• BIST 89.695
  • Altın 146,059
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 10 °C

Şakasızlık

Ahmet Altan

En tehlikelisi savaş falan değildir bana sorarsanız, en tehlikelisi artık “şaka yapılamaz” hale gelmektir.

Savaş bir gün biter ama bu baştan aşağıya cılk yara kesmiş, “dostça dokunduğunda” bile acıdan iki büklüm hale gelerek çığlıklar atan kimlikler ve kişilikler kolayından iyileşmez.

Kendine, kimliğine, kişiliğine, toplumuna duyduğun bu korkunç güvensizlik, kendinden, kimliğinden, inancından emin olamamak, bu alay edilme korkusu, ruhunun her zerresine kadar hastalanmış bir toplumun işaretidir.

Eskiden burası ilkel ve sevimli bir topluluktu.

Sevimliliğini kaybetti.

Sadece ilkelliği kaldı.

Bizim çocuklar “twitter”da yazılanları anlattıklarında “bir delinin hatıra defterinden” parçalar okuyorlarmış gibi geliyor bana.

O nasıl bir nefret, o nasıl bir düşmanlık.

O nasıl bir zavallılık.

Düşmanlığı bile böylesine pespayeleştirebilmek için insanın kendisine hiç saygısı kalmaması gerekiyor herhalde.

Yok olması, varlığını ve ruhunu kaybetmiş bedenini yalnızca “nefretle ve düşmanlıkla” doldurması gerekiyor.

Bu toplumun insanları o hale geldi ki bir “düşmanları” olmasa sanki “sen kimsin” sorusuna cevap veremeyecekler, bir Türk sadece “kimlere düşman olduğunu” sıralayarak anlatabiliyor kimliğini, bir Kürt de öyle, bir Sünni de, bir Alevi de öyle.

Şöyle ağız dolusu “ben” diyebilmek, kendisiyle övünebilmek için çılgınca bir arzu duyan bu insanlar, bir türlü “ben” diyemedikleri, “ben” dediklerinde bu sözcüğe zihinlerinde anlamlı bir karşılık bulamadıkları için “biz” sözcüğünün içine süzülüp, oraya bir midye gibi yapışmaya uğraşıyorlar.

Yapıştıkları yere ne kadar sahici duygularla tutunduklarından emin olmadıklarından her an “kopacakları”, tutundukları yere “ihanet edecekleri” korkusuyla yaşıyorlar.

Bu korku zaten onları şakalar karşısında bu kadar dayanaksız, bu kadar kırılgan, bu kadar alıngan yapıyor.

Sürekli “biz”le övünüyorlar.

Bir Türk sürekli Türklüğü, bir Kürt sürekli Kürtlüğü anlatıyor.

İşin en acınası yanı da ortada anlatacak, övünecek çok fazla bir şey bulunmaması.

Bu yüzden de “kimliklerine” insanoğlunun en barbar özelliklerini giydirip, o özellikleri yüceltiyorlar, akılları fikirleri “öbüründen daha fazla adam öldürmekte”, öbüründen daha vahşi olmakta, öbüründen daha acımasız davranabilmekte.

İçine girdikleri “biz” herkesi yensin istiyorlar.

Yensin.

Büyük buluşlar yapmak, unutulmaz sanat eserleri vermek, uzayı keşfetmek, nano teknolojiye katkılarda bulunmak ilgilendirmiyor onları, sadece “yenmek” istiyorlar, yenmek ve bir zaferin üstünde King Kong gibi göğüslerine vurarak naralar atmak.

Birbirine düşman bunca insan öylesine ortak bir “yenilmişlik” duygusuyla yaralanmış ki bütün dünyayı kılıçtan geçirseler gene de o yaraları kapanmayacak sanki.

Böylesine saldırgan olan, bir afyon tutkunu gibi sürekli olarak ölüm kokusunu içine çeken, öldürmeden yatışmayan, öldürmekle övünen bu kalabalıkların aynı zamanda böylesine çıtkırıldım olması, en küçük bir şakaya bile dayanamayacak zayıf bir bünyeleri bulunması, bu acıklı çelişki, barbarlığın en ürkütücü hali sanırım.

Kendilerine inanmadıkları gibi, içine girdikleri kimliklere de inanmıyorlar çünkü.

Mütemadiyen o “kimliğin” gücünü kanıtlamak istiyorlar, bildikleri tek “güç” ölçüsü ise daha fazla öldürmek, onun için öldürmekle övünüyor, en küçük bir şakada da yerle yeksan oluyorlar.

Şaka, nükte, takılma, hergelelik aslında yabancımız değil, en zor zamanlarında bile dalga geçebilen bir toplumdu burası, Nasreddin Hocaları, İncili Çavuşları, Bektaşileri vardı, Türklükle de, Kürtlükle de, dindarlıkla da oynaşabilirlerdi, şeriatın en koyu zamanında “sen şu Allah’a yok diyeceksin ama bir türlü diyemiyorsun” diyen Bektaşi fıkralarına gülerlerdi, kendilerinden ve inançlarından emindiler, gerçek inançların öyle bir şakada, bir gülüşte yıkılmayacağını bilirlerdi.

Dünyayla kapıştılar dik durdular da, birbirlerini öldürmeye başlayınca bütün güvenlerini kaybettiler.

Bir toplumun “sağlık” belirtisi şakacılığıdır bence.

Şaka yapamayacağın konular arttıkça hastalığın ve zebunluğun da artar.

Öldürmek iyileştirmez bu hastalığı, nefret, küfür, öfke iyileştirmez.

Şaka yapabilmek, şakaya gülebilmek, her konuyu, en kutsal inançları bile şakanın içine çekebilecek kadar güvenli olmak iyileştirir.

Ama o gücü ve güveni bulmak, öldürmek kadar kolay değil.

O güveni bulabilmek için bir silahtan fazlası gerekiyor.

En azından şakayı yeniden keşfetmek gerekiyor.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89