• BIST 90.182
  • Altın 147,010
  • Dolar 3,6478
  • Euro 3,9515
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 16 °C

Rojava’nın duruşu ve karşı saldırılar

Seydi Fırat

Rojava, 19 Temmuz 2012 tarihinde günyüzüne çıkmasından bu yana hep saldırıya maruz kaldı. Kindar, sistemli ve vahşet boyutunda bir saldırı. Ne yaptı ki Rojava böyle bir saldırıya maruz kalıyor. Suçu ne, günahı ne, kimin değerlerini, kimin malını, kimin mülkünü ihlal etti ki bu canice saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Rojava’daki Kürtlere yönelik canice yaptıkları katliam görüntüleri sosyal medyada, haber ajanslarında yer alıyor.

El Nusracı katiller Kürt gençlerini “Allahuekber” sesleri arasında insanları katlediyorlar. Öldürülenlerin çoğu kadın ve çocuk. Koca düzlük bir ceset manzarasına dönüşüyor, yakınları cesetlerin başında feryat figan dövünüyor.

Kürt halkı üzerinde bu katliamı gerçekleştirenlerin içinde yer aldıkları bir mekanizma elbette var. Kıyımdan medet uman bir mantıkları var. Sırtını dayadıkları bir dayıları var. Rojava’yı hedef tahtasına koymalarının bir nedeni ve ulaşmak istedikleri bir hedefleri var.

Rojava’ya bu kadar ağır yönelmelerin altında şu gerçek yatıyor: 20. yüzyılda Ortadoğu’da kurulan sistem Kürtlerin inkarı ve imhası üzerinde kurulmuştu. Rojava, Suriye’deki gelişmeler nedeniyle kendi çapında sistemde bir yarılmaya yol açtığı görülüyor. Rojava’ya karşı tahammülsüzlüklerin ve intikamların temelinde bu durum bulunuyor. Saldırıyı yapan cephenin mantığında Ortadoğu bin kez değişse de Kürtlerin konumu ve pozisiyonu değişmemeli ve değişmesine de müsade edilmemeli. Değişim yönünde her türlü girişimin üzerinde zaman geçirmeden çullanılmalı, gerekirse en kıyıcı ve katliamcı politikalara baş vurmaktan sakınılmamalı. Ekonomik ambargodan katliama, diplomatik ambargoya kadar her yöntemin uygulamalarında bu amaç var.

Rojava’ya yönelmelerinin altındaki diğer bir faktör ise, Ortadoğu’nun kanlı ve karanlık tablosunda Rojava’nın barışçı, demokratik duruşu yatıyor. Farklı halklar, kimlikler, dinler ve mehzepler arasında bir arada yaşamayı ve bunu pratikte uygulamayı esas alması bir çok çevreyi rahatsız ediyor.

Rojava’da tüm değerler, farklı kimlik ve inançlara ait toplumlar yerlerinde duruyor. Rojava şimdiye kadar diğer halkların ve inançların bir arada ve birlikte yaşamaları için en uygun coğrafya olarak kalmayı başardı. Rojava’ya yönelik saldırıların hedefinde bu kardeşlik zeminini çökertmeye yöneliktir. Günümüz Ortadoğu gerçeğinde en kıyıcı, en yıkıcı, en insanlık dışı stratejilerin hayaleti dolaşıyor. Bu kanlı ve karanlık ruh şimdi de Rojava’ya yönelmiştir.

Katliamı boşa çıkarmak

Rojava üzerindeki kıyıcı politikaları boşa çıkarmanın en etkili yolu toplumsal tepkilerin yükseltilmesi ve uluslararası çapta bir dayanışmayı örgütlemeden geçiyor. Rojava uluslararası bir dayanışmayı her yönüyle hak eden bir pozisiyona sahiptir. Dünyaya rahatlıkla seslenebilecek bir konuma sahiptir. Doğru ve haklı duruşu çok etkileyici ve son derece güçlü bir faktördür. Suriye savaşının taraflarından hiç birinin böyle bir konumu ve avantajı yoktur. Bu durumun farkında olmak önem taşıyor. Böyle bir avantaj uluslararası alana etkileyici biçimde taşırıldığında hiçbir güç Rojava’ya karşı saldırıya geçen çetelere sahiplik edemez. Ve Rojava’ya karşı yıkıcı bir pozisiyonu kolayca sürdüremez. Tüm platformlarda Rojava’nın güvenliğini, diplomatik kabulü ve insani yardımların yapılması temelinde değerlendirmek büyük önem taşıyor.

Toplumsal tepkilerin önemi

Süreklilik kazanmış büyük çapta toplumsal tepkiler bölgesel ve uluslararası aktörler üzerinde çok büyük etkisi olacaktır. Hele hele yapılması düşünülen Cenevre zirvesi öncesi bu türden tepkiler daha büyük önem kazanmakta. Rojava’yı doğru ve güçlü düzeyde uluslararası kamuoyuna taşırmak çözümden yana olan herkesin sorumluluğunda. Suriye’ye yönelik politikada kartlar sık sık yeniden karılıyor. Rojava gibi önemli bir aktörün konumuna denk bir pozisyon elde etmesi son derece elzemdir. Böyle bir konum kazanmasına lehte olan koşullar var. Şimdiye kadar gerek muhalefet cephesi olsun gereksede rejim cephesinin Rojavaya yönelik politikaları Rojava’yı kendi cephesinde savaşa sokmak üzerineydi (Türkiye ve Suudi ortak planlaması olduğu belirginlik kazanan Rojava’ya yönelik son saldırılar yine bu amaçlıdır) her iki cephenin mantığı şimdiye kadar kazanmak için daha fazla güç yığma üzerinde kurulu bir stratejiyi esas aldılar ve bu temelde karşılıklı bir denge konumunuda oluşturdular. Buna rağmen ortada bir çözüm görünmüyor. Bu denge durumun ortaya çıkardığı sonuçlar var bu sonuçlarda bir tanesi mevcut durum bir çözüm değil iki her iki cephede konumunda memnun değil. Yine her iki tarafta daha kapsamlı düzeyde bir savaş düzeyine geçmeleri halinde yol açacağı sonuçlar insanlık açısında ve tüm bölge açısında ağır olacağını görüyorlar. Dört bunun kendileri üzerinde yaratığı beli bir temkinlik hali, böyle bir hal üzerinde Rojava’nın politik duruşu son derece önemli Rojava durşuyla hem avantaj kazanıyor hem de avantaj kazandırıyor. Rojava Suriye sorunun müzakerelerle siyasi ve barışçı temelde çözümünü savunan ve aynı amanda bu yaklaşımın aktif bir dinamiğidir. Daha işlevsel bir konuma geçme durumu güçlü bir olasılık

Demokrasi güçlerinin duruşu

Rojava, bölgedeki barış ve demokrasi güçlerinin buluşması, dayanışması, halkların dostluğu ve mücadele birlikteliğin pekişmesine katkı sunacaktır. Türkiye’deki sol ve demokrasi hareketi kendini aşmak istiyorsa bölge çapında bir mücadele perspektife sahip olmalıdır. Devletin bölge politikalarının içe dönük siyaseti en çok solu ve demokratik kesimleri etkilemekte, daraltmakta ve marjinal bırakmaktadır. Görüldüğü gibi devlet politikası en gerici, en bağnaz, en demokrasi karşıtı güçlerle iş tutmaktan sakınmıyor. En geri, en anti demokratik algıları bölge tasavvuru temelinde içeriye ihraç ediyor. AKP’nin aşırı düzeyde otoriteleşmesinin altında bölgeye yönelik siyasetinin büyük etkisi yok mu?

Maalesef sol ve demokrasi güçleri şimdiye kadar bölge çapında bir ilişki, ittifak ve ortak mücadeleye yeterince girmedi. Böyle olduğu için de bölgedeki gelişmeleri bir türlü doğru okuyamıyor. Doğru ve etkileyici tavır ve politikalar gelistirmekte hayli geri bir konumda seyrediyor. Rojava bu temeldeki eksikleri aşmak için muazzam bir olanak sunuyor.

KDP’nin Rojava’ya ambargosu

Federal yönetim temsilcilerinin bu ambargoyu nasıl izah ettiklerini bilmiyoruz. Her halde izah edemedikleri için “gümrük kapısı açıktır” diyorlar. Oysa bunun gerçekle alakası yok. Ölümle karşı karşıya olan insanların geçmesine bile izin verilmiyor. KDP’nin Rojava’nın en zor döneminde ambargo uygulaması ve bu temelde tavizler elde etme peşinde koşması son derece yanlış ve gelecek açısından da son derece anlamsız bir yaklaşım.

KDP 1996 yılında kendi denetimi altında Etruş mülteci kampına yönelik benzeri uygulamalar yapmıştı. Kuzeyde gelen mülteciler üzerinde gıda yardımını kesmiş, bundan dolayı kamp halkı meşe ağaçlarındaki palamutları toplayıp ögüterek ekmek yapıp çocuklarını beslemeye çalışmıştı. Onlarca çocuk ambargodan dolayı yaşamını yitirdi. Maalesef benzeri bir uygulamaya günümüzde Rojava maruz kalıyor. Kanımca bu politikanın kendisine bir getirisi olmayacaktır. Ambargoyu sürdürmesi halinde Kürt halkı nazarında itibarı ağır bir darbe alacaktır.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89