• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 12 °C

Şeffaflık sağlanılmadan demokrasi kazanılamaz

Ömer Ağın

Ortadoğu bölgesi kaynıyor. Eski yöntemlerle yönetmeye çalışan iktidarlar iflas etmiş durumda. “Bahar” diye anılan ve “iyimserlik” içeren umutlar daha şimdiden yerini kışlara bırakacak kaygıları doğuracağa benziyor. Kuşkusuz eski olan çökmüş durumda. Ama yeni olan da henüz yok ortada. Ortadoğu’daki bu durumu çok önceden gören Sayın Öcalan, sadece durum tespiti yapmakla kalmadı, aynı zamanda “çözümün” içeriğini ve buna uygun düşen çalışma yöntemini de geliştirdi. Yani çağdaş yapının temel taşlarını da döşedi. Yapı yükseliyor, emekçiler kan, ter içinde ama umutlu. Sabah güneşinin ışınlarını kanatlarıyla yuvalarına taşımaya çalışan yelkovan kuşları gibiler.

Newroz’da kamuoyuna açıklanan Sayın Öcalan’ın barışçı, demokratik çözüm yöntemi manifestosu ve buna bağlı olarak ısrarla istenilen şeffaf çalışma biçimi; kitleleri, aydınları, kadroları cesaretlendirmeye devam ediyor. “Konspirasyon” (gizlilik) şemsiyesi altına sığınmış ve oluşturdukları tabuları fethedilmez kaleler sananların dışında herkes süreçten memnun. Sayın Öcalan’ın en büyük dehası, toplumlara öncülük yapan bir partinin kendi içinde de mutlak anlamda demokrasiyi kurması gerekir düşüncesi ve bu düşünceyi Kürtlerin saflarında yeşertmiş olmasında yatmaktadır. “Kurtlar sofrasına” demokrasiyi yerleştirmeye çalışan bir Kürt halk lideri tarih sahnesine çıkmıştır. Bu bir iltifat değildir. Eski bir Bolşevik Moskova’da bana “sizin en büyük şansınız Abdullah Öcalan gibi bir lidere sahip olmanızdır” demişti. Konumuza dönelim:

Öcalan’a saygı, onun düşüncelerini kitlelere kavratıp maddi bir güç haline getirmekten geçer. Özellikle legal alanlarda siyaset yapan kişi ve partiler için bu uyarı misliyle gereklidir. “Parti böyle diyor”, “ben bu bölgenin sorumlusuyum”, “başından beri bu hareketin içindesin?”... diyen, devrimci olmayan bir bilinç ve bilgi birikimi içermeyen, laflar gevezelikten başka bir şey olmadığı gibi örgütlü çalışmanın da en büyük düşmanıdır. Yetenek ve emek harcama yerine, “yetki kullanarak”, “susturan” azarlayarak elde edilen hiçbir “değer” kalıcı olamaz. Bu tür likidatif çalışma tarzının Kürt Özgürlük Hareketi’nin mayasına aykırı olduğunu yakından biliyoruz. Bu itici ve yıkıcı tavrın Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir çalışma tarzı olmadığını görenlerin sayısı artmaktadır. Devrimci olmayan, yatay ilişkilere ve grupçu kumpaslara dayanan tutumları yapısal organlar içinde ve devrimci tarzda eleştirenlerin sayısı da çoğalıyor.

On beş senedir Kürt Özgürlük Hareketi saflarında, kırk beş seneye yakındır da devrimci politikaların içindeyim. TKP’nin her düzeyde yöneticisi oldu... Bu süre zarfında edindiğim deneylere dayanarak şunu söylüyorum: Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir bileşeni olan yasal partilerde politika yapan “orta düzey” ve “yukarısı” kadroların önemli bir kısmı çalışmalar içinde gördükleri “eksiklik” ve “hataları” parti organlarında ve demokratik üsluplarla tartışmak yerine, kendilerine uygun üslup ve yöntemlerle ve de parti organları dışında dedikodular halinda konuştuğuna çokça tanık oldum. Devrimci bir partide bu tür yöntemlerin yıkım getirebileceği bilindiği halde, zaafın giderilmemesine aklım ermiyor. En büyük eksiğimiz, hatta zaafımız olan bu grupçu davranış halen devam etmektedir. Kendi içlerinde “şu belediye yöneticimizin fabrikası vardır, bunun yeteneği hiç gelişmemiştir” türünde konuşmalar yapıldığı halde, parti organlarında ve toplantılarında ise köşelerinde sus pus oturumlarına şaşmamak elde değil. Deyim yerindeyse “herkes memnun bir halde.”

Bu eleştirilerden karamsar bir değerlendirme sonucu çıkarılmamalı. Birincisi, bir genelleme yapılmıyor. İkincisi, eksikleri giderme amacıyla ele alıyorum. Üçüncüsü ise, bu eleştirilerin gerekli olan yerlerde ve zamanda yapılmasına yardım etsin diye söylüyorum. Bunlar legal alanlarda çalışan kadro ve kurumları yönelik eleştiridir.

Legal siyaset kurumlarında buna benzer eksik ve zaafların devam ettiği bir dönemde PKK’nin kongresini topladığını ve sürece uygun kararların aldığını medya kuruluşlarının tüm yazdı ve söyledi. Ortadoğu’da doğum sancılarının çekildiği bir zamanda PKK’nin kongre yapması bir rastlantı mıdır? Halkların özgürlük için mücadele ettiği, bölge güçlerinin yeni etkinlikler peşinde koştuğu, küresel sistemlerin yoğun bir rekabet yaşadığı bir dönemde PKK’nin kongre toplaması tesadüf mü? Gerillanın sınır dışına çekildiği, barışçı demokratik mücadele yönteminin geliştirildiği bir dönemde PKK’nin kongre yapması “voluntarist” bir anlayışa dayandırılabilinir mi? Dört bir yanımız çıkarcı güçlerin kurduğu tuzaklarla doludur.

Legal siyaset içinde devrimci olmayan davranışları, rantçı tutumları, demokratik olmayan yöntemleri, denetimden uzak, “başına buyruk” kadroları düzeltmeden yola devam edilemez. Deyim yerindeyse önce durağanlaşan, sonra gerilemeye başlayan ve de erozyona yol açan kimi zaaflardan söz ediyorum. Legal siyaset, barışçı demokratik mücadele sürecinin planlanmasını acilen yapmak zorundadır. Artık bizim için başarının ölçüsü halkın kimi ya da kimleri meşru otorite gördüğü ve ona destek verdiğidir. Bu nitelik şeffaf bir çalışma tarzıyla kazanılabilinir. Partimizin kitlere içinde yaptığı çalışmanın ne gibi zaaflar içerdiği ise başka bir yazının konusu olacaktır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89