herkes kendi cephesinden yol verdi. Süreci biraz daha karıştırmaya, sürüncemeye sürüklemeye, biraz daha zaman kazanmaya yönelik bir saldırıya yol verildi. Gerek Musul’da elde edilen ağır silahlar, gerekse değişik devletlerden alınan dolaylı ve dolaysız desteklerle, IŞİD Sunni Arap aşiretleri ve Baasçılarla kurduğu ittifakla Şengal’e saldırdı. Bu süreçte, Kürtlerin gücünü kırmak ve  daha geri bir çözüme razı etmek için IŞİD hazır bir araçtı.

Peki neden Şengal? Şengal Êzidî Kürtlerinin büyük çoğunluğu oluşturduğu, eski Baasçı kimi Sunni aşiretlerin de değişik dönemlerde yerleştirildiği bir yarleşim yeridir.10 Haziran’a kadar , Bağdat yönetimine bağlıydı ve Bağdat’ın, Arapların  yönetimindeydi. IŞİD’in Musulu ele geçirmesi ve Maliki’ye bağlı askerlerin bölgeyi terk etmeleriyle birlikte, pêşmergenin daha erken organize olması sonucu, Şengal IŞİD’in eline geçmeden pêşmerge kontrolüne geçti. Yani yaklaşık 2 aylık bir süredir Kürtlerin kontrolündeydi. ‘’IŞİD Öncesi’’ dönemde,  elbette ki özellikle KDP’nin ciddi ilişki ve bağları mevcuttur. Ama, iki aylık dönemde, burada henüz Kürtlerin güçlü bir askeri organizasyonu oluşturulamamıştı. Sunni Arap aşiretler de, IŞİD destekçisi olarak Kürtlerin zayıf halkalarından birini oluşturuyordu.

Şengal Kerkük gibi değildi. Kerkük 2003’ten bu yana , resmi olarak Bağdat’a bağlı olmasına rağmen, Kürtlerin yönetim ve denetimindeydi. İki yıl önce,  Maliki’nin  ‘’Dicle Gücü’’ adlı özel askeri bir güçle  Kerkük’e yöneldiği bir süreçte, Kürtler onbinlerce pêşmergeyle Kerkük’ün etrafını sardı. Güçlü bir yığınak yaptı. Bu güç orada kaldı.Kerkük’te güvenlik amaçlı hendekler  kazılmıştı. Ama Kerkük çevresi Bağdat askeri güçlerinin elindeydi. IŞİD saldırısıyla beraber Maliki bütün bu bölgelerden çekilince, Pêşmerge Sadiye ve Celewle’nin bir kısmı dışında, tüm Kürdistan topraklarının kontrolünü eline aldı.

Kürdistan hükümetinin  Şengal’e yeni yerleşmiş olması, gerekli askeri donanımın yapılmamış olması, IŞİD’in güçlü saldırı tehdidini hesap eden bir hazırlık yerine  gereğinden daha az  bir gücün konumlandırılması,  pêşmergenin uzun süredir savaşmamışlığı ve bu gücün gerekli askeri teçhizat ile de donatılmaması, IŞİD’in ağır silahlarla saldırıya geçmiş olması ve IŞİD’in ilk saldırısında bazı komutan ve pêşmergelerin geri çekilmesi vb. bir çok sebep Şengal’in düşmesine neden olmuştur. Düzenli ordu sistemiyle yapılandırılmaya çalışılan pêşmegeye ‘’düzensiz’’, silahlı grupların saldırısının da pêşmerge için bir dezavantaj olduğu ayrı bir nedendir.Tüm dikkatler Kerkük, Celewle, Sadiye gibi yerlerden gelecek saldırıya yoğunlaştırılmışken, Şengal’de yapılan ihmal elbette ki tüm boyutlarıyla incelenmeli ve en üstten en alta kadar ihmali olanlar bu konuda gereken cezaları almalıdırlar. Pêşmerge Bakanlığı ve Kürdistan Hükümeti’nin de bu konudaki sorumlulukları aydınlatılmalıdır. KDP kendi içinde de bu konuda ciddi bir inceleme başlatmalıdır. Bu yenilginin, genel siyasal, ekonomik, askeri ve sosyal eksiklik ve sorunlarla bütünlüklü bir analizi yapılmalıdır.

Şu noktayı da gözden kaçırmamak lazım. Karşınızda hiçbir kaide ,kural, tanımayan bir katiller sürüsü vardır. Sayın Mesud Barzani’nin de dediği gibi aslında ‘’ağır silahları elinde bulunduran bir terörist devlet’’ ile karşı karşıya bulunulmaktadır. IŞİD  Şengal’i de, Hewlêri de başka bir şehri de topa tutarak, sivilleri katliamlardan geçirerek savaşabilir. Ama Kürdistan pêşmergesinin, sivilleri katletme pahasına, bir şehri topa tutmak ,şehri savaş   alanına dönüştürme  pahasına savaş yürütmek gibi bir politikası yoktur. Pêşmerge, Şengal’de onbinlerce insanımızı rehin tutan IŞİD’e istediği şekilde saldırı gerçekleştirme şansına da sahip değildir. Şehrin etrafı sarılmış olmasına rağmen, sivil katliamı kaygısıyla , uygun bir askeri yol aranmaktadır.Ama, ilk yenilgi ne yazık ki büyük bedellere neden olmuştur.

Amerika’nın hava saldırılarıyla Kürdistan Hükümetine destek sunması, Başta Fransa olmak üzere, Avrupa’nın desteğini açıklaması, yaşanan tüm ‘’gevşek tutumlara’’ rağmen elbette ki olumludur, bir kazanımdır. Kürdistan Hükümetinin ABD ve Avrupa’yı  desteğe çağırması ve olumlu yanıt alması da, Hükümetin   takdir etmesi  gereken bir durumdur. Amerika, IŞİD’in elindeki uzun menzilli toplarla Hewlêr ya da başka çevre yerleşim yerlerini topa tutma ihtimaline karşı bu hava saldırılarını özellikle  ağır silahlara yöneltmiştir. Bu uzun menzilli topların  yaratacağı sivil katliamlarını da ilk saldırıda hiçbir güç engelleyemezdi. Şengal’den sonra, başka bir şehirde gerçekleşecek herhangi bir sivil katliamının yaratacağı yükün altından  ne Amerika, ne de başka bir ülke kalkabilirdi. Kürdistan hükümetinin de en büyük çekincesi ağır silahlarla, uzun menzilli toplarla sivil katliamının gerçekleşmesiydi. Bu tehlike ancak hava saldırısıyla  önlenebilirdi. Pêşmerge ilk Şengal kırılması dışında, bire bir savaşta, taktiksel geri çekilmeler bir yana, IŞİD’li katillere karşı hiçbir yenilgi yaşamamıştır. Aksine her cephede büyük bir üstünlüğü vardır. IŞİD’in tek üstünlüğü elindeki ağır silahlardır.

Pêşmerge Kürdistan topraklarını savunma dışında, başka yerlerde IŞİD ile savaşmak gibi bir strateji yürütmemektedir. Zaten önemli olan da ülke savunmasıdır. Kürtlerin ağır silahlara karşı   aynı ölçekte savunma ve saldırı silahı talebi , Şengal trajedisine  kadar, ne Maliki yönetimi , ne de Amerika tarafından özellikle kabul edilmemişti. Bugün oluşan bu tabloyu değerlendirirken, yaşamsal önem taşıyan ve Kürtlerin elini zayıflatan bu politikayı da özellikle dikkate almak gerekir.

Açıktır ki Şengal’deki bu yenilgi için yapılan ‘’Şengal Êzidî olduğu için, önemsenmedi’’ ya da ‘’bilinçli olarak böyle bir sonuca sürüklendi’’ yönlü açıklama ve yorumlara ancak ‘’el insaf’’ demekle yetinilebilinir. Kürdistan Hükümetinin ve  KDP’nin kendi intiharı anlamına gelebilecek böyle bir olayı  bilinçli yapılmış gibi yansıtmak  ya da Barzani’nin bilinçli ihmalini kest etmek ancak ‘’insafsızlık’’ olarak değerlendirilebilinir. Bu konularda eleştiri ile düşmanlık sınırlarını ayırabilmek lazım.

Şengal, maalesef derin yaralara yol açan bir trajedi olarak Kürdistan tarihindeki yerini alacaktır. Kürt tarihinin en derin kültürel ve dinsel miraslarından biri olarak, Kürt ulusunun bir parçası olarak Êzidî kardeşlerimizin maruz kaldıkları bu travma, aslında tüm Kürtlerin travması, tüm Kürtlerin yarasıdır. Kürdistan’ın dört parçasında ve tüm dünyada, bu yarayı sarmak için  seferber olunmalıdır. Kürdistan Hükümeti, bu yarayı telafi etmek için yaşamın her alanında pozitif ayırımcılık temelinde özel bir program geliştirmelidir. Ama, Şengal’in  gerçek anlamda telafisi, yaşanan travmanın derinliği nedeniyle, ancak ve ancak bağımsız ve özgür bir Kürdistan  devletinde   Êzidî kardeşlerimizin yaralarının, tüm ulusun yaralarıyla birlikte sarılmasıyla sağlanabilecektir. (2.bölümün sonu)

Yazının Üçüncü Bölümü: Devlet olmak, devleti korumak ve musibetlerden çıkarılacak dersler

‘’ Bugün dünyada varlığını sürdüren devletlerin en az %25i(elimde somut rakamlar yok, ama belki daha fazla bile olabilir) Güney Kürdistan devletinden ekonomik olarak,  askeri olarak, siyasi olarak, demokratik yaşam ve kurumsallaşma açısından kat be kat geridedirler. Bu devletlerin hiç birinde pêşmergenin fedakarlığı, kahramanlığı, direnişinin %10 u bile mevcut değildir Ama yine de bağımsız devlettirler. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Afrikada’da, Ortadoğu’da, Latin Amerika’da, hatta Avrupa’da  normal koşullarda  ‘devlet’ olarak bile tanımlanmayacak bir çok devlet vardır. Ama bölgesel ve uluslararası çıkar ve dengelerle bu devletler kurulmuştur, korunmuştur, ayakta kalmıştır.’’

‘’ Belli uluslararası çıkarlar ve devletler arasındaki  güç  dengeleri tarafından korunmaksızın, desteklenmeksizin kendi kendisine yetebilecek devlet sayısı   kaçtır acaba?’’

Birinci Bölüm: Şengal, Kürtlerin Birliği ve Bağımsızlık (1.Bölüm)

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89