• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 3 °C

Roboski Katliamı ve şaşırmalar!

Muzaffer Ayata

Roboskî Katliamı Türkiye’de birçok konuda giderek bir netleşmeye yol açıyor. Öncelikle Kürtler söz konusu oldu mu, öldürülmeleri ve aşağılanmaları, dışlanmaları hâlâ normal bir durum olmaya devam ediyor. İktidarlar değişse de rejimin temel karekteri olan ırkçı yargı ve zihniyet yapısı devam ediyor. Sağ, sol veya dindar geçinen çevreler rejimin bu karekterini ve siyasal kültürünü derinliğine sindirmişlerdir.

Roboskî’de 34 kişi, çoğu çok genç yaşta, savaş uçakları tarafından bombalanarak katledildi. Doğal olarak hükümetin hemen özür dileyip sorumluları açığa çıkarması gerekirdi. Çünkü herhangi bir subay uçakları kaldırma ve bombalama emri veremez. Bu konuda sorumluları açığa çıkarmak hiç de zor değil. Her şey kayıtlarda var. Kimin emri verdiği, uçakların kalkış saati vb. herşey bellidir.

Her şeyin bu kadar kayıtlara geçtiği ve hiyerarşik olarak sorumluların bu kadar açık olduğu bir konuda aylardır araştırılan ne olabilir? Hükümet yandaşları yine komplo teorilerinden medet ummaya çalıştılar. Güya PKK’ye karşı başarılı giden bir askeri hareketlilik varmış, bu tür olaylarla bu harekatlar sekteye uğratılmaya çalışılıyormuş! Bunlar tutmayınca sessizliği tercih ederek konuyu unuturmaya çalıştılar.

Hükümetin olayı açığa çıkarma ve hesabını verme gibi bir derdi olmadı. Sadece kendisini kurtarma ve zamana yayarak unutturma taktiğini tercih etti. Bir tazminat verir, soruşturma başlatır ve sorunu kapatırım hesabı içerisinde oldu.

Ancak hükümetin bu kapatma ve örtbas etme hesabı tutmadı. Öncelikle Roboskî köylüleri onurlu ve hesap sorucu bir tutum benimsediler. Çocuklarının katillerinin açığa çıkarılmasında ısrarlı oldular ve parayla takas edecekleri canları olmadığını açıkladılar. Kürt basını ve politik çevreleri de olayı gündemde tutmayı sürdürdü. Böyle olunca olayı zamana yayma ve karanlığa gömme işi de giderek zorlaştı.

Hükümet işi unutturamayınca gerçek niyetini ve milliyetçi kimliğini daha fazla açığa vurma noktasına geldi. En son İçişleri Bakanı İ. Naim Şahin’in açıklamaları görünürde birçok çevreyi şaşırtmiş gibi. Halbuki bunda şaşılacak bir şey yok. Bu klasik bir Türk egemen gözüyle Kürtlere bakışı yansıtır. Kürtler her zaman dışlandı, ötekileştirildi. Kürtlerin öldürülmeleri ve hapsedilmeleri her zaman olağan görüldü. Devletin ve yöneticilerinin Kürtlerle ilgili istediği gibi karar vermeleri olağanlaştı.

Olağan olmayan Kürtlerin varlıklarını savunmaları ve kendileri adına karar verme arayışlarıydı. Bugün Kürtler var, Kürt sorunu var, diyenler bile hâlâ Kürtleri ayrı bir özne olarak görüyorlar. Eski alışkanlıklarından vazgeçmiyorlar. Kürtler var ama bunlar Ankara’nin Kürtleri. Ankara’daki yetkililer istemedikleri bir şeyi Kürtler kendileri için isteyemezler. İsterlerse yani sınırları aşarlarsa “terörist, eşkiya, bölücü” olurlar. Öldürülmeleri ve işkence görmeleri, sürülmeleri de normallleşir.

Kürtler hep sınır boylarında kaçakçı diye öldürüldüler. Bugün N. Şahin’nin dediği niye şaşırtıcı oluyor anlamak zor. Bakan ne demiş, bunlar zaten kaçakçı, üstelik piyonlar. PKK bunlara kaçakçılık yaptırıyor! Öyleyse öldürülmeleri de gayet doğal. Böyle değersiz ve o dağ köylerinde yaşayan, yaşamlarının fazla değeri olmayan Kürt köylüleri için neden bu kadar gürültü çıkarıyorsunuz, diye gerçek algısını açığa vurmuş. Bizim basın da şaşırmış! Hüseyin Çelik de bu açıklamayı insani bulmamış!

Başbakan ne yaptı? Kazakistan dönüşü bu sorularla karşılaştığında herkesin ağzının payını verdi. Aslında N. Şahin’den farklı düşünmediğini gayet açıkça anlattı. Tazminatsa tazminat, hataysa hata demişler. Bundan sonrası kötü niyetli anlatımlar olgunu gayet net biçinde anlattı. Bizim basın acaba hâlâ anlama sorunu yaşayacak mı? Üstelik sınır boylarında yapılan kaçakçılığı kimse meşrulaştıramazmış! Bu ne anlama geliyor? Oralarda gezerseniz ölürsünüz! Üstelik oralar terör bölgeleriymis! Neden hep Kürtlerin toprakları terör bölgeleri olur, diye soran olacak mı?

Başbakan, Sayın Öcalan hakkındaki tecrit kararını kendisinin verdiğini de açıklamış oldu. Çünkü bu sorunla ilgili BDP’lilerle görüşülmeyeceğini ve bunun açık bir tutum olduğunu söyledi. Ayrıca nasıl üstten baktığı ve tam bir sömürgeci efendi gibi bir dil kullandığı da herhalde gözden kaçmamıştır. “BDP gelse ne olur gelmese ne olur, ateş olsa cürmü kadar yer yakar” deyişi herhalde eşitlikçi, demokratik bir politika uslübü değildir.

Roboskî Katliamı’nın sorumlularını açığa çıkarmak neden bu kadar zor! Eğer hükümet aleyhinde birileri bu olayı kullanıyorsa yetkiler hükümetin elinde. Sorumluları açığa çıkarsın ve kimsenin bu olayı aleyhinde kullanmasına izin vermesin. Doğru ve mantıklı olan bu, hükümet neden işi zamana yayıyor?

Bu ülkede AKP artık sorumluluktan kaçamaz. İşi orduya, Kemalistlere yıkıp mağdur edebiyatı yapamaz. On yıldır bu ülkeyi kendileri yönetiyor. Sınırdışı operasyon kararnamesi çıkaran kendileridir. Roboskî’de bu kararın yansımalarından sadece bir parçadır. Her taraf bombalanıyor. Kimsenin itiraz ettiği yok. Kürtler sahipsiz ve üzerinde her türlü yöntemin hesapsız uygulandığı bir halk olarak görülüyor. Sorunun esası budur. Buna itiraz edilmedikçe daha çok katliam ve örtbas çabasına tanık olacağız.

Son açıklamada Başbakan Kürtlere anadilleriyle eğitim hakkını vermeyeceklerini söylemedi mi? Söyledi. Bir halka anadiliyle eğitim hakkı vermeyen bir hükümet ve onun yapacağı anayasa nasıl demokratik olacak?

N. Şahin ve Başbakan’ın açıklamalarına şaşıran aydın ve demokratların şaşkınlığına şaşmamak elde değil. Mümtaz Soysal’ın dediği gibi Başbakan tam bir Kemalist gibi konuştu! Belki ondan bir demokrat çıkaran olur.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89