• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 3 °C

Selahattin Demirtaş şansı

Nuriye Akman

Sıfatlar değişince fiiller aynı kalsa bile algılar farklılaşabiliyor. Şimdiye kadar Kürt milliyetçisi olarak tanıdığımız Selahattin Demirtaş’ı cumhurbaşkanı adayı olarak izlemek daha önce önemsemediğimiz bazı hususları ilgi çekici hale getirdi.

En son salı akşamı CNN Türk’te dört köşe yazarının sorularını yanıtlayan Demirtaş, BDP-HDP çizgisine mesafeli bakan seçmenlerin zihninde olumlu izler bıraktı.

Her şeyden önce on yıllarca ayrımcılık gören, yaşadıkları tarifsiz acıları kuşaktan kuşağa aktaran Kürtlerin, nihayet içlerinden bir temsilciyi cumhurbaşkanı adayı olarak çıkarması Türkiye adına gurur verici bir durum. Olayın asıl memnuniyet yaratan kısmı ise Demirtaş’ın sergilediği “acı görmüş ama dili acımamış ve acıtmamaya kararlı” tutum oldu. Vaktiyle parti başkanı sıfatıyla yaptığı siyasi mücadelede kullandığı dili yadırgayanlar, şimdi kendini yerleştirdiği kavramlar çerçevesine hiç de yabancı olmadıklarını hissettiler.

Mevcut kutuplaşmayı kırmak için adaylığını bir fırsat olarak sunması, kendini otoriterleşmeye karşı panzehir olarak görmesi, tüm meselelerin çözümünün radikal demokraside yattığını belirtmesi, bir kimliğin öne çıkarılıp diğerlerin baskılanmayacağı yeni bir devlet düzeni istemesi gibi mesajlardan etkilenmeyenler bile eminim, yetkileri minimuma indirilmiş bir cumhurbaşkanı ile merkezi yetkileri yerel idarelerle paylaşan bir hükümet sistemini isterken sorduğu “Türkiye’nin neden güçlü demokrasiye değil de güçlü lidere ihtiyacı var ki?” sorusunu kayda değer bulmuşlardır.

Bu soru, güçlü liderlerin otomatikman güçlü demokrasilerin garantisi olmayacağı gibi bir kabulü içeriyor ki, Recep Tayyip Erdoğan’ın dayattığı “yoldan köprüye, dövmeden bebek sayısına, en küçük memurdan en büyüğünü belirlemeye” kadar her şeye müdahil olan, delege etmeyen, kendinden başkasına güvenmeyen liderlik paradigmasına bir alternatif olarak öne çıkıyor. Danışma kurulları gibi ara mekanizmalarla halka yönetimi yönlendirme fırsatı verilmesi, sivil toplumun sıfırlanan gücüne etkinlik kazandırılması fikrini biz diğer cumhurbaşkanı adaylarından ne yazık ki duymadık.

Nitekim, Demirtaş’ın cumhurbaşkanı adayı gösterme tekelinin sadece parti gruplarına ait olmaması, 100 ya da 200 bin gibi belirlenecek bir sayıda vatandaş önerisiyle başka adayların da yarışa katılması gerektiğini savunması ve eğer seçilirse grev alanlarından parklara, çevreci eylemlerinden ibadethanelere kadar herkesi yerinde dinleyen ve devlet ile halk arasında köprü kuran bir cumhurbaşkanı olacağını söylemesi, çizdiği liderlik tipiyle tam bir uyum içindeydi. Devletin dini hayatı düzenlemesini devlet dini tahsis edilmesi olarak yorumladı. Devletin ancak koordinatör olarak tüm inançlara eşit mesafede kalmakla yetinmesi gerektiğini vurguladı ki, bu da toplumsal barışın unsurlarından biriydi.

Ancak Selahattin Demirtaş’ı sözü dikkatle dinlenilir kılan bence bu fikirleri olmadı. Beden dili ve mimikleri seyirciye korkutmadan güven verdi. Hiddet göstermedi, afra tafra yapmadı, kimseyi tehdit etmedi. “RTE olmasın da ne olursa olsun” yaklaşımını yanlış bulduğunu ve seçimi kazanamasa bile serdettiği fikirlerin Parlamento ve hükümet üzerinde denge kurucu bir basınç yaratacağını söyledi. Bütün bunları dile getirirken yüzü aydınlık, tebessümü yerinde ve içtendi. Program kapatılırken “yolunuz açık olsun” temennisini “hepimizin yolu açık olsun” diye karşılaması da gayet sempatik bir davranıştı.

“Ee sadede gel, ne diyorsun kardeşim, oyunu Selahattin Demirtaş’a mı vereceksin yani?” diye soranlar olacaktır. Bu gazetede çıkan her yazıyı “cemaatin fikri” olarak okumaya şartlanmış bazıları “Cemaat şimdi de direksiyonu Kürtlere kırdı” gibi aklı evvel yorumlar yapacaklardır. Arkadaşlar oyumu henüz belirlemedim. Tamamen hür irademle diyorum ki, böylesine kaliteli bir Kürt adayın cumhurbaşkanı adayı olarak meydana çıkması, Türkiye’nin neleri başardığını, nerelerden nerelere geldiğinin bir kanıtıdır. Cumhurbaşkanlığı yarışını sahici kılmakta ve belli bir düzeye yükseltmektedir. “Nee? Bir Kürt cumhurbaşkanı mı?! Nayır nolamaz!” noktasından çıkıp “Neden olmasın ki?” diye içimize minik bir kuşku düşmesi bile, eğer toplumsal huzuru gerçekten önemsiyorsak çok ama çok değerlidir. Nokta.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89