• BIST 82.363
  • Altın 147,310
  • Dolar 3,7689
  • Euro 4,0344
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 0 °C

Referandumla cesurca yüzleşme

Ekrem Dumanlı

Referandum sonuçlarını polemiğe boğmamak gerekiyor. Zafer sarhoşluğuna neden olacak bir durum da yok ortada; yenilmişlik psikolojisiyle saldırgan olmayı gerektirecek bir mazeret de bulunmuyor. Yine de ibret alınacak çok şey var. Mesela?

Halk: Kara propagandaya boyun eğmedi. Alkışı hak etti. Referandum kampanyası sırasında cinnet sınırlarını zorlayan iddialar, Türkiye'yi ciddi bir gerginliğin kucağına atabilirdi. Olmadı. Zira kazanımlarını kaybetmemek için her türlü yalan ve iftiradan medet uman, "seçkin zümreler"in tuzağına düşmedi. Ma'şeri vicdan "daha çok demokrasi" dedi, "daha özgürlükçü bir anayasa" dedi. Keşke hayır diyen vatandaşlar da siyasi hesaplaşmanın dışına çıkıp referandumun Türkiye'ye neler kazandıracağını görebilselerdi...

AK Parti: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın performansını tebrik etmek lazım. Ramazan gününde, 40 dereceyi bulan sıcaklarda onlarca miting yaptı, gece gündüz çalıştı. O kadar ki parti il ve ilçe teşkilatları (yine) Genel Başkan'a yetişemedi. Parti tabanının her şeyi "Tayyip Bey"in omzuna bırakması doğru değil. Sahil şeridindeki kayıpların artık rasyonel bir çalışmayla toparlanması gerekiyor. "Kürtlerden göç alan şehirler"in ulusalcı bir taban oluşturması, bazı vehim ve korkuların oradaki insanları tedirgin etmesi, tarım politikalarından rahatsızlık duyulması gibi sebepler masaya yatırılmalı ki AK Parti sahil kentlerinde üçüncü parti durumuna düşmesin; daha önemlisi, aşırı ulusalcı söylemler yüzünden toplumsal barış tehlikeye atılmasın. Başbakan Erdoğan'ın "balkon konuşması" ufuklu ve vizyoner bir çerçeve çizdi. Bu çerçevenin ('Hayır' diyenlere de el uzatıldığı hesaba katılarak) korunması Türk demokrasisi için yeni bir sayfa açacaktır...

CHP: Açık söylemek gerekirse CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu karizmayı çizdirdi. Hem de fena bir şekilde. Zaman Gazetesi oy kullanamayacağını 6 Ağustos'ta yazmıştı. Kanun öyle söylüyor çünkü. Kemal Bey, Zaman'ı yalanlamıştı ve maalesef pazar günü 'Hayır' diyemedi.

Daha büyük bir hata yaptı Kılıçdaroğlu. Partinin başına geçtiğinde barışçı mülayim bir dil kullanıyor, herkesi kucaklayan bir hava estiriyordu. "Dine saygılı laiklik" Kemal Bey'le yeniden ayağa kalkabilirdi. Ne var ki çiçeği burnunda CHP lideri sözün şehvetine çabuk teslim oldu ve insanları üzecek laflar sarf etti. Yani CHP'ye "hırçın lider" imajı geri döndü. Bazı gazetecilerin dolduruşuna gelmeye hiç gerek yok; maalesef CHP referandumda kaybetti. Çünkü referandumun aslına dair eleştiri getiremedi; korku ticareti yapmaya kalkıştı. Halk da gereken dersi verdi. Keşke halkın mesajı doğru anlaşılsa ve CHP demokratik denetime odaklanan bir muhalefet anlayışı inşa edebilse. Keşke...

MHP: Genel Merkez korkunç bir hata yaptı ve 12 Eylül ile hesaplaşma yolunu açan referanduma 'hayır' demek için parti teşkilatına emir verdi. Ülkücü camianın çektiği çileyi hesaba katmadı. Üstelik anayasa değişikliği sadece 12 Eylül darbecileri üzerindeki zırhı kaldırmıyordu. Yargıdaki ideolojik öbeklenmeyi önlüyor ve katılımı geniş bir tabana yayıyordu. Buna MHP'nin karşı çıkması düşünülemezdi. HSYK'nın arkasında CHP durabilir; ancak MHP duramazdı. Anayasa Mahkemesi'nin verdiği hukuk dışı kararlar MHP'yi de mağdur etmişti. Dolayısıyla hayır demek için hiçbir gerekçe yoktu. Ne hikmetse ülkücülerin içine sinmeyecek bir kararı tabana dayattılar, "eski ülkücüler" deyip insanları azarladılar, dostlarını gücendirecek laflar söylediler. Referandum gecesi yapılan yazılı açıklama MHP yönetiminin gerekli dersi almadığını düşündürüyor. Halkın iradesini "Karanlık bir döneme girildi." şeklinde tavsif etmek bir siyasî partiye yakışmaz ki. Hele bu öngörüden yola çıkıp erken seçim isterseniz; taban da kalkıp, "Önce genel kurul yap, bizi bu durumlara niçin düşürdün?" demez mi?

MHP toparlanmalı, köklerine dönmeli, Türk-İslam ülküsünü hatırlayıp halkla kucaklaşmalı. Dostlarını incitirken yanaştığı aşırı ulusalcı kitleden MHP'ye fayda yok. O kitlenin aslî çatısı CHP'dir. MHP yönetimi Konya, Kayseri, Yozgat, Erzurum gibi milliyetçi muhafazakâr kitlelerden niçin koptuğunu düşünmeli ki halkla yeniden bir araya gelsin. Aksini düşünmek bile istemiyorum; (dost acı söyler) bu yolda devam edilirse MHP tükenir...

Unutmadan şu notu da düşmem şart: Tükenmemek için sokağa dökülmek bu partiye oy getirmez. Çözüm daha hırçın bir yol izlemek değil; derviş gaziler yoluna bir daha dönmektir...

BDP: Bu partinin üzerindeki PKK gölgesi çok koyu bir kâbusa dönüşüyor. PKK kendini yenileyen, hatalarından vazgeçebilen, dünya konjonktürü doğrultusunda özeleştiri yapabilen ve tenkitler doğrultusunda pozisyon değiştirebilen bir örgüt olsa; belki bir derece BDP'yi anlamak mümkün... Boykot kararı yanlış bir stratejiydi. Belli ve sınırlı bir başarı elde edilmiş gibi gözükse de bölge halkı pek çok vilayette derebeyliği dönemini andıran baskılara boyun eğmedi. Örgüte başkaldırı daha da artacak; çünkü yeryüzünde PKK gibi bir örgüt kalmadı; kalmayacak. Artık terörizm uluslararası bir canavara dönüştü ve dünya devletleri en küçüğünden en büyüğüne kadar "silahlı mücadele yapan örgütler" istemiyor. Hak aramanın yolu böyle bir metot değil artık! Stalinist metotlarla bir yere varmak imkânsız. BDP ve arkasındaki örgüt aklını başına devşirmezse 2010'da, 2020'de yok olacak; çünkü ne dünya bu şımarıklığa katlanacak ne uğruna savaş verdiğini düşündüğü kitle...

Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi: Referandum sürecinde bu iki partinin tutumu tarih nezdinde kayda değer bir duruştur. Çünkü Türkiye referandum geleneğini oluşturmak zorunda. O gelenek şu doğru üzerinde kurulmuştur: Genel seçimdeki rekabetle referandumda halka arz edilen paket arasında hiçbir münasebet yoktur. Genel seçim ayrıdır, referandum ayrı. Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi iyi bir sınav vererek aşırı partizanlık düşüncesini yerle bir etti. Bu ikili tutum hem SP lideri Numan Kurtulmuş'a puan kazandırdı hem BBP lideri Yalçın Topçu'ya...

Sivil toplum: Referandumda en kazançlı çıkan kitlelerden biri de sivil toplum örgütleri. Gürültü patırtıya gerek duymadan, halkoylamasının topluma ne kazandıracağını ortaya koyarak referandum kültürünün gelişmesine muazzam bir katkıda bulundular. Meselenin bir genel seçim olmadığını, referandumun farklı bir kültür olduğunu, konuya partizanlıkla yaklaşılamayacağını ispat ettiler. Bu, çok önemli bir gelişmedir. Halkın "referandum içeriği partizanlığa feda edilmemeli" mesajını doğru okuyamayan partiler ileride aynı başarısızlıkla yüz yüze gelecek. Hiç kuşkunuz olmasın...

Sonuçta, heyecanlı bir referandum geride kaldı. Bu saatten sonra bütün tartışmaları bir kenara bırakmalı, kalıcı husumetlere, incitici davranışlara müsaade etmemeli. Daha demokrat bir Türkiye için halkın verdiği 'Evet' yeni bir anayasa için de umut haline gelmiştir. Bu güzel ülkeye de yakışan budur ve bu yüzden asıl kazanan TÜRKİYE'dir; başkası değil...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89