• BIST 98.556
  • Altın 143,533
  • Dolar 3,5641
  • Euro 3,9887
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 13 °C

Rojava’ya karşı savaş ve Türkiye’nin tavrı

Seydi Fırat

Suriye’nin kanlı iç savaş tablosunda Rojava şimdiye kadar kendi içinde bir hoşgörü, istikrar ve barış bölgesi olarak varlığını sürdürdü. Rojava’daki çok ağır koşullar altında başka bölgelerden gelen on binlerce insanı bölgelerine kabul ederek büyük bir fedakârlık yaptı. Büyük bir insanlık görevini yerine getirdi. Hiç bir ayrım gözetmeksizin mağdurun ve mazlumun kimliğini sormadan sığınan herkese kucak açtı. Buna karşı bölge devletleri başta olmak üzere sınır komşusu devletler ve uluslararası camia nazarında karşılaştığı muamele, insanın kanını donduran mahiyette. Örneğin Rojava, bu insani yaklaşımına rağmen tarihin en ağır ambargosuna maruz kaldı ve bu durum hala devam ediyor.

Ambargo konsepti yanında filli bir saldırı konsepti de tüm yoğunluğuyla devreye girmiş durumda. Bazı güç odakları, uluslararası bir cinayet şebekesi olan El Nusra’yı silahlandırıp Rojava’nın üstünde sürüyorlar. Temel amaçları Kürt halkını hileli ve kıyıcı bir stratejiyle özgürlüğünden alıkoymak…

Rojava’ya dönük bu stratejiyi geliştirenler, bu tür çeteci gurupları silah ve parayla donatarak Kürt halkının üstüne salıp geleceklerini de karartmak istiyorlar. 

Suriye’de savaşın güncel durumu

Suriye’de gelişmeler hızlı. Bu hızla orantılı olarak durum değişken bir noktada seyrediyor. Rejim stratejik önemi büyük olan Humus’un önemli bir kesimini muhaliflerden geri aldı. Muhaliflerin elinde İdlip, Raka ve Halep’in bir bölümü kaldı. Birçok silahlı grup, çete grubu kaybettikleri alanlardan ellerinde kalan son alanlara çekiliyorlar. Üstelik bu grupların önemli bir çoğunluğu kendi içlerinde kanlı bıçaklıdırlar. Bu grupları yönlendiren güçler hem gruplar arası çelişkileri sonlandırmak, hem de Rojava’yı denetimlerine alarak daha geniş bir bölgede hâkimiyet kurup uluslararası görüşme masalarında pazarlığa oturulduğu dönemlerde etkin olabilmek için çeteleri silahlandırıp Kürtlere saldırtıyorlar.

Suriye savaşında ve Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmak isteyen bazı devletler kendilerine alan açmak için silahlı çeteler kurdular. Bu çeteleri bir maşa olarak kulandılar. Çeteler eliyle Suriye devrimine büyük bir darbe vurdular. Şimdi de Rojava devrimin üstüne sürüyorlar ve Rojava devrimini bu tür saldırılarla çökertmeyi hedefliyorlar 

Türkiye’nin Rojava’ya dönük tavrı

El Nusra 16 Temmuz’da Serekaniyê’ye saldırırken buna paralel bir biçimde Türkiye yüksek dozda PYD’yi ve Suriye Kürtlerini tehdit eden açıklamalarda bulunuyordu.

"Bir oldubittiyi kabul etmeyiz" ve "PYD ateşle oynuyor" sözleri Türkiye’yi yönetenlere aittir.

El Nusra Kürtlere saldırırken şimdiye kadar Türkiye’yi üs olarak kullandı. Her türlü maddi, manevi ve teknik/lojistik desteği aldı. El Nusra saldırılarının yoğunlaştığı dönemde Türkiye, Antep’te ÖSO komutanlarının katıldığı toplantılar yaparak basın üzerinden PYD’ye ve Suriye Kürtlerine yönelik tehditkar bir dili öne çıkardı. Aslında bu tutumuyla Türkiye, saldırıyı hoş gördüğü ve Nusra cephesiyle sınırlı kalamayacağını verdiği mesajla hissettirmeye çalıştı.

Tam bu gelişmelerin yoğunluğu içinde PYD Eşbaşkanı Sayın Salih Müslim’i Türkiye’ye davet ederek görüşmelerde bulundu. Bunun da bir anlamı ve gelecek üzerinde önemli bir etkisi olacak tabi. Kürtler diyalogdan yana olduklarını kamuoyuna deklere etmişlerdi ama kanaatim o ki Türkiye’nin bu ilişkiye daha çok ihtiyacı var.

Suriye’de rejime karşı direnişin başlamasından bu yana, son iki buçuk yılda Türkiye, Suriye Kürtlerinin geleceğini tıkamak için elinden ne geldiyse yapmaktan bir millim sakınmadı. Çok açıktır ki Rojava’nın hem kendi içinde hem de uluslararası alanda karşılaştığı sıkıntılar esasen Türkiye’nin tavrından kaynaklanmaktadır.

Türkiye, başta Kürtlere yönelik yanlış politikası olmak üzere Suriye ve Ortadoğu’ya yönelik yanlış politikaların etkisiyle, büyük düzeyde kaybeden güç konumuna gelmiş bulunuyor.

Türkiye Kürtlere yönelik doğru bir politikayı terci eder mi?

Buna imkan olmasına rağmen yaklaşımı henüz çok muğlak. Kürtlere yönelik manevrası mevcut haliyle kapsamlı bir değişiklikten ziyade bir taktik manevra düzeyinde görülüyor. Bu düzeyde bir yaklaşımın Türkiye açısından ciddi düzeyde bir getirisi olmayacaktır. Türkiye bir taraftan Kürtlerle, Kürt iradesiyle ilişkilenmek ve Ortadoğu politikasında Kürtlerin gücünden faydalanmak istiyor ama diğer taraftan Kürtleri budamak istiyor.

Bir taraftan Kürtlere yönelik saldırı konseptinde yer alma, öte taraftan ise ilişkileme eksenli bir politika ile adım atan Türkiye, bu pragmatik ve samimi olmayan politikayı ne kadar sürdürebilir?

Türkiye’nin ilerde Kürtlerin aleyhine bir pozisyona daha mı çok gireceğini veya tersi bir tavrı mı esas alacağını, önümüzdeki günlerde daha net anlarız ama bu aşamadaki tutumu umut verici değil... 

Rojava’da seferberlik

Rojava’da seferberlim ilan edildi. Rojava, çok ağır ve zor koşullar altında büyük bir direniş gösteriyor. Çetelerin saldırısına ve katliamlara karşı büyük bir direniş sergiliyor ama açıktır ki yalnızca Rojava’nın seferberliği ve direnişi yeterli değil. Her taraftan destek için maddi ve manevi bir seferberliğe girmeye ihtiyaç var. Her vicdan sahibi insan Rojava’ya destek sunmalıdır.

Karanlık odakların geleceğimiz ve halklarımızın geleceği üzerinde uğursuz planlarını boşa çıkarmak için bir an önce harekete geçmek gerekir...

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89