• BIST 105.324
  • Altın 146,596
  • Dolar 3,4727
  • Euro 4,1687
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 11 °C

Rojava bölgeye model çıkarıyor

Ceyda Karan

Uluslararası toplum; Suriye’de üç yıla yakındır süren içsavaşı durdurmak ve siyasi çözüm hedefiyle tarafları ilk kez aynı masaya oturttu. Ancak geçen hafta İsviçre’nin Montrö kentinde başlayan ve Cenevre’de devam eden müzakere masasında bir eksik var. Suriye nüfusunun yüzde 10’unu oluşturan Kürtler. Batı Kürdistan yani Rojava’daki Kürtler başından beri içsavaştan azade durmaya çalıştı, daha ziyade ‘savunma’ konumu aldı. Şimdi ittir kaktır bir siyasi süreç inşasına girişilirken, Cenevre-2 konferansına yekvücut katılamıyorlar. En azından şimdilik... Zira şu aşamada taraflar arasında derin uçurumlar varken, özellikle Amerikan yönetimi Rojava meselesini işin içine karıştırmak istemedi. Ancak bu süreç devam edebilirse, Rojava’nın statüsünün gündeme gelmemesi artık imkânsız.

ÇANDAR: ‘ÖCALAN’IN MODELİ’

Rojavalı Kürtler de zaten süreci filan beklemiyorlar. Suriye’de bölünme dâhil bütün olasılıklar açık görünürken, Kürtler de kendi yerel yönetimlerini inşa ediyorlar. Pek çokları bunu ‘Irak’takinin benzeri ikinci bir özerk yönetim’ olarak tanımlıyor. Gazeteci/ yazar Cengiz Çandar’a göre ise, bu yapılandırma Abdullah Öcalan’ın Kürtlerin yaşadıkları ulus-devletlerin içinde kalarak kendi özyönetimlerini oluşturması planının hayata geçirilmesi için ilk adım..

Rojava’daki geçici demokratik özerk yönetimin yasama meclisi, bu ay başında Amude kentinde toplandı. ‘Toplumsal Sözleşme’ adıyla yeni bir anayasayı kabul etti. Bu anayasa Rojava’yı Cezire, Kobani ve Efrin olmak üzere üç kantona ayırdı. Bu kantonlardan Cezire’de 22 Ocak’ta özerk yönetimin kuruluşu ilan edildi; geçici bir hükümet oluşturuldu. Bu hükümet dört ay sonra yapılacak seçimler için hazırlıkları yürütecek. Ama diğer iki kantonda da aynı girişimin eli kulağında.

HER DİLDE YEMİN

Cezire kantonunun başkanlığına Kürt kökenli Ekrem Hesa seçilirken, yardımcılıklarına Süryani kökenli Elizabet Gewriye ile Arap kökenli Husem Ezem getirildi. Kantonu oluşturan tüm bakanlar toplumsal sözleşme uyarınca yemin ettiler. Yemin metninde ‘Kürtçe’ yahut ‘Kürdistan’ ifadeleri de yer almadı. Bunun yerine ‘halkın özgürlüğünü ve çıkarlarını savunmak, demokratik ulusa inançla hukuku hayata geçirmek’ vurguları dikkat çekti.

Rojavalı Kürtler, çizdikleri bu çerçeve ile diğer halklara adeta öncülük ediyor. Sadece Kürtleri değil, Araplar, Yezidiler, Süryaniler ve Ermenileri de barındıran çoğulcu yönetime dayalı bir model oluşturuyorlar. 51 maddeden oluşan bu model, dört ayak üzerine oturtuluyor. Kanton sistemi, yasama meclisi, yönetim, adalet ve yüksek seçim kurulu. 101 sandalyeli mecliste karar kılınırken, kantonlar 20’şer bakanlıkla yönetilecek.

‘DEMOKRATİK SURİYE’

Ortaya konulan toplumsal sözleşme ise, bölgenin anayasası.

Toplumsal Sözleşme’de ‘Suriye demokratik bir ülke’ olarak tanımlanırken, ‘Demokratik Özerk Yönetim, merkezî olmayan sisteme dayalı kurulacak gelecekteki Suriye’nin bir parçası’ olarak niteleniyor. Üç kantonda üç dilli bir yönetim modeli var. Her kanton kendi özerk yönetimini oluşturacak. Resmi dil, Kürtçe, Arapça, Süryanice olacak, ama diğer diller de dışlanmayacak.

Sözleşmede ayrıca kadının yaşama eşit katılımı vurgulanıyor, yüzde 40 oranında cinsiyet kotası getiriliyor. Gençler için de kota var.

Süryaniler için pozitif ayrımcılık uygulanacak. Tüm kurumlarda eşbaşkanlık sistemi benimseniyor. Çocuk, işçi ve çevre haklarının güvenceye alınması, toplumsal ekonomi gibi maddeler ihmal edilmiyor. Bölgenin silahlı gücünü ise Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı olan Halk Savunma Komiteleri, yani YPG oluşturuyor.

TÜRKİYE’NİN ALGI YANILMASI

Türkiye’de başından bu yana ekseri algı aslında Rojava’nın varolmadığı, Suriye’nin kuzeyinde coğrafi bir bütünlük taşımayan üç parçadan ibaret olduğu. Hatta ortaya konulan modeli Irak’taki Kürt yönetimi ‘belediyecilik’ diyerek küçümsüyor. Ancak genelde Kürtlerin, özelde de en geniş tabana sahip PYD’nin bölgedeki diğer halklara mal ederek öncülük ettiği bu süreç, görmezden gelinecek gibi değil. Zira Suriye’den ayrılma hedefi bulunmaksızın, belki de çok kısa bir gelecekte kantonlar dışındaki halkları da kapsama potansiyeline sahip. Dolayısıyla en çok gereken de sahadaki bu oluşumu değerlendirebilecek siyasi vizyon.

***

Ceasar’ın fotoğrafları neden temkinli karşılandı

Suriye’de bütün bir halkın gırtlak gırtlağa getirildiği kanlı bir iktidar mücadelesi var. Oturduğumuz yerden ancak bu savaşın nedenlerini ve olası sonuçlarını konuşabiliriz. YouTube kanalıyla öğrendik ki, Suriye’de ‘insanlık öleli’ çok oldu. İki taraf da ‘melekler-şeytanlar’ eşliğinde dehşet hikâyelerini kimi zaman da yalanları kendi lehine kullanarak müthiş bir savaş propagandası yapıyor, taa başından bu yana. İşlenen insanlık suçlarının belki hiç bu denli ‘siyasileştirilmediği’ bir süreç yaşıyoruz.

İşte bu yüzden geçen hafta tarafları ilk kez biraraya getiren Cenevre-2 konferansı öncesinde ortaya atılan sistematik işkence fotoğrafları şüpheli nazarlarla karşılandı. Sürgündeki siyasi muhalefetin temsilcilerinin fotoğrafları sunuş zamanlaması manidar bulundu, kaynağı sorgulandı, sponsorunun savaşan taraflardan birisi olan Katar olması da siyasi hedefler için bir koz olarak görüldü. Ancak bu, fotoğrafların hakiki olmadığı anlamına gelmez. Araştırılması, soruşturulması ve kimin suçlarına temel teşkil ettiğinin bulunması gerektiği anlamına gelir.

BM’NİN LİSTELERİ

Suriye için olabildiğince ‘siyasetten’ azade, güvenilir ve inandırıcı biçimde savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili kanıtları toplamakla iştigal edenler var: Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu. Buradaki uzmanlar Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) bir dava açılmasını sağlayacak şekilde harıl harıl çalışıyorlar. Ellerinde malzeme eksik değil maalesef. Bu malzemeler Suriye yönetiminin isimlerinden, silahlı cihatçılara uzanan geniş bir listeyi işaret ediyor.

BM’nin 2011’de atadığı bağımsız soruşturma komisyonunun önde gelen üyelerinden Karen Koning EbuZeyd, dördüncü bir zanlılar listesi oluşturulmakta olduğunu aktardı. Geçen aralıkta BM İnsan Hakları Şefi Navi Pillay, kanıtların Devlet Başkanı Beşar Esad’a işaret ettiğini söylemişti. Ama sonradan gizli listelere dair bilgisi olduğunu yalanladı. EbuZeyd ise isim vermeden listede Suriye hükümetinin üst düzey isimlerinin ve yönetime karşı savaşan İslamcı grupların yer aldığını söylüyor. Bunlar arasında kendileri şeriat mahkemeleri kurup insanları infaz edenlerin yer aldığını belirtiyor.

‘FOTOĞRAFLAR SORUŞTURULUYOR’

EbuZeyd, askerî polis olduğunu söyleyen ‘Ceasar’ kod adlı ‘kaçağın’ çektiği ve 11 bin mahkûma sistematik işkence yapıldığı iddialarına temel olan fotoğraflar konusunda ise temkinli. Bunların şu anda ‘kabul edilebilir bir kanıt’ niteliği taşımadığını söylüyor. Bilgiler BM’ye ulaştırılmış ve insan hakları komisyonu soruşturmasını yürütüyor. EbuZeyd, özellikle kaynağın soru işareti yarattığını belirtiyor, “Bizim için bunun tek bir kaynak olmasının bu fotoğrafları şu an için kullanılmaz kılıyor” diyor.

Batılıların aklına da hemen Irak savaşı sırasında mobil biyolojik silah laboratuarları yalanını ortaya atan ve o dönemde ‘Curveball’ kod isimli takılan bir başka ‘kaçak’ geldi. O bilgi de tek kaynaktandı, sunan belliydi. Suriye’de ise en son Guta bölgesinde Suriye hükümetine mal edilen ancak Suudi istihbaratını da işaret eden kimyasal silah kullanıldığı iddiaları konusunda ünlü araştırmacı gazeteci Seymour Hersh’in ardından ünlü Massachusetts Institude of Technology’den (MIT) uzmanın şüpheler yaratan raporu çıkmıştı. Bütün bunlar Batılıların temkinli durmasının sebepleri elbette.

BM’NİN RAPORU

Ama BM’nin elinde pek çoğu Suriye’den kaçan sığınmacılardan elde edilmiş ve belgelendirilmiş bir dizi kanıt var. BM ekibi temmuzdan beri Suriye’den 500 sığınmacıyla görüşmüş, Eylül 2011’den itibaren görüşülenlerin sayısı 2600 kişiyi bulmuş. Aynı şekilde İslamcı grupların yargısız infazlar ve işkenceleriyle ilgili de bir dosyaları var. BM İnsan Hakları Komisyonu raporunu hazırlamakla meşgul.

Elbette bu raporla iş bitmeyecek. Raporun UCM’ye havalesi için siyasi bilek güreşlerinin sergilendiğini göreceğiz. Bu rapor büyük olasılıkla savaşın yaralarını da sarmayacak. Olsa olsa alabilene ders niteliği taşıyacak. İnsanlığımızdan olmamak için, savaşın bizatihi kendisini reddetmek ve bunu iktidar/ güç/ servet hırsları için çıkartan/ körükleyen/ sürdürmek isteyenleri deşifre etmekten başka bir çözüm filan yok.

***

Davos’taki İran stratejisi: Açılım, ılımlılık

Dünyaca ünlü Davos Ekonomi Forumu’na damgasını vuran hiç şüphesiz İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani oldu. Ruhani, nükleer önanlaşma ve ABD ile girişilen diyalog sonrasında uluslararası sahnede boy gösterdi. Davos, İranlılar açısından bir nevi ‘aslanın inine’ girmekti desek, yeridir. Zira burası, dünyanın önde gelen siyasileri, akademisyenleri, iş âlemini ağırlayan bir platform. Ve Ruhani ‘ılımlılık’ stratejisini, dev enerji şirketlerinin patronlarının da bulunduğu 2 bin 500 dinleyiciye anlatma fırsatı buldu.

KÜRESELLEŞME VURGUSU

Mesajının ana teması, ‘Bize yatırım yaparsanız, hem iki taraf da kârlı çıkar, hem de dünya barışına katkı olur’ diye özetlenebilir. Can alıcı vurgulardan birisi ‘dünyada son altı yılda hiçbir ülkenin tek başına en müreffeh ve belirleyici olamadığı, küreselleşmenin artık herkesi bağladığı’ yolundaydı. İran’ın petrol ve doğalgaz kaynaklarıyla 2040’dan önce en gelişmiş 10 ekonomiden biri olabileceğini söyledi. İran Petrol Bakanı Zenganeh, kısa süre önce Avrupa’dan Shell, Total, Eni, OMV Statoil, ABD’den ExxonMobil ve ConocoPhillips şirketlerine İran daveti çıkarmıştı. Zira İranlılar enerji sanayileri için Batılı yatırımlara ihtiyaç duyuluyor. Petrol üretimleri günlük bir milyon varilin altında ve üç hatta dört milyon varile çıkabileceği söyleniyor. İran, Batılılar içinse 76 milyon nüfusluk bir pazar. Salt enerji değil, otomotiv, makine parçaları, tıbbi sanayiden tutun da her sektörde yatırım imkânı var. Ama bütün bunlar İran’ın bu yıl içinde nükleer programının sivil karakterine uluslararası onayı vurdurmasına bağlı.

İMKÂNSIZLAR...

Ruhani’nin Davos’ta çizdiği, ‘ekonomik kalkınma hedefli, dengeli ve sağduyulu bir dış politika’ çerçevesi. Verdiği bir mülakatta, ABD’nin Tahran büyükelçiliğinin yeniden açılmasını bile dışlamadı, “Geçmiş çok zorluydu fakat hiçbir şey imkânsız değildir” dedi. Konuşmasında da, nükleer silaha asla başvurmayacaklarını söyledi, bilimsel gelişmelerine ket vurmamak kadıyla BM’nin her türlü denetim ve güvenlik standardını kabul edeceklerini de... Komşularla iyi ilişkilere vurgu yaptı. Ama Körfez’den söz etse de önde gelen hasım güç Suudi Arabistan’ı anmadı. Zürih Havaalanı kontrolörlerinin bir oyunu mudur bilinmez, Ruhani’yi taşıyan İran uçağı ile İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu’yu taşıyan İsrail uçağının yan yana park etmiş olması ancak iyi bir ‘siyaset magazini’ üretebildi. Ne iki lider rastlaştı, ne de Ruhani’nin özel bir İsrail mesajı oldu. İran lideri, Suriye’nin ise önce ‘katillerden temizlenmesi’, ardından tarafları masaya oturtarak adil ve şeffaf bir seçime götürecek sürecin açılması gerektiğini vurguladı.

ANNAN’IN İKAZI

Davos’ta eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, İran’ın da kendi içinde sertlik yanlıları olduğunu hatırlatarak Batılılara “Barışa, diplomasiye ve müzakereye şans vermelisiniz” demesini kayda geçirmeli. Gerçekten de Ruhani, ağustosta göreve başlamasından bu yana hep dinî lider Ayetullah Ali Hamaney’den onaylı ve ekonomik yaptırımları kaldırtma hedefli dış politikaya ağırlık verdi. Ülke içinde vaat ettiği ılımlı politikalarınsa henüz işareti yok. 2009’dan bu yana ev hapsindeki Mir Hüseyin Musavi ve Mehdi Kerrubi dâhil pek çok muhalif hâlâ içeride. Basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar da, sansür de yerli yerinde. Ruhani ülkesinde sürekli ‘sabır’ istiyor. Stratejisinin başarısı en fazla da uluslararası toplumun Annan’ın işaret ettiği şekilde bir yol tutup tutmayacağına bağlı.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89