• BIST 89.412
  • Altın 146,694
  • Dolar 3,6411
  • Euro 3,9163
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 12 °C

Rüzgarların savuramadığı aydınlar

Yavuz Baydar

Çetin Altan'ı ebediyete uğurlarken çoğumuz o bildik mevzuya daldık ve çıktık.

Kimimiz derinlemesine daldı, kimimiz değdi geçti.

Aydın düşmanlığı.

Aydın sözcüğü bile alerjiyi tetiklemeye yeter. Şartlandırıverir.

Mütefekkir, münevver, entelektüel. Her ne ise, kim ne diyorsa.

Memleketin tepesinde bir karabasan gibi duran düşmanlık, iktidara nasıl ve hangi yoldan gelirse gelsin, 'güç artık bende' diyen herkesin, bayrak yarışındaki çubuk misali, bir öncekinden devralıp taş gibi toplumun üzerine yağdırdığı bir ezber.

Çetin Bey, aynen Refik Halit gibi, Ref'i Cevat gibi, Prens Sabahaddin veya Muzaffer Şerif gibi, Nazım Hikmet veya Kemal Tahir gibi, İsmail Beşikçi veya Yaşar Kemal gibi, hancı misali izleyip durduğu iktidarlarla yamaklarının nefretinin paratoneriydi.

Kendi gibi olup farklı düşüneni, akıntıya ters yüzeni, ezber bozanı hiç sevmezler, sevmediler bu topraklarda.

Birey olmanın, hayatı her yönüyle tek başına omuzlamanın, insana dair olan her şeyi hissetme melekesine sahip olmanın paha biçilmez değerini anlamazlar çünkü.

'Sürü'nün tekleşmiş sesini bozmak, iktidar kurgularının ayarlarını bozmakla eş anlamlıdır.

'Baş suflör'ün bayat nakaratlarını kabullenip tek sesli koroya katılacaksın.

Değilsen, sende mutlaka tahrip edilmesi gereken bir 'hastalık' var.

Böyle güdümlü ve zehirli ortamlarda ses çıkaran herkes - ki onların hemen hepsi okumasını ve anlamasını iyi bilenlerdir - 'düşman'laştırılır.

Bir ara, sekiz-on yıl kadar öncesi, rahatlar gibi olmuştuk. 'O öyle değil, böyle' diyenleri dinleyen belki azdı ama en azından 'sus, sen konuşma, hainlik etme' diyen kalmamış gibiydi.

Ama, gene aynı yere, aynı 'zihin kuraklığına' geri döndük.

Geçenlerde yurtdışında, kişisel fikirlerimizi ifade ettiğimiz bir kalabalık oturum ardından, memleketteki iktidarın tamamen kusursuz, memleketin de esasen bir cennet olduğuna kendisini her nasılsa inandırmış, başkalarını da buna inandırmaya kararlı ama inandırma konusunda hayli sıkıntılı, yetkili pozisyonlarda yerlerini tutmuş bazı eşhas tarafından 'siz ne hakla memleketinizi buralarda başkalarına şikayet ediyorsunuz, neden bu hainlik' sorularına - aynen 12 Eylül dönemindeki manzaraları hatırlatırcasına - mazhar olduk.

Mesele eğer bir memleketi dışarıda başkalarına şikayet etmekle, o memleketi yöneten bir lider ile partisinin icraatlarını eleştirmek arasındaki farkı göremeyen bir güruhun farklı düşünenleri alenen taciz etme hakkını böyle cüretle kendisinde bulması ise, o zaman çok büyük bir rahatlıkla 'aydın düşmanlığı'nın bu topraklarda sanılandan çok daha derinlere kök salmış olduğunu görmemiz gerekiyor.

Bu kök, zehirli sarmaşık misali, gelişim ve değişimi engelleyen, onun etrafını sararak en kritik zamanlarda boğan bir kök.

Nuray Mert isabetli bir teşhisle, bu tür toplumlarda 'Özgürlük talebi fitne, çoğunluk gibi düşünmeyen hain olarak tanımlanır' diye yazdı birkaç gün önce.

Şunu da ekleyerek:

''Modern dönemin tüm otoriter rejim savrulmalarında hikâye budur.

Hitler Almanya’sı, Mussolini İtalya’sı, Franco İspanya’sı,  McCarty Amerika’sı, irili ufaklı tüm yirminci yüzyıl diktatörlükleri, yirmi birinci yüzyıl başında yeni-otoriter örnekler Orban Macaristan’ı,  Modi Hindistanı, hepsi hepsi aynı türküyü çağırır. Otoriter savrulma içindeki Türkiye’nin hikâyesi, bu hikâyelerden biridir, bu açıdan diğerlerinden farkı yoktur.''

Andığım ve saydığım pek çoğu gibi, Çetin Altan'ın hikayesi de bu büyük hikaye içinde, aynen Pasternak gibi, Havel gibi, Gordimer gibi, Soljenitsin gibi, Cortazar gibi, iktidar tarafından lanetlendikç yücelen bir  hikayeydi işte.

Acının, boğuntunun, sıkıntının bal damlalarına dönüştüğü.

Kendimi bazen, her itirazı döndürmeye çalıştığı saadet tekerine sokulan çomak gibi gören muktedirin zihin dünyasına koymaya çalışıyorum. Sadece anlamak için.

Ona yaranmak, aydın düşmanlığı ateşine benzin dökmek adına  - geçenlerde olduğu gibi - aynı yaftalayıcı dili 'mandacılar' gibi ezber bir dille bağımsız aydına karşı kullanan iktidar yamağı 'organik' aydınları  anlayabiliyorum bir şekilde.

Ama muktedirin iç dünyasını?

İşte onu kavramak mümkün değil.

Galiba alabildiğine ezik, özgüvensiz, hoyrat ve cahil olmak, o dünyaya seyahatin biletleri.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89