• BIST 82.976
  • Altın 146,876
  • Dolar 3,7951
  • Euro 4,0443
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin -3 °C

Saraykapı’dan Uludere’ye

Ümit Kıvanç

Bendeniz bu yazıyı yazmakla meşgulken, Diyarbakır’ın Sur ilçesi Saraykapı semtinde toprak altından çıkarılan kafatası sayısı dokuzu bulmuştu; siz okurken kaç oldu, bilemem haliyle.

Uludere’de gerçekte ne olduğunu gerçekten merak eden var mı? Yani ne olduğuna dair gerçek bir şüphe besleyen var mı?

Saraykapı semtinde restorasyon çalışmaları yapılıyor. SİT alanında. Bu yüzden kazı arkeolojik kazı standartlarına göre yürütülüyor, kazma-kürekle, dikkatlice yapılıyor.

Uludere’de Hava Kuvvetleri jetleri tarafından bombalananların kim olduğu, orada ne aradığı elbette biliniyordu.

Kazılar sırasında önce altı kafatası bulundu. Hepsi bir anda bulunduğuna göre, aynı yere gömülmüşler; ya da yanyana, üstüste...

Bombalanarak öldürülen çocuk, genç ve yetişkinlerin, geçiş yollarının asker tarafından kapatıldığı, toplanmalarının beklendiği, şu ana kadar öğrenebildiklerimizden anlaşılıyor. Belki bomba ziyan edilmek istenmedi, bilemeyiz biz bunları.

Saraykapı’da kafataslarının bulunduğu bölgede 1990’larda JİTEM faaliyet gösteriyordu. Sorgular, işkenceler, infazlar ve ardından oracığa gömme şeklindeymiş bu faaliyet anlaşılan. Önce altı kişiye ait kafatası ve kemikler bulundu, sonra dokuza çıktı. Kazıda iş makineleri kullanılamıyor, çünkü orası SİT alanı.

Uludere’de, bombalamak için, insanlar biraraya toplansın diye beklendi. Kim oldukları, orada ne aradıkları biliniyordu. En azından, kim olduklarının, orada ne aradıklarının anlaşılabilmesi için gerekli zaman bol bol vardı.

Kazılar sürüyor. Belki başka kurbanların kemikleri de çıkar. Saraykapı’dan da çıkar, başka yerden de çıkar. Devlet öldürmüş öldürmüş gömmüş. Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı kazı çalışmalarına elkoydu. Kazıcılar artık bir savcının gözetiminde.

Bombardıman öyle beş dakika, on dakika değil, bir saate yakın sürmüş. Öyle anlıyoruz. Yani aşağıda gördükleri insanları son bireye kadar öldürmeye çalışmış jet pilotları. Cesetler ve can çekişenler orada öylece kalmış.

Saraykapı’da bugün kemikleri bulunan insanlar işkenceyle öldürülürken Türk basını bunlardan hiç sözetmemişti.

Uludere katliamından da devlet ağzını açana kadar sözetmediler. Yılbaşında Nişantaşı’na, Taksim’e bağlanıp “Türkiye 2012’yi coşkuyla karşılıyor” haberleri yaptılar. Yılbaşına yapısal alerji duyan Müslümanlar da Uludere katliamını tepki göstermeye değer bir olay olarak kabul etmediler. Maksat hükümete bir şey olmasın.

Saraykapı’ya polis güvenlik şeridi çekmiş, gazeteciler kazı alanına giremiyor, orada çalışan işçilerin cep telefonlarını da toplamışlar, kimse fotoğraf çekmesin diye. Acaba neden? Kafatası fotoğrafı görünce milletin vicdanı mı ayağa kalkacak? Niye? 34 insanı bombalayarak öldürdüler, kimsenin gıkı mı çıktı? Tuhaf...

“Uludere’deki olayın nasıl olduğunu bir anlasak!” cinsinden beyanlara mâkûl bir şekilde son vermek maksadıyla, muhterem okurlar, huzurlarınızda alenen söylüyorum ki, Saraykapı’da ne olmuşsa Uludere’de de o olmuştur. Devlet bazı Kürtleri öldürmüştür. Saraykapı’da işkence ederek, Uludere’de savaş uçaklarından bombalayarak. İkisinde de hata, yanlışlık, şu bu yoktur. Saraykapı’da işkencenin dozunu fazla kaçırıp belki de o esnada öldürülmeyecek birilerini öldürmüş olma, böylece hata yapmış olma ihtimalleri, Uludere’dekinden çok daha yüksektir. Uludere’deki 34 kurbanın bile bile öldürülmüş olması dışında herhangi bir ihtimal, şu ana kadar edinebildiğimiz bilgiler ışığında, maalesef ortalıkta gözükmüyor. Herhangi bir kazıyla ortaya çıkarılması da mümkün değil. İster iş makinesi ister kazma-kürek kullanın, mümkün değil.

Fark sadece şu: 1990’larda, resmî katiller, herkesi sindirerek, medyanın kâh gönüllü kâh zoraki işbirliğinin sağladığı karanlıktan yararlanarak işliyorlardı cinayetlerini; şimdi, arkasında yüzde 50’lik oy desteğiyle gayet meşru görüntü veren bir hükümetin koruyuculuğu kollayıcılığı altında eyliyorlar ne eyliyorlarsa.

Köşeyazarınız, nâçizâne, hükümetin devletin çekirdeğiyle müstakbel ilişkisi konusunda nereye bakılması gerektiğini sık sık hatırlatmıştır; inkâr edemezsiniz. Bu turnusol kâğıdı, Hrant Dink davasıdır. Bırakın cinayeti planlayan ve gerçekleştiren devlet içi organizasyonu, katille birlikte kahramanlık fotoğrafları çektiren polis ve jandarmalara dokunulmayacağı belli olduğunda, Uludere’leri şunları bunları beklemeliydik. Unutmayalım ki, hükümetin elinde, devletin alışılagelmiş cinayet organizasyonlarının hiçbir zaman zerresini bulamayacakları müthiş bir güç var: halkın yarısının desteği, istediklerinde vicdanlarını iptal edebilme alışkanlıkları, günah değilmiş gibi üstlerine örtüverdikleri umursamazlıkları. (Ki, bu son ikisi onları toplumsal-siyasî hasımları “çağdaş” Kemalist orta sınıfla biraraya getiriyor, birlikte, Türk nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturuyorlar.)

12 Eylül darbecilerinin acemice ve kırıp dökerek oluşturmaya çalıştığı, ama kavrayışları yetmediği, alışkanlıkları kösteklediği için tam beceremediği Türk-İslâm sentezi cumhuriyeti, işte şimdi gerçekleştirilebilir bir hedef haline geldi.

Kafatasları en son dokuz taneydi, kaç oldu acaba?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89