• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır -2 °C
  • Ankara -8 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin 2 °C

Şark cephesinde değişen bir şey yok

Kurtuluş Tayiz

Savaş, yöneticiler için çoğu zaman bir akıl oyunundan ibarettir, strateji ve taktik meselesidir; halk içinse savaş, yaşam ve ölümle ilgilidir ve bir varlık sorundur.

30 yıldır süren ve pek bitme işareti de vermeyen savaşta bir taraf için “haklı” diğeri için bütünüyle “haksız” demek o kadar kolay değil.

Savaş ateşini sadece bir taraf 30 yıl boyunca körükleyemez, bu mümkün değil; zira nefesi yetmez.

Ama iki taraf karşılıklı olarak bu ateşi yıllarca harlayabilir.

PKK’nın Çukurca saldırısında canlarına kıydığı 24 askeri düşünüyorum; bu olaydan sonra başlayan operasyonlarda hayatını kaybeden gerillaları da.

Daha ne kadar sürecek bu ölümler, bilmiyorum.

Politikacılara kulak kesiliyorum.

Onlar, ölümleri yüceltmekle meşgul; geride kalanları da savaşa gönderme peşindeler.

Bunun için “ölüleri” kullanmaya başladılar.

Şimdi de gençlerin ölme biçimlerini teşhir ediyorlar.

Bu nasıl vicdan?

Hani ellerinden gelse, toprağa düşen ölülerden yeniden ordu kurup, savaştıracaklar.

Yönettikleri insanlara ve yaşama çoktan yabancılaşmışlar. Varsa yoksa “yüksek” amaçları ve hedefleri...

Türk gençleri de Kürt gençleri de kendilerini yöneten politikacıların aklında aslında çoktan ölmüşler.

Gençlerin hayatı, onların “stratejik” hedeflerinin sadece “konusu” veya “nesnesi”.

Devletin ve PKK’nın yeni stratejisine bakın.

Güzel laflar ediyorlar, mantıklı konuşuyorlar; ama hep ölmek-öldürmek üstüne.

Akıllarında “yaşamak” ve “yaşatmak” yok.

Devlet PKK’yı şöyle sıkıştıracak, liderlerini şöyle öldürecek, BDP’lileri şöyle hapse gönderecek ve sonra barış gelecek...

PKK daha çok asker öldürecek, Türkleri kışkırtacak, Güneydoğu’yu ayaklandıracak, sonunda hükümet boyun eğecek, dize gelecek...

Bunlar yaşam değil, ölüm hesapları.

Şark cephesinde değişen bir şey yok yani.

30 yıldır aynı hikâye...

Bu politikalarla ne hükümet ne de PKK gençlere ölmek ve öldürmekten başka bir seçenek sunuyor.

Kürt meselesinin içinden çıkılması zor bir soruna dönüştüğünü kabul edebilirim; ama çatışma ve ölümlerin kaçınılmaz olduğunu öğütleyen hiç bir söze inanmıyorum.

Kürt meselesinde köklü reformlar yapılmadan barışın sağlanabileceğini de sanmıyorum.

Radikal adımlar atmadan silahları susturmak, akan kanı durdurmak zor.

İngiltere İrlanda meselesini, İspanya Bask sorununu çok uzun seneler sonra çözdü, doğru.

Türkiye de er ya da geç kendi çözümünü yaratacak.

Ama benim tehlikeli bulduğum yan AKP’nin Kürt reformunu kendi istediği zamanda ve koşullarda yapma isteği. İşte bu noktada işler kontrolden çıkabilir. Kürt sorunu ne İrlanda ne de Bask meselesine benziyor. Türkiye’nin yüzü Batı’ya dönük ama Türkiye Doğu’nun bir parçası. Kökleri Doğu’nun derinliklerinde. PKK da bu çağın dışında ve Ortadoğu’ya ait bir parti.

PKK’nın HAMAS’a veya Taliban’a dönüşme potansiyeli IRA veya ETA’ya benzeme ihtimalinden daha güçlü; Başbakan Erdoğan’ın da Vladimir Putin’e dönüşme potansiyeli Tony Blair ve Jose Zapatero’ya benzeme potansiyelinden daha fazla.

Bu gerçeği gözardı ederek Kürt sorununa ve PKK meselesine yaklaşamayız.

Kürt meselesinin çözümünü geciktirmek, daha fazla oyalamak Türkiye’yi şimdikinden daha büyük bir cehennemin içine sürükler.

PKK’nın Kürtleri daha büyük bir ateşin içine atmaktan çekineceğini hiç sanmıyorum.

Barışa en çok yaklaştığımız 1993 senesini hatırlayın; Cumhurbaşkanı Özal devreye girmiş, silahlı mücadelenin tümüyle sonlanmasına ramak kalmıştı. Bingöl’de 33 erin katledilmesiyle ipler koptu; 30 bin insan o tarihten sonra öldü. Ne devlet ne PKK savaşı körüklemekten geri durmadı.

Bugün geri duracaklarını sanmıyorum. Bir 30 bin Türk’ü ve Kürt’ü savaşa kurban edebilirler.

Bu, ETA’nın silah bırakmasını değerlendiren örgütün liderlerinden Murat Karayılan’ın açıklamasından da açıkça anlaşılıyor; “Kürtlere kendini yönetme hakkı verilsin, silah bırakalım”. “Kürtler”den kasıt ise PKK. Bunu siyasetle, demokratik yollardan elde etmeyi deneyeceklerse, buna şans tanınmalı, hiç itirazım yok; ama maalesef böyle bir niyetleri de yok.

Hükümetin masada Güneydoğu’yu kendilerine teslim etmesini bekliyorlar...

Bence barış için eski devlete değil ama hükümete güven duymak zorundayız, beklentilerimizi buraya yöneltmeliyiz. Belki de buna mecburuz. Barış umutlarını PKK’ya yöneltirsek, hayalkırıklığına uğramaktan kurtulamayız.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89