• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -3 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin -2 °C

Sakil medyaya rağmen...

Yıldıray Oğur

ZONGULDAK- 1994’te Şemdinli’ye bağlı Ormancık Köyü’nü basan askerler, bir grup köylüyü döverek gözaltına aldı. Bu köylülerden 14’ü bir daha evine dönmedi. 2009 yılında Taraf’ın yayımladığı bir harita o köylülerin yakınlardaki bir tabura gömülü olduğunu gösteriyordu. Aileler hukuk mücadelesi verdi, olmadı, AİHM’e başvurdu. Ve AİHM geçen hafta Türkiye’yi 1,5 milyon avro tazminata mahkûm etti.

Yaşı yetenler 1994 yılında 14 köylünün öldürülüp bir tabura gömüldüğünü hatırlamamış olabilir. Çünkü o günlerin Türk medyasına göre böyle bir olay hiç yaşanmadı. Hatta 2009 yılında öyle bir harita hiç bulunmadı. Hatta AİHM Türkiye’yi 1,5 milyon avroya mahkûm etmedi.

1993 ile 1995 yılları arasında üç binden fazla köy yakıldı, yüzbinlerce insan evsiz kaldı. Ama o yıllar arasındaki Türk medyasının arşivlerine bakılırsa o köyler de yakılmadı, o insanlar hiç göç etmedi, herkes mutlu mesut yaşayıp gidiyor.

2 Aralık 1994 günü muhtemelen bu haberleri yapmakta olan tek gazete olan Özgür Ülke’nin İstanbul’daki binası bombalandı. Gazetenin bir çalışanı hayatını kaybetti.

Ertesi gün İstanbul orta yerindeki bu bombalama merkez gazetelerin ancak cinayet sayfalarında, adi bir olay olarak kendine yer bulabildi.

Açıkça söylemek gerekir; bu savaş 30 yıldır sessizce sürmüşse bunun bir numaralı suçlusu Türk medyasıdır. Gerçekleri örterek, gazeteciliğe ihanet ederek, savaş bülteni gibi çıkarak yıllarca hem devleti günahlarıyla baş başa bırakıp, hem de Türk toplumunun olan bitenden haberdar olup sesini yükseltmesinin önüne kalın bir perde örerek işlediler bu suçu.

Düzce
, Bolu ve Zonguldak’ta geçen iki gün gösterdi ki toplum medyanın 30 yıllık tahribatından sonra kendisini onarmış, gerçekle yüzleşmiş, iyileşmiş ve gerçeği ucundan kenarından gördüğü için de esas olarak çözüme evet diyor. Ama merkez medya aynı yerde durmaya devam ediyor.

Savaşın bütün kötü haberleri ustaca sansürleyen Türk medyası, şimdi de barışın iyi haberlerini çarpıtıp, perdelemeye çalışıyor.

Meğer pazartesi, salı günü Düzce, Bolu ve Zonguldak’ta şoklardan soğuk duşlara geçiş yapıp, ardından da bayraklarla bir temiz dövülüp evlerimize yollanmışız da haberimiz olmamış. Okuyunca önce kendim için sonra da memleket için oturup ağlayasım geldi.

Hadi Sözcü ve mahdumlarının “oh olsun”la, “kafasına vur kafasına” arasında gidip gelen “haberlerini” geçtik diyelim. Bastıkları resimlerimizde gözlerimizin etrafına “kalemle çıkarınız” diye notlar düştü, düşecekler. O gazeteler Kemalist hiper bir gerçeklikten bildiriyor ve amaç da zaten hakikate küsmüş okurlara Alice Kemalist Harikalar Diyarında yaşıyor efekti vermek.

Ama Âkil İnsanlar Heyeti’ne patron düzeyinde katılan merkez medyanın, büyük haber ajanslarının, internet sitelerinin mesleklerine ihanet etme pahasına hâlâ daha nasıl gerçeği kesip biçtiklerine yakından bakmak zorundayız.

Önce Düzce. İnternet haber sitelerindeki bazı başlık ve spotlara bakalım: “Akil İnsanlara Karadeniz’de soğuk duş! Karadeniz’e giden Akil İnsanlar tepki karşısında şoke oldu”

Peki, ne olmuş, ne yapmışlar bize böyle, nasıl kıymışlar. Onu Âkil İnsanlar Heyeti Ege Bölgesi’nde görev almakta olan Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın da sahipleri arasında olduğu Doğan Haber Ajansı’ndan öğreniyoruz. (Ne tesadüf DHA’ya göre İzmir’e “çıkarma yapan” âkiller ise İzmirliler tarafından coşkuyla karşılanmış:)

Haberler o ajansın muhabirinin elinden çıkma. Meğerse bizi şoka sokan “Konuşmalarınız bile örtüşmüyor” diyen bir emekli öğretmenmiş. Herhalde soğuk duş kısmı da “İki bin çapulcu için mi burada toplandık” diyen bir dernek başkanının eseri. Şu satıları yazarken bile hâlâ şoklar ve soğuk duşlar içinde kalmaktayım. Nasıl olur da bir emekli öğretmen biz Âkil İnsanlara sesini böyle yükseltebildi hâlâ inanamıyorum. Artık bu şoktan çıkmak için birkaç ay evde terapi görmemiz gerekecek.

130 kişinin katıldığı, neredeyse her söz alanının büyük bir olgunluk ve âkillikle barışı desteklediği, endişeleri olanların gayet medeni bir biçimde bu endişelerini dillendirdiği, 29 dilin konuşulmakta olunmasıyla övünülen bir şehrin bütün renklerinin temsil edildiği, bir ticaret odası başkanının Öcalan’a siyasi af istediği, bir eski milletvekilinin Esad’la, Saddam’la değil Kürdistan’la komşu olsak ne olur dediği bir toplantıdan haber olarak medenice ifade edilmiş sürece karşı iki görüşü seçip “şok oldular” diye haberi vermeye gazetecilik demiyoruz.

Aynı haberlere göre Zonguldak’taki toplantı da olaylar, olaylar, olaylar şeklinde geçmiş.

(Önce bir özür dün hepimizi çok umutlandıran, çok verimli bir toplantının ardından bütün Zonguldak’ı beşer dakika sürmeyen iki küçük eylemden ibaret gösteren NTVMSNBC, Habertürk gibi büyük sitelerin haberlerindeki AA mahrecini görünce birkaç tepki tweet, atmıştım. Anadolu Ajansı bu sitelerdeki haberleri kendilerinin geçmediklerini, mahreçlerinin kullanıldığını bildirdiler. Kendilerinden özür dilerim.)


“Zonguldak’ta Akil İnsanlar protesto edilip, evlerine gönderildi”
temalı haberlerin kaynağı DHA ve Cihan Haber Ajansı.

Protesto haberdir tabii. Bu haberi yapmak da gazetecilik. Ama bir şehrin barış sürecine nasıl baktığını o şehrin muhtarlarından, sanayicilerine kadar temsil edildiği haber değeri olan tonlarca şey söylenen bir toplantı yerine iki marjinal grubun kısa ve duygu patlamasından ibaret protestoları üzerinden vermek ne iyi gazetecilik ne de iyiniyetlilik.

Cihan
ve DHA’nın Zonguldak haberlerinin yüzde 80’i Zonguldak’ın yüzde birini temsil eden bu iki protestodan ibaret. Ama DHA’nın haberine göre saatlerce süren toplantıda bizim başkan dışında bir de İşçi Partisi ve ADD’li iki kişi konuşmuş. Haberde toplantıda şehri temsil eden yüze yakın ismin ne söylediklerine ise tek cümlelik yer kalmış: “Toplantıda söz alanların büyük bölümü sürece destek verdiklerini söyledi.”

Pek çok hata var haberde. Haberi yapan kişi heyetin o anda orada olmayan benim gibi üç üyesini de herhalde bizi de küfürlerden istifade ettirmek için protesto noktasına ışınlanmış. Peki, buna ne diyeceğiz: “...Cadde üzerindeki kafeteryada oturan Türk Eğitim-Sen İl Temsilcisi Şahin Ören’in tepkisiyle karşılaştı. Ören, ‘Siz bizi temsil etmiyorsunuz, siz bölünmeyi temsil ediyorsunuz’ diye bağırarak tepkisini dile getirdi.”

Demek ki Zonguldak’ta bayraklarıyla kafeteryada oturmak diye bir âdet varmış. Tabii sokaktan geçerken laf atılması bile haber değeri taşırken, “bu savaşa gönderecek evladımız yok” diyen şehrin ünlü işkadınına bir cümlecik yer kalmamış.

Salonda da neler neler olmuş meğer. “Atatürk fotoğrafı ve Türk bayrağı bulunmamasını eleştiren Atatürkçü Düşünce Derneği üyesi Birsen Ayaroğlu da salondakiler tarafından alkışlandı. Yeniden araya giren Hakyemez, alkışlı tepkilerden rahatsızlığını dile getirdi.” Alkışlayanlar da hep birlikte oturan ve sonra salonu terk eden İşçi Partililer olduğu, onlar sloganlarla salonu terk ettikten sonra herkesin durumdan gayet memnun olduğu, hatta özür dileyenler bile çıktığını yazmaya da yer kalmamış anlaşılan.

Zonguldak’ın Düzce’nin, Bolu’nun âkil insanları bu sakil haberciliği hak etmiyor sahiden de.

Türkiye bu medyaya rağmen barışa doğru gidiyor. Savaşın gür sesi olarak kötü bir şöhrete sahip olmuş bu medya barışın gür sesi olma fırsatını da ideolojik reflekslerine kurban edip eski günahlarını affettirme şansını harcıyor. Ne diyelim, Yeni bir Türkiye kurulur ve o Türkiye kendi medyasını bulur...

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89