• BIST 97.533
  • Altın 145,901
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 10 °C
  • İzmir 19 °C
  • Berlin 19 °C

Şam için yaptırım vakti

Yasemin Çongar

Baas rejimine karşı ayaklanarak birliklerini terkeden muhalif subayların oluşturduğu Hür Suriye Ordusu’nun, Şam yakınındaki Hava Kuvvetleri İstihbarat Merkezi’ne düzenlediği saldırıyı “İç savaşın başladığının resmidir” diye değerlendirenlerden biri de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov oldu. Bu tarife itiraz etmek zor ama “iç savaş” halihazırda Suriye muhalefetinin benimsediği bir isimlendirme değil. Hür Suriye Ordusu’nun silahlı eylemine destek veren Suriye Geçiş Konseyi’nin liderleri, amaçlarını ısrarla “barışçı devrim” diye tanımlıyorlar ve bunun için de dünyanın artık bir an önce, daha etkin biçimde devreye girmesini istiyorlar. Tercihini başından beri Baas rejiminin devamından yana yapmışken, Suriye Geçiş Konseyi temsilcileriyle bizzat görüşme noktasına gelen Rus yönetiminin “iç savaş” ifadesi, esasen Baas’ın ülkeyi sürüklediği istikameti anlatıyor. Bu sürüklenmeyi önlemek, giderek zorlaşsa bile hala mümkün.

İşin sonu şimdiden belli; nihai resimde, Esad’dan eser olmayacak. Diktatör, “dönüşüm sürecinin bir yerinde bulunma” şansını yitirdi; Arap Baharı’nın “ruhu” sekiz ayda 3500’den fazla insanının ölümünden birinci derece sorumlu olan bir lidere siyasi istikbal tanımıyor. Esad sonrasına nasıl ulaşılacağının kararı ise bugünlerde, dünyanın da katılımıyla verilecek. Türkiye’nin bu süreçteki en belirleyici aktörlerden biri olduğunu düşünüyorum.

Eldeki seçenekler belli. Bir yanda, “savaş” ya da “şiddet, daha fazla şiddet” diye özetlenebilecek en kötü senaryo var ki, şu anda gidişat bu yönde: Suriye’de sivil ölümlerinin katlanarak artması, ordudan kopan Sünni subayların Baas’ın “çelik çekirdeği”yle savaşmaya başlaması, rejim karşıtı mücadelenin yerini mezhepsel çatışmalara bırakması, ülkenin büsbütün bir yangın yerine dönmesi ve sonuçta, Libya’da yapılana benzer ama çok daha zor ve riskli bir uluslararası askeri müdahalenin kaçınılmaz olması… Suriye’nin hayatiyetini, altyapısını, toplumsal dokusunu tamiri çok zor olacak şekilde tahrip edeceği gibi, muhtemelen Lübnan’ı da ateşin içine çekip kavuracak bir seçenek bu.

Diğeri ise, başarı şansı zor ama gecikmeden, kararlı bir şekilde denenmesi halinde sonuç alması mümkün olan “uluslararası müdahele” seçeneğidir. Dikkat edin, “askeri müdahale” demiyorum, bombardımandan söz etmiyorum. “Uçuşa yasak bölge” ve “ tampon bölge” gibi uygulamalardan, kesin bir silah ve teçhizat ambargosundan, rejim liderlerinin hareket ve geçim imkanlarını sınırlandırmaktan, ülkeye gelir ve enerji akışını büyük ölçüde kesecek önlemlerden, kısacası pasif “askeri” yönü de olan ama aktif “saldırı” içermeyen bir müdahaleden bahsediyorum.

Rabat’ta önceki gün yapılan Arap Birliği toplantısından çıkan, Türkiye’nin telkinleriyle de birebir uyumlu olan “ültimatom” böyle bir müdahale öncesi son uyarı sayılmalı… Esad’a Arap Barış Planı’na uygulaması için üç gün tanıyan Birlik, çağrısının karşılığını alamazsa ne yapacağını söylemedi ama bu durumda “hiçbir şey yapmamak” yapılabilecek en kötü şeydir. Esad, ciddi bir geri adım atmaz ve halkına ateş açmayı derhal dudurmazsa, hem bölge ülkeleri ve Avrupa Birliği hem de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kapsamlı bir yaptırım/müdahale (sanction/intervention) rejimi başlatmak için artık daha fazla beklememeli.

Esasen, bu gereğin farkında olan bir çevre var. Fransa’nın eski başbakanlarından, şimdiki Dışişleri Bakanı Alain Juppe’nin dün Türkiye’de yaptığı, bugünden itibaren de Körfez ülkelerinde sürdüreceği temasların başlıca konusu Avrupa ve bölge ülkelerinin Şam’a eşgüdüm içinde yaptırım uygulaması. Türkiye’nin tercihi de bu: Suriye konusunda “tek taraflı” davranmak yerine, Avrupa Birliği ve Arap Birliği ile beraber ama “öncü” davranmak.

Sadece siyasi duruşu değil, coğrafi konumu da Türkiye’yi bu role zorluyor. Irak’a yıllarca uygulanana benzer bir uçuşa yasak bölge uygulamasının Suriye’nin kuzeyi için gündeme getirilmesi üzerinde durulan ihtimallerden biri. Bu bölgenin denetimi de, haliyle Türkiye tarafından yapılacak. Bu yönde bir adım atılması için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden karar çıkartmak kolay değil ama Çin ve Rusya’nın 4 ekimdeki ilk yaptırım paketini veto etmeleri sonrasında, her iki ülkenin de Şam’a yönelik açıklamaları derece derece sertleşti. Almanya, Fransa ve Britanya’nın şu anda üzerinde çalıştıkları paketi, “topyekun bir müdahaleyi önleme amaçlı” olarak sunup, doğrudan silah kullanımını içermeyen önlemler için Rusya ve Çin’den destek almaları imkansız değil.

Akılda tutulması gereken gerçek, kasım başından bu yana Esad’ın askerlerinin öldürdüğü Suriyeli sivil sayısının 400’e ulaştığıdır. Çarşamba günü Rabat’taki Arap Birliği toplantısı sürerken, 23 sivil daha eklendi bu toplama. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi adlı kuruluş, ben bu yazıyı yazarken gelen son bülteninde, dün Der-Zor’da dokuz yaşında bir kız çocuğunun askerlerce öldürüldüğünü de yazmış… Bu tablo, Baas’la yaptığı utanç verici ittifakı ,dün haber sitesi ANF’deki “‘Dostlar’ tek tek satıyor Suriye’yi” başlığıyla da açık eden PKK’nın ve onun zihniyetindekilerin umrunda değil elbet. Ama her ne kadar Baas’a yatırım yapmış olsalar da, Moskova ve Pekin’in bu tablodan rahatsız olmaya başladıkları bir gerçek ve bu iki başkentin artık yavaş yavaş Suriye’nin istikbaline de yatırım yapmaya başlamalarını bekleyebiliriz. O istikbalde Esad’ın olmayacağı kesin. İş, oraya daha fazla kan akmadan varabilmekte.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89