• BIST 109.156
  • Altın 153,298
  • Dolar 3,8173
  • Euro 4,5053
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 7 °C

Sayın Demirtaş'ın Washington ziyareti

Gönül Tol

Ortadoğu Enstitüsü’nün Türkiye Çalışmaları Merkezi olarak bu yıl altıncısını düzenlediğimiz Türkiye konferansında Selahattin Demirtaş’ı ağırladık.

Sayın Demirtaş’ın Washington’da yaptığı görüşmeler, Amerika’nın neredeyse 70 yıldır Kürtlerle girdiği ilişkiyi özetler nitelikte.

Demirtaş üst düzey görüşmelerde bulundu.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Tony Blinken, Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu direktörü Robert Malley, Kongre üyesi Adam Schiff ve Senato’nun Ortadoğu ile ilişkiler komitesi üyesi Christopher Murphy ile görüştü.

Demirtaş’ın programı elvermediği için Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Ed Royce, Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Bob Corker ve Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Avrupa’dan sorumlu biriminin başkanıDana Rohrabacher’dan gelen görüşme taleplerini reddetmek zorunda kaldı.

Bu isimler önemli isimler. Ve hemen hepsinin ana gündemi Suriye.

Demirtaş ile görüşme konusunda ısrarcı olmalarının temel sebebi de bu.

‘Ne var bunda?’ diyebilirsiniz.

Anlatayım...

Türkiye’yi yakından takip eden Amerikalı bir uzman Demirtaş’ın Washington’da yaptığı görüşmelere ilişkin şunları söyledi:

‘Türkiye’de demokrasi ayaklar altında, PKK ile çatışma yeniden başlamış, Kürtlerle barış sürecine ne olacağı belli değil, bölgede Kürt milliyetçiliği yükselmiş. Tüm bunları konuşmak için herkesin Demirtaş ile görüşmek istemesi normal.’

‘Hayır’ dedim.

‘Amerika’nın derdi ne Türk demokrasisi, ne Kürt hakları ne de Kürt milliyetçiliği. Amerika’nın derdi Suriye ve IŞİD.’

Amerika’nın Kürtlerle ilişkisinin son 70 yılına baktığımızda Washington’ın Kürt siyasetinin özünde Kürt meselesinin yatmadığını görmek güç değil.

Bir demokratikleşme/hak/hukuk meselesi olarak Kürt meselesi pek az Amerikan başkanının dikkatini çekti.

İlk bağımsız Kürt devleti denemesi sayılan Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nden bugüne, Amerika’nın Kürtlerle ilişkisinin özünde Washington’ın daha büyük bir tehdit karşısında Kürtleri ‘faydalı bir araç’ olarak görmesi yattı.

Soğuk Savaş döneminde Amerika’nın Kürtlerle kurduğu işbirliğinin özünde Sovyetlerin etki alanını daraltmak kaygısı yatıyordu.

Iraklı Kürtlere verilen insani ve askeri yardımın ardında bu kaygı vardı.

Irak Kürtleri Amerika için Sovyetlerle yakın ilişkisi olan Irak’ı zayıflatmanın ve Sovyetleri dengelemenin etkili bir aracıydı.

Soğuk Savaş sonrası dönemde Kürtler Saddam’a karşı kullanıldı.

Saddam sonrası dönemde Amerika Kürtlerle daha kurumsal bir ilişki kurduysa da çok şey değişmedi.

Kürtler Washington’ın Ortadoğu stratejisinde yeri geldiğinde daha büyük dengeleri gözetmek için feda edilebilecekbir aktör olarak kaldı.

Bugün Amerika ve Kürtler arasında ‘tarihi bir işbirliği’nden söz ediliyor.

IŞİD’in Musul’u ele geçirmesinin ardından Amerika’nın Barzani yönetimindeki peşmergelere direkt olarak askeri yardımda bulunmasının, PYD ile yakın çalışmasının Amerika’nın Kürt siyasetinde bir ‘devrim’, Amerika’nın Irak ve Suriye politikalarında bir ‘eksen kayması’ olduğunu söyleyenler var.

Oysa bugün olanlar son yetmiş yıldır gördüklerimizden farklı değil.

Daha evvel de yazdım.

Obama yönetiminin Kürtlerle yakın çalışıyor olması, Irak ve Suriye’nin bütünlüğü siyasetinden vazgeçtiği, Kürtlerin bağımsızlık hayallerini desteklediği anlamına gelmiyor.

Tam aksine Obama’nın Kürtlere desteğinin amacı IŞİD tehdidi karşısında Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak.

Washington’ın Peşmergeye ne zaman Bağdat’ı bypass edip direkt silah verdiğine bakalım.

Barzani’nin bağımsızlık referandumunu rafa kaldırıp ‘Irak’ın geleceği için Bağdat ile çalışmamız şart’ demesini bekledi.

Suriye’deki PYD ile ilişkisi de IŞİD ile mücadele kapsamında düşünülmeli.

‘Türkiye’ye rağmen PYD’ye yardım etti, Washington bağımsız Kürdistan istiyor’ söylemleri gerçekçi değil.

Eğer Türkiye IŞİD ile mücadele konusunda Amerika’nın istediği ölçüde ve hızda tavır alsaydı, Suriye’de iki ülkenin izlediği siyaset örtüşseydi Washington PYD konusunda farklı bir tutum alabilirdi.

Tam da bu noktada Washington’ın bugün izlediği Kürt siyasetini 70 yılın ışığında yeniden düşünmek ve Sayın Demirtaş’ın Washington görüşmelerinde verdiği mesajdan bahsetmek gerek.

Demirtaş’ın görüşmelerinde Türkiye’nin iç siyaseti, Kürt meselesinde yaşanan sorunlardan ziyade Suriye meselesinin konuşulmak istenmesi Washington’ın bugün de Kürtlere demokrasi/hak/hukuk çerçevesinden değil kendi bölgesel çıkarları perspektifinden baktığını gösteriyor.

Buna karşılık Demirtaş Washington ziyaretinde şu önemli noktaların altını çizdi:

Mevcut konjonktürde Kürtlerin hakkı/hukuku/statüsü meselesini bölgede süren çatışmalardan, uluslararası camianın acil çözüm aradığı sorunlardan ve Amerika’nın çıkarlarından ayırmak çok güç.

Türkiye’nin demokratikleşme meselesi, Kürtlerle barış sürecinin sekteye uğraması yalnızca bir iç siyasi meseledeğildir.

Kürt sorununu çözememiş bir Türkiye, Suriye’de Amerika’nın ayağına dolanmaya, IŞİD ile mücadeleyi sekteye uğratmaya devam edecektir.

Bu mesajların alındığını düşünüyorum.

Peki mesajın alınması Kürtlerin hak mücadelesinde Amerika’nın durduğu yeri değiştirir mi?

Tarih bu soruya çok iyimser bir yanıt vermiyor ancak bölge tarihte görülmemiş bir dönüşümün içinden geçiyor.

Kürtlerin ve bir ölçüde bölgenin geleceğini bu değişimde Kürtlerin nerede durduğu kadar Batı’nın ve bölgesel güçlerin politikaları belirleyecek.

İşte bu nedenle, Senatör Murphy’nin de dediği gibi, Sayın Demirtaş’ın Türkiyeli Kürtlerin nerede durduğunu Amerika’ya şahsen anlatmak üzere Washington’a gelmiş olması önemliydi.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89