• BIST 96.808
  • Altın 144,543
  • Dolar 3,5662
  • Euro 4,0101
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 23 °C

Roboski Mon Amour

Hıdır Geviş

Kışın soğuğunda siyaha çalan Roboski toprağı, bembeyaz karla örtülü... Yaprağını dökmüş, yeşilini kaybetmiş, içe kapanmış ağaçların çevrelediği bir mezarlık... Ve bir anne, oğlunun bedeninin yattığı toprağın başında ağıt yakıyor. Başındaki siyah tülbent, elini aşağı yukarı sallıyor... Hayatının baharındayken diğer 33 Kürtle birlikte Uludere’de katledilen gencin çerçeveli resmi yerde... Resmin üzerinde ise bir cep telefonu... Evet, bir cep telefonu... Ergenlik çağındaki bir gencin belki de en büyük malvarlığı, en iyi sırdaşı, oyun arkadaşı, en kıymet verdiği şey... Hudutlardan katır sırtında yaptıkları ticaret iyi gitseydi, belki de telefonunun modelini yükseltecekti...

Yukarıdaki manzara, Roboski Mon Amour adlı belgesel filmden bu sahne... Filmin galası geçen cumartesi akşamı, Paris’teki Théâtre du Gymnase adlı mekânda gerçekleştirildi. Parisli Kürtler, Türkler ve Fransızlar filmi izlemek için oradaydı. Eğer başka bir ülkede göçmenseniz, geldiğiniz toprakların acısı yüreğinizi daha çok sızlatır. Film gösterilirken salondaki izleyicilerin yüzlerine baktım, gözyaşlarıyla izliyorlardı...

Fimde kendisiyle röportaj yapılan, oğlunu yitirmiş genç Roboskili kadının ifadeleri ise çok çarpıcıydı, “Hadi biz Kürdüz, bizi öldürüyorsunuz, peki oradaki hayvanları, katırları neden öldürdünüz, Kürtlere acımıyorsunuz, hayvalara da mı acımıyorsunuz...

Filmin yönetmeni Bülent Gündüz’le New York’da tanışmıştık. O zaman Evdalê Zeynikê adlı belgeselin gösterimi için şehirdeydi. İlk çalışmasıydı ve son derece başarılı olmuştı. New York Bağımsız Film ve Video Festivali’nde en iyi yönetmen ve seyirci ödülü almıştı. Çok naif bir sinema dili vardı Bülent’in... Roboski Mon Amour’da da aynı naif üslubunu korumuş...

Bülent, Roboski-Uludere katliamdan 24 gün sonra yani 24 Ocak 2012’de, sinemacı arkadaşlarına bir çağrı yapmış ve hep birlikte taziye için Roboski’ye gitmişler. Bu gezi onu çok etkilemiş ve kendine burası için bir belgesel sözü yapma vermiş. Bu trajediyi dünyaya duyurmak istemiş. Oyuncu arkadaşı Handan Yıldırım, görüntü yönetmeni Gökhan Mezarcı ve İpek Kaya ile birlikte Roboski’ye tekrar geri gitmişler. Film, bu yolculuğu anlatıyor. Yol kontrolleri, olayın tanıklarıyla röportajlar, ölenlerin anneleri, hayatta kalan arkadaşları... Çok etkileyici bir belgesel.

Filmi izlerken aslında Türkiye televizyonculuğunda çok eksik olan bir şeyi görüyorsunuz. Bülent aslında çok iyi bir belgesel habercilik yapmış. Ne bileyim, televizyoncular tecrübeli muhabirlere yatırım yapsalar ve bu türden bir haberciliğe önem verseler, toplumun empati gücü daha kuvvet kazanır. Bir haberi o haberin, sadece kuru siyasi boyutlarıyla değil, o haberin temel unsuru olan insanların hikâyeleri ile birlikte verdiğinizde, şiddeti artıyor, etkisi, uzak kentlerdeki duyarsız yüreklere kadar ulaşıyor.

***

Kürt burjuvazisi Avrupa’dan doğuyor

Yönetmen Bülent Gündüz, televizyon muhabiri olarak çalışırken, 2001 yılında Türkiye’den ayrılıp Paris’e yerleşiyor. Yani Türkiye’nin siyasi ve ekonomik olarak en kötü dönemlerinden birini yaşadığı bir zaman... Paris’e vardığında, orada aile şirketinde çalışmaya başlıyor. Bu arada çeşitli gazetelerde makaleler yazıyor, bir yandan sinema üzerine yoğunlaşıyor...

Bülent sayesinde Paris’te pek çok Kürt’le tanışma fırsatı buldum...

Buradaki Kürtler daha çok 80 darbesi ve sonrasında Fransa’ya iltica etmiş, yerleşmiş bir kuşak. Dolayısıyla 70’lerde Almanya’ya giden kuşaktan hayli farklılar. Almanya’ya o yıllardan yasal yollardan giden ve fabrika işçisi olarak çalışan göçmen Türkiyeliler, anlaşılabilir nedenlerle dil öğrenemediler, kendi gettolarına kapalı kaldılar, dolayısıyla sisteme entegre olamadılar. Onların geldiği bir Türkiye çok geride bir Türkiye’ydi, Almanya ile kıyaslandığında çok taşraydı. Gelenlerin siyasi bir meseleleri yoktu... Fransa’da ise daha eğitimli bir kuşak var... Taşra kökenli ama kent deneyimi olan, belli bir siyasi kültürün tedrisatından geçmiş insanlar...

Bu insanlar şimdi kendi işlerini kurmuşlar. Örneğin Paris inşaat sektörü ağırlıklı olarak Kürtlerin ve Türklerin elinde. Buradaki Kürtler, Fransız toplumuna daha entegre olmuş. Örneğin Bülent’in abisi İzzet Gündüz, Paris’teki en büyük inşaat şirketlerinden birinin sahibi. Paris’te merkeze yakın bir villada yaşıyor, evinde şaraplarını korumak için özel bir mahseni var, eşi Fransız... Çocuklarıyla birlikte opera da izliyor, bale de izliyor... Çocukları Türkçe bilmiyor, Kürtçe ve Fransızca konuşuyorlar. Eşi de Kürtçe öğrenmiş. Türkiye’deki Kürt siyasetiyle çok yakından ilgili ve bu konuda görüşleri çok net...

Çetin Kaya
ise yine Paris’te faaliyet gösteren, restorasyon işleri yapan bir şirketin sahibi. “Altın sarısı saçları vardı, çok güzel bir kızdı, çok ama çok zekiydidiye anlattığı kızkardeşi, yıllar yıllar önce PKK’ya katılmış ve çatışmada yaşamını yitirmiş. Kızları gerillada ölen bir aile olarak Türkiye’de çok sıkıntı çekmişler. Şimdi ise gerçek bir Parisli gibi hayat sürüyor.

İzzet Gündüz de Çetin Kaya da artık kimsenin ölmemesi, Türkiye’ye barışın bir evvel gelmesini temenni ediyorlar. Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olması gerektiğini, Kürtlerin de Türklerin de bunu hakettiklerini söylüyorlar.

İlginçtir, Türkiye’deki varlıklı Kürtlerin Sünni olanları AK Parti içinde, Alevi olanları ise CHP içinde eriyorlar.
Bu sınıf, kendi etnik kimliklerine çok fazla vurgu yapmıyor, bu yönleriyle öne çıkmıyorlar... Belki bunu yaptıklarında merkezde yer alamayacaklar... Bu da Türkiye’nin kendine özgü koşullarıyla ilgili... Yoksul Kürtler ise hep BDP’de kalıyor... Tersine Avrupa’daki zengin Kürtler ise BDP çizgisinde... Bu yüzden, kendini her yönüyle ortaya koyabilen gerçek Kürt burjuvazisi Avrupa’dan doğuyor, Türkiye’den değil.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89