• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 10 °C
  • Diyarbakır 6 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 10 °C

Rol kapmaktan çözüm ortaklığına...

Fehim Işık

Rol kapma sözü, daha çok oyuncular için kullanılır. Her oyuncu, eğer kadroya katılmayı becerebilmişse, çabalarını en iyi rolü, hatta mümkünse başrolü kapmaya yoğunlaştırır. Bu çaba, özellikle kendine güvenen oyuncular tarafından çoğu kez doğallığı içinde, bazen de yeteneksiz muhterislerin ayak oyunlarıyla doğallık sınırlarını zorlayarak yürütülür.

Siyaset de bir yönüyle oyunculuğa benzer. Hatta siyaset, çokça kadroya ihtiyaç duyulan, oyuncularının daha fazla rol kapma yarışına giriştiği bir alan. Ancak bu alandaki rol kapmalar oyunculukta olduğu gibi pek  masum değil. Sonuçları daha yaralayıcı olabiliyor. Öte yandan kadim ve kolay değişmez izleyicileri olsa da bu alandaki rol kapmalarda doğallığın dışına taşmaların oranı daha yüksektir.

Siyasetteki rol kapma yarışının nelere muktedir olduğunu, günümüzden 314 yıl önce yazılmış Ehmedê Xanî’nin Mem û Zîn adlı eserinden birkaç dizeyle açıklayarak, derdin ne olduğunu daha iyi anlatabiliriz, sanıyorum. Xanî şöyle der eserinde: 

“eger hebûya jibo me padîşahek
Xwedê lîyaq bidîta jibo wî kulahek 

û bihata dîyarkirin jibo wî textek
eşkere eşkere dê vebibûya ji bo me bextek 

bi dest biketa ji bo wî tacek
bê gûman ji me ra jî dê hebûbûya rewacek”
(1) 

Xanî’nin kaleme aldığı ölümsüz eserdeki bu dizelerin Türkçesi de şöyle: 

“bizim de bir padişahımız olsaydı eğer
Allah ona bir taç layık görseydi eğer 

belirlenmiş olsaydı ona bir taht
açıkça açılırdı bizim için de baht 

elde edilseydi ona bir taç
elbette olurdu bize de revaç”
(2) 

Elbet derdimiz Xanî’yi yorumlamak değil. Ama şu bir türlü elde edilmeyen tacın, başrolü kapma yarışındaki muhterisliklerden kaynaklandığını anlamayacak kadar zihni melekelerden yoksun olmadığımız da açık. 

Xanî’den günümüze hala bir hayal gibi Kürtlerin önünde duran taht, taç ve revaç üçlemesini realize etmenin yolunun yeni roller ve senaryolar gerektirdiğini görmenin zamanıdır. Yeni rollere soyunurken, yeni senaryolar yazarken eskiyi iyi yorumlamakta, ondan dersler çıkarmakta yarar var. 

Kürt siyaseti, elbet köklerini 1984’ten almıyor. O çok daha eskilerden günümüze uzanan derin köklere sahip. Bölünmüş coğrafyanın diğer kesimlerinde aynı özelliklerle yaşanmasa da Türkiye’de 1924’le birlikte kesilerek yok edilmek istenen bu kadim ve direngen damarlar, uzun yıllar süren sessizlikten sonra 1960’ların başında yeniden filizlenmeye başladı. 1970’lerde yeni mecrasında, giderek daha bağımsız bir kimlikle dal budak saldı. 1980’lerin sonuna kadar neredeyse adından dahi söz edilmeyen bir yapının, yani PKK’nin liderliğindeki sıçrama ise 12 Eylül’den sonra kendini göstermeye başladı. Bu sıçrama ile kitleselleşen Kürt hareketi 1990’lardan sonra giderek gençlik mecrasından çıkıp halklaştı, geniş bir coğrafyayı etkiler duruma geldi. 

Xanî’nin taht, taç, revaç üçlemesinin günümüze uyarlanmış anlamını yaşama geçirmek için bu kısa tarihten sonuçlar çıkarılmalı. 

İlk olarak, roller hiç durağan olmadı. Dünün başrol oyuncularının yerinde bugün başkaları var. Nasıl ki dünün başrol oyuncularını tamamen yetenekli oyuncular olarak ilan edemiyorsak günümüzün başrol oyuncularını da yeteneksiz ve muhteris olarak tanımlayamayız. 

İkincisi, son 15-20 yılda daha belirgin görünen rol kapma yarışındaki doğal sınırları zorlamanın, oyuncuyu sahneden düşürmek için belden aşağı vurmanın hiçbir etkisinin olmadığı bugün çok daha net. Üstelik bu belden aşağı vurmalar hep Kürtlerin aleyhine sonuçlar doğurdu. 

Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, uzun yılların birikimi gösterdi ki kimse bir diğeri gibi olmadı, olamıyor. Bu sonuncusunu bir olgunluk gibi değerlendirmek, hatta olgunluk sonrasının en değerli birikimi gibi ele alıp bu noktadaki yarar seviyesini en üste çıkarmak daha mümkün. 

Bunlar göz önündeyken rol kapma yarışından vazgeçip kast üzerinden uygun rollerde ortaklaşmada ciddi yararlar var. Ortam buna daha uygun; oyuncular, baş aktörler, aktrisler, eğer başkalarının değirmenine su taşımaya niyetli değillerse eskiye nazaran daha olgunlar. 

Birileri tarihi fırsattan söz ediyor; görünen o Kürtler de kendi tarihi fırsatlarını oluşturabilecek güçtedirler... 

Yeter ki istesinler... 


1) Mem û Zîn, Ehmedê Xanî, Latîn alfabesine ve günümüz Kürtçesine çeviren Mehmet Emin Bozarslan, Deng Yayınları, Temmuz 2005, sayfa 23-24.
2) Mem û Zîn, Ehmedê Xanî, Türkçeye çeviren Mehmet Emin Bozarslan, Deng Yayınları, Mayıs 1996, sayfa 23.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89