• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 11 °C

Rojava’da su yolunu bulmuştur

Zana Farqînî

Çocukluğumuzda Rojava’nın adı Binxetê yani ‘Hattın Ardı, Hattın Öte Yakası’ydı. Çok nadiren büyükler oraya Suriye diyordu. İsim ise tren hattından geliyor. Bilindiği gibi sonra bu hat Türkiye ile Suriye arasında siyasi sınır oldu. Aslında bu sınır, bölünmüş, parçalanmış bir coğrafyanın, bir halkın kaderinin de adı oldu.

Dengbêjlerin kılamlarına da konu olan bu hudut, birçok toplumsal ve siyasal olayın yaşandığı bir yer haline geldi. Aileleri, akrabaları, aşiretleri birbirinden ayıran mayın döşeli bu sınır çok can aldı. Sınır boyunda yaşayanların yaşanmışlıkları ise pek çok romana, öyküye, şiire, filme ve tv dizilerine konu oldu.

Bizden çok önceleri, özellikle de Şeyh Sait direnişinden sonra Kürt toplumunun zinde güçleri, Kürt siyasi hareketinin liderleri, öncü kadroları, aydınları, tabii Kemalist rejimin İstiklal Mahkemeleri’nden, zulmünden kurtulanların sığınma yeri olmuştu Binxetê. Ama dediğim gibi bizim yaşlarda olanlar için, o zamanlar orası daha çok adi suçluların, mahkûmların, kaçakların, adam öldüren, kız kaçıranların kendilerini attıkları bir sığınaktı.

Lakin 12 Eylül Darbesi’nden sonra tekrar siyasilerin kaçtıkları, sığındıkları, daha doğrusu oradan çeşitli Avrupa ülkelerine siyasi sığınmacı olmak için gittikleri bir yer oldu.

Bununla beraber Rojava bütün Kürt siyasi hareketleri, silahlı mücadeleleri için de bir cephe gerisi görevini görmüştür. Lojistik desteğinin, yardımının dışında bu Kürt coğrafyasının yiğit ve de cefakar halkı, malının yanında canıyla da desteğini hiç esirgememiştir.

Bilhassa Özgürlük Hareketi’nin saflarında büyük destanlar yaratmıştır buranın kahraman evlatları. Onlar özgürlüğü sadece kendileri için hiç düşünmediler, kurtuluşlarını bir bütün olarak Kürt halkının özgürlük ve kurtuluş mücadelesinde gördüler. Adlarını da Kürt mücadele tarihine yazdılar, hem de altın harflerle.

Sadece savaşçı olarak mücadele etmediler. Sanatta, müzikte, edebiyatta da öncü roller üstlendiler. Kürt edebiyatına roman, öykü ve şiir dallarında önemli eserler kazandırdılar, unutulmayacak sanatsal eserlere imza attılar. Müzikte de aynı başarıyı gösterdiler, ki durum hala da böyle ve bana göre hem müzikte hem de edebiyatta en güçlü isimler Rojavalılardır.

Bu alanlarda azımsanmayacak bir emeğe sahipler açıkçası. En azında kültür ve sanatta diğer parçalardaki Kürtleri beslediler. Kürt’ü, onun zinde ve mücadeleci kesimini beyinsel olarak hep doyurdular. Kültür ve sanat alanının da militanı oldular.

Özcesi, Rojava halkı malıyla, canıyla, maddi ve manevi yardımlarıyla diğer parçalardaki Kürt siyasi hareketlerine hep destek oldul. Sıra şimdi diğer parçalardaki Kürtlerde. Onlar da Rojava’ya borçlarını ödemeliler. Çünkü şu an Rojava direniyor. Kadınlara, çocuklara kıyan, katliam yapan çetelere, gericilere, insanlık düşmanlarına, zalimlere, bölge ve dünya derin güçlerine karşı destanlar yazıyor.

Kürt’ün özgürlüğüne, kurtuluşuna karşı çıkanlara canla başla savaşım veriyor. Kendilerine özgür Suriye ordusu diyenlere, Beşar Esad zulmüne karşı özgürlüğü için, kendisini korumak için mücadele ediyor. Dış güçlere, talancılara, yağmacılara, sahte Müslümanlara, İslamiyeti gerici amaçları için kullanan, sömüren çetelere karşı topyekûn ayakta Rojava halkı.

Camilerde Kürtlerin malı, canı, namusu helaldir diye fetva veren bu eli kanlı canilere samimi Müslümanlar, İslam alemi sessiz kalmamalı, tepkilerini göstermelidir.

Herkes bilmeli ki Kürtler eski Kürtler değil, artık kimsenin askeri olmayacaklar. Başkaları için, onların kirli emelleri için, emperyalist güçlerin siyasi ve ekonomik çıkarları için canlarını ortaya koymayacaklar. İşte bundan ötürü, sözüm ona Esad rejimine, onun despot yönetimine, baskısına karşı çıkanlar, uluslararası güçlerin bütün maddi, askeri, siyasi ve diplomatik desteğini arkasına alanlar, üçüncü yolu, halkların ortak çıkarını, özgürlüğünü, eşitliğini, kardeşliğini şiar edinmiş Rojava’daki devrimi boğmaya çalışıyorlar. Eğer Kürtler onların politikalarına uygun hareket etmiş olsalardı, onlara asker olsalardı, kısacası köleliğe razı gelip statü peşinde koşmasalardı, herkes Kürtleri yere göğe sığdırmayacaktı. İstenilen, Kürt’ün eski durumunun devamıdır. Hem ülke hem de halk olarak var olan düzenin kabul edilmesidir. Herkese özgürlük, kurtuluş, devlet kurma, siyasi bir statüye kavuşma hak iken, sıra Kürt’e geldi mi ilkeler, evrensel normlar, hak ve özgürlükler, meşru haklar rafa kalkıyor.

Bu iki yüzlülüğe, çifte standarda Kürtler kanmıyor. Kürt uyanmış; rehberini, liderini, öncüsünü, felsefesini yaratmış. Kendi yol ve yöntemini seçmiştir. Boyun eğmek yok, başkalarını da ezmek yok, diyor. Birlik, beraberlik, kardeşlik, eşitlik, özgürlük esastır deyip bu uğurda savaşıyor. Rojava’daki Kürt halkı yalnız değil. Çünkü Kürtler 20. yüzyılın başındaki gibi örgütsüz, stratejisiz ve de öncüsüz değil. Rojava devrimi er geç istediğini elde edecek. Ne çeteler, ne dış güçler ne de ortalığı karıştıranlar bu devrimi boğabilecek.

Su yolunu, arkını, çatlağını bulmuştur. Gücünü halkından ve haklılığından alan bir hareket yenilmezdir. Zira dünya mücadeleler tarihi bu tür örneklerle doludur.

Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89