Eski Mısır uygarlığında hükümdarlar, veliaht evlatlarını 14. Yaş gününe kadar görmez; ama el altından nasıl eğitildikleriyle neler öğrendikleriyle, hangi yetenekleri geliştirdikleriyle çok yakından ilgilenir ve o gün geldiğinde kendilerine göre onları küçük ‘’testlere’’ tabi tutarmış. 2.Ramses 14 yaşını bitirdiğinde babası Seti ile görüştürülür; ikili uzun sayılabilecek bir koruda yürümeye başlar.
Koruluğun bitiminde, tam da karşılarında toplu halde duran öfkeli bir boğa ailesiyle burun buruna gelirler. Onların varlığından rahatsız olan azgın boğa, saldırı pozisyonu alır ve üstlerine doğru bir hamle yapar. Seti ‘’ tam sırası ‘’ diye düşünür ve elindeki kamçıyı 2. Ramses’e fırlatır. Kamçıyı havada yakalayan 2.Ramses, bir boğaya ve bir babasına bakar ve şöyle der ‘’ ama baba bu boğa çok iri’’
Seti ’’ o zaman söyle oğlum; sen kimsin’’ der…
Hem büyük Mısır uygarlığını yönetmeye aday olacaksınız hem de öfkeli bir boğa karşısında kim olduğunuzu unutacak kadar ‘’çaresizlik’’ yaşayacaksınız; o zamanda sorarlar adama ‘’sen kimsin’’ Bu soru çok haklı ve çok meşru bir sorudur.
Bir ‘’futbol’’ takımı ile bir ‘’mehter’’ takımını birbirinden ayıramayan, Bir gerilla gurubuyla bir kaçakçı gurubunun özelliklerini ezberinde tutmayı başaramayan birilerine siz kimsiniz deme hakkımız, bu işi yaptıkları için ‘’bizden aldıkları maaş kadar’’ haklı ve meşru bir sorudur.
Hem bu işi belli bir bedel karşılığı yapacaksınız hem de profesyonel olarak bu işte uzman olduğunuzu savlayacaksınız hem de 30 yıldır mücadele ettiğiniz ‘’ düşmanınızın’’ en ‘’karakteristik’’ davranışlarını ezberlemeyeceksiniz. Olacak şey mi bu?
Söz gelimi sınırdan sızmak isteyen bir gerilla gurubu, uyarı atışlarından ve aydınlatma fişeğinden sonra, ‘’tıpkı bir koyun sürüsü gibi’’, kucak kucağa, kafa kaya gelerek belirgin bir hedef olmayı mı seçer yoksa inci taneleri gibi ‘’merkezden hızla uzaklaşarak,’’ saldırının olası etkisini mi kırmaya çalışır?
Bu basit askeri taktik bile bir gerilla gurubuyla bir kaçakçı gurubunu ‘’ak ve kara’’ gibi birbirinden ayrıştırır. Kaldı ki, 30 yıldır süren savaşta taraflar, binlerce kez ‘’sızma sahnesi’’ yaşamış ve bu konuda hatırı sayılır bir tecrübeye ulaşmışlardır!
Soru şudur; kim ve nasıl birileri, bir gerilla gurubu ile bir kaçakçı gurubunu birbirinden ayıramadı? O kaçakçı gurubunun hangi davranışı, hangi tutumu onların gerilla ile özdeşleşmesine imkân sağladı? Kıyafetleri mi? Yürüyüş kolu mu? Katır sayısı mı? Katırların yükü mü?
Yoksa fark etmez ne de olsa hepsi Kürt mü?. Bu mu?
Korkarım son söylediğim ‘’bilinç’’ ve ‘’pratik etkinlik’’ arasındaki keskin ikiliğe son veren bir ‘’milliyetçilik’’ ile ‘’nedenselliği’’ boş vermiştir.
Madem ki ‘’Kürt’’ madem ki ‘’sınırda’’ ve madem ki ‘’katırları’’ var, o zaman katle edilmeleri vaciptir!
Sınırda barbarca öldürülenler ne Fransız ne de Fransa vatandaşıydı. Sınırda bir F-16 ile imha edilenler ne Alman ne de Almaya vatandaşıydı. Onlar Kürt ve TC vatandaşıydı.
Sayın Başbakan, şimdi size soruyorum, ‘’siz kimsiniz? Vatandaşlarınız katledildi, bu sizin sorumluluk alanınıza girmez mi? Annenizin cenaze törenini hatırlıyorum. O gözyaşlarınız ne kadar ‘’sahici’’ ne kadar ‘’hakikiydi’’, acınız ne kadar büyüktü ve hepimiz ne kadar çok etkilenmiş ve saygı duymuştuk.
Ama mesele Roboskê olduğu zaman niye bu kadar ‘’iç görüsüz’’ bir körleşme çukuruna işaret ediyorsunuz?
Mehmet Altan’ın dediği gibi ‘’ eğer ölen 34 Cumhurbaşkanı, 34 Başbakan, 34 Milletvekili 34 General, 34 Polis şefi 34, Vali olsaydı yine tutumunuz bu mu olurdu?’’…
Soruyu yeniliyorum tutumunuz bu mu olur ve siz kimsiniz?