• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 12 °C

Şam’da her ihtimal Esad’a yarar

Ceyda Karan

Gezi direnişiydi, Mısır’daki darbeydi derken, Suriye’de olan bitene dair ipin ucu kaçırıldı. Arap aleminde herkes koltuğundan olurken, Beşar Esad yerli yerinde! Hatta rivayet o ki giderek eli güçleniyor. Hem de Baas Partisi’nde eski kuşağa operasyona kalkışacak kadar. Savaşın ucu bucağı görünmese de Mısır’daki darbe sonrasında bölgedeki gidişatı anlamak açısından Suriye’yi ihmal etmeye gelmez.

Önce diplomaside ve sahadaki son duruma bakalım...

‘Haziran, temmuz, ağustos...’

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışileri Bakanı Sergey Lavrov, ‘Cenevre-2’ konferansının işaretini ilk verdiklerinde çözümün aciliyetine vurgu yapıp ‘mayıs sonu’ tarihini düşmüşlerdi. İmkânsızlığı aşikârdı. Nitekim konferansın önce haziranda düzenleneceği söylendi, sonra temmuz denildi, şimdi ağustos zikrediliyor. Aklıma ‘çıkmaz ayın son çarşambası’ geliyor.

Suriye yönetimi askeri kazanımlarını artırmişken, masaya gelmeyi prensipte kalbul etmiş olsa bile hiçbir önkoşula yanaşmazlar. Yani ‘Esad’ın gelmeyeceği-temsil edilmeyeceği’ bir müzakere masası hayal. Fakat bu da muhalifler için kabul edilemez. Suriye Ulusal Koalisyonu’na lider seçilen Ahmet Carba konferansa katılma koşullarını kendilerine silah v erilmesi olarak koydu. Fakat silahlı muhalefetin eli zayıf. Suriye ordu güçleri Hizbullah’ın desteğiyle, Lübnan’daki aşırılıkçı Sünni militan gruplarla lojistik bağlantıyı kesmelerinin ardından Hums ve Halep’e yükleniyor.

Amerikan yönetiminin dünyada hiç de ‘ikna edici’ bulunmayan ‘küçük düzeyde kimyasal silah’ iddiasından hareketle silahlı muhaliflere askeri yardım restinin de arkası gelemiyor. Rusya malum ‘biz de Şam’a füzeleri veririz’ resti çekmişti. Nihayetinde Amerikan Kongresi, aşırı İslamcı unsurları gerekçe göstererek askeri yardımları askıya aldı bile.

‘Birbirlerini yiyecekler’

Şimdi çizilen manzara şu: Nusra Cephesi gibi aşırı İslamcı gruplar ile ‘seküler’ olduğu öne sürülen Hür Suriye Ordusunun (HSO) kendi içlerinde kapışması. HSO’nun komutanı Kemal Hamami’nin Lazkiye bölgesinde Nusra Cephesi tarafından öldürülmesi başlangıç sayılabilir. Yani silahlı muhalifler ‘birbirlerini yiyecekler’.

İki yıldır birlikte hareket eden iki grup kapışırsa kim kazanır? Aslında farkları var mı? Bu soruların nihai sonucu ise ne Amerikan yönetimi ne de Batı’nın radikal unsurlar ‘temizlenmeden’ silahlı muhaliflere arzu ettikleri aleni yardımı -gizlice sızdırılanların dışında- yapacakları...

Hal böyleyken, Beşar Esad’dan kimileri için ‘beklenmedik’ manevralar geldi. Baas Partisi’nin merkez komitesi toplandı ve eski kuşak tasfiye edildi. Bu bir ilk. Zira Baas’ın 16 üyesine birden yol verildi. Aralarında Türkiye’nin bir ara ‘geçiş hükümeti’ için bel bağladığı, Katarlıların ‘ha kaçtı, ha kaçacak’ dedikleri 73 yaşındaki Sünni kökenli Devlet Başkanı Yardımcısı Faruk el Şara var. Sonra Suriyelilere sorduğunuzda ‘yüzyıllardır’ Merkez Komite’de olduklarını söyledikleri Muhammed Said Buheytan ve Abdullah el Ahmar... Esad, genel sekreterliği bırakmadı. Üstelik eski Baas liderlerinin ‘hatalar yaptıklarını ve bedelinin ödenmesi gerektiğini’ söyledi. Elbette bir tek kendisi koltuğunda kaldığına göre kendini hata yapmamış saymakta!

‘Öne çıkan isimler’

Bu süreçte Esad’a sadık kalan Başbakan Vail el Halaki, Şam’ın köklü ailelerinden birisinden gelen Meclis Başkanı Cilad el Laham ile genel sekreter yardımcılığına getirilen Hilal Hilal ön planı çıktı.

Bir kesim bunun partide derin huzursuzluğun ifadesi olduğunu savında. Fakat kanımca Esad artık ‘savaştan zaferle çıkarım’ hesabıyla uluslararası toplumla olası müzakereler için zemin hazırlıyor.

Baas Partisi’ni ‘devlet ve toplumun öncü gücü’ diye niteleyen anayasının 8. Maddesi 1.5 yıl önce referandumla değiştirilmişti. Böylece 1963’ten beri Baas’ın ‘devletin şemsiye partisi’ olma konumuna son verildi. En azından kağıt üzerinde. Yoksa ‘çok partili siyasi hayat’ bu zihniyette hemen yeşermiyor

Baas Partisi’nin hala 5 milyona yakın üyesi var. Ama Baas şemsiyesinde olmayan ve çoğu ulusalcı onlarca parti bulunuyor. Yasa değişikliğiyle 20’nin üzerinde partiye izin verildi. Bunlar arasında Mahir Merhej liderliğindeki Suriye Ulusal Gençlik Partisi, Ulusal Demokratik Dayanışma Partisi, El Ansar Partisi, Gençler Reform Partisi var. 15 kadar parti de kuruluş başvurusunu yapmış, sonuç bekliyor. En ilginç olanları Antiglobalizasyon Partisi ile Hizbul Tahrir... Suriye Kürdistan Demokratik Partisi dahil 15 Kürt partisi ile İhvan hâlâ yasaklı.

İçsavaşın kısa vadede bitmesi mümkün değil. En azından ‘kalıcılaşmış’ görünen Nusra Cephesi gibi aşırı unsurların etkinliklerini sıfırlamak ne yönetim ne de ‘seküler’ denilen muhalefet için kolay değil. Her ihtimal Esad’a yarıyor.

Müslüman Kardeşler’e bütün cephelerde darbe

Mısır’daki darbeye açık destek veren başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin Suriye politikaları da öyle görünüyor ki en fazla Müslüman Kardeşler’ı vuracak.

Suriye lideri Beşar Esad, geçen hafta Baas Partisi’ndeki ‘eski kuşağın’ tasfiye edildiği merkez komite toplantısında lafı din ve siyaset meselesine getirdi. “Dini siyasete alet eden hareketlerin kazanmasının mümkün olmadığını” savundu. Şu tesadüfe bakın ki, Suriyeli muhaliflerin Ulusal Koalisyonu’nda da neredeyse eşzamanlı olarak lider değişikliğine gidildi. Koalisyon’un başına yeni seçilen isim olan Ahmed Cabra ilginç bir isim. Kendisi ‘seküler’ bir aşiret lideri olarak anılıyor. Arkasında kim var dersiniz? Suudi Arabistan ile Amerikan yönetimi.

‘Esad ile Suud’da aynı mesaj’

Elbette asıl kilit Mısır’da. Fakat Mısır’da ordunun darbesi sonrası Müslüman Kardeşler’in sandığın kendilerine verdiği meşruiyeti geri isteme çabalarının kısa vadede sonuç vermesi mümkün değil. Suriye’den Kahire’ye uzanan hatta Amerikan onaylı Suudi etkisinin tezahürlerini göreceğiz. Fakat bu tezahürler kısa süre öncesine kadar olduğu gibi Selefi/Vehhabi mi olacak? İlginç biçimde Suudi Kraliyeti’nin Ramazan mesajında ‘aşırılıkçıların kişisel çıkarları için İslam dinini kullanmamaları gerektiği, merkezci ve ılımlı olunması’ vurgusu vardı. Yani açık hedef Müslüman Kardeşler. Ne kadar ironik değil mi? Riyad’dan gelen mesaj Müslüman Kardeşler’in ‘dini kişisel çıkarları için kullandığını’ söyleyen Suriye lideri Esad ile neredeyse aynı

Suriye’ye açıkca müdahil olmuş Katar, Türkiye ve İran bölgede tecrit konumuna düştü. Tabi İran’ı biraz farklı anmak azım Yeni seçilen ılımlı Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin liderliğinde nasıl bir yönelik tutturacağını beklemeli. Özellikle Tahran-Riyad hattında nelerin değişeceğini iyi izlemek gerekir.

Rusya da bu resimde yerini aldı. En dikkat çeken Rus-İsrail hattındaki gelişmeler. Rusya’nın Suriye’ye S-300 füzelerini teslim etmemesi (Esad için çok önemli bir silah gücünü oluşturuyor) karşılığında Rus barış gücü askerlerinin Golan Tepeleri’ne yerleştirilmesine izin verilmesi pazarlığı yapıldığı söyleniyor.

Bölge hakikaten çok ama çok dikkat çekici gelişmelere gebe..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89