• BIST 97.651
  • Altın 145,042
  • Dolar 3,5684
  • Euro 3,9748
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 26 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 25 °C

Savaş mı?

Ali Bayramoğlu

Türk ordusu Suriye'deki YPG mevzilerini bir kaç gündür vuruyor.

Uluslararası hukuk sınırları içinde kalmaya çalışılsa da, açılan ateş angajman kuralları çerçevesinde verilen karşılık olarak açıklansa da, biliyoruz ki Türkiye'nin asıl meselesi Suriye'deki Kürt güçlerinin Batı'dan Doğu'ya doğru alan genişletmesi. Davutoğlu'nun “PYD-YPG Azez ve çevresinden, Miniğ Havaalanı'ndan çekilecek” sözlerinin anlamı açık. Türkiye sınırları boyunca bir Kürt koridorunun oluşmasını ulusal güvenliği açısından mutlak bir tehdit olarak görüyor.

Bu tehdit algısının üç ayağı var: 1. Yeni göçmen dalgasının tetiklenmesi. 2. Türkmenlerin ve Arap gruplarının da yaşadığı bölgede nüfusun Kürtleştirilmesi. 3. PYD'nin Afrin ile Kobane-Kamışlı kantonlarını birleştirerek tüm sınır hattına egemen olması, (bu durumun ayrıca Türkiye'nin Suriye'yle bağlantısını koparması)...

Resme şöyle bir bakalım...
Türkiye'nin bu tehdit algısının karşılıksız olduğu söylenemez. PKK-PYD politikasını açık bir şekilde dile getiriyor: O bölgeye yerleşmek, kökleşmek, tarihsel-siyasal bir bağımsız alan üretmek. Böyle bir iddianın o bölgede etnik dokunun Kürtleşmesine yol açacağı, hatta şimdiden açtığı da ortada..

Bu arayış ile Rusya ve Esat rejiminin ana hedefleri en azından şimdilik kesişiyor. Kürt hareketi alanını özellikle Rusya'nın desteğiyle genişletiyor. ABD'nin PYD'yi IŞİD karşısında önemli bir müttefik olarak kabul etmesi ile Kürtlerin projesine bakışı arasında geçişkenlikler var. Durum AB ülkeleri açısından da pek farklı değil.

Sıkışıklık açık...
Ama dahası da var. Rusların Halep ve civarını vurmasının ana nedenlerinden birisini bizzat Esat açıkladı: Türkiye'nin muhalif güçlere yardım yolunu, Kilis'ten Halep'e uzanan ikmal yolunu kesmek. Bunda başarılı da oldular. Sadece ikmal yolu kesilmedi, aynı zamanda, yeni bir göç dalgası oluştu.

Göçmen meselesi Türkiye için hem dev bir sorun, hem mevcut koşullarda elindeki en etkili koz.

Sınır kapıları da şu anda bunun için açılmıyor. Türkiye'nin talebi Azez ile Cerablus arasında belli bir derinlikte güvenli bir bölge oluşturmak ve göçmenlerin bu bölgeye yerleşmesini sağlamak. Aksi halde Türkiye'nin de Avrupa'nın da bu göçmen dalgasıyla baş edemeyeceğini söylüyor. ABD'yi, NATO'yu güvenli bölge meselesine ikna etmeye çalışıyor, koalisyonun hava desteği koşuluyla kara ordusunu bunun için devreye sokmaya hazır olduğunu söylüyor. Bu sağlanabilirse, Türkiye hem göçmen akınını kesecek, hem PYD'nin yayılma ve birleşme hamlesini boşa çıkaracak, en azından buna dair bir güvence elde etmiş olacak. Ancak bu konuda, bugüne kadar herhangi bir sonuç alabilmiş değil.

Bu da diğer bir sıkışıklık...
PYD-YPG mevzilerinin bombalanması biraz da bu sıkışıklığın sonucu. Zira Türkiye elindeki son kozlardan birisine başvurmak zorunda kaldı. “Ateş açma tehdidi” karşılıksız kalınca, “ateş açma eylemi” başlattı. Bundan da sonuç alamazsa, elinde kalacak son koz o bölgeye girmek, Azez'e ilerlemek.

Bunun anlamı ise Suriye'ye girmek demek, uluslararası hukuk açısından açığa düşmek demek, Rus destekli YPG'yle çatışmaya girmek demek.

Soru pek çok: Bu koşullarda ABD'nin, AB'nin Türkiye'den yana ağırlık koyması ihtimali sizce ne kadar yüksektir? Tüm bunların Türkiye açısından anlamı nedir? Tehdidi bu yolla nasıl bertaraf edebilir?

Türkiye'nin YPG mevzilerine ateş açmadan önce bu köşede “Kürt kapanı” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. Son bir kaç gündür bu “kapan” iyice görünür hale geldi.

Peki ne yapmalı?
Sık söylediğimi tekrar edeyim: Türkiye çıkarlarını ve paradigmasını yeni oluşan koşullara uydurmalıdır...
Ama, “nasıl”?...
Yarına...

Not: Ahmet Taşgetiren Star Gazetesi'nde yayınlanan “PYD tehlike değil mi?” başlıklı yazısında, benim “Kürt Kapanı” makaleme atıfta bulunarak, yazımı “küresel güçlerin projeleri dikkate alındığında Suriye'de bir PYD yapılanması kaçınılmazsa, böyle bir 'kapan' oluşturulmuşsa, 'direniş faydasız' gibi bir gerekçeye” dayandırdığımı söylemiş. Bu doğru ve haklı bir değerlendirme değil. Bir gelişmeyi tehdit olarak görmek, onu bertaraf etmez. Asıl soru, tehdidin nasıl oluştuğu ve o tehdidi nasıl bertaraf edeceğinizdir. Türkiye'nin mevcut paradigması mevcut tehdidi uzaklaştırmıyor, tersine yakınlaştırıyor. O zaman sorun biraz da paradigmada olmasın?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89