• BIST 106.474
  • Altın 151,840
  • Dolar 3,6440
  • Euro 4,3033
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 14 °C

‘Referandum Gücü’

Gençay Gürsoy

CHP milletvekili ve siyaset bilimi profesörü Birgül Ayman Güler’in, anadilde savunma konusu tartışılırken meclis kürsüsünde belli ki iyi düşünülmüş olarak söylediği, CHP ve MHP sıralarından bol alkış alan o tüyler ürpertici cümle bir türlü belini doğrultamayan CHP’yi biraz daha zora sokarken, yine dönüp dolaşıp, AKP’nin “ileri demokrasi” karnesine birkaç puanın daha eklenmesine yol açmış oldu. Gerçi Kışanak çok haklı olarak BDP Diyarbakır İl Kongresi’nde yaptığı konuşmada, “AKP de CHP’yi buradan vurmayı bırakıp kendi içine baksın, dilini değiştirsin” diyerek, AKP kurmaylarının talandan mal kaçırma uyanıklığını teşhir etmekte gecikmedi ama olan olmuş o cümle CHP’nin siyasi tarihindeki yerini almıştı.

Oysa Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eşdeğerde gördüremezsiniz” cümlesi, gerek kendisinin “bilimsel” açıklama çabalarıyla,”milliyet” kavramının “ulus/millet” kavramının bir alt kategorisinde yer aldığını ifade eden üstten bakışın benzerini, AKP’nin en “yufka yürekli” ve “demokrat” diye addedilen sözcülerinden az işitmedik. Bülent Arınç’ın “Kürtçe medeniyet ve bilim dili değildir...” sözü daha belleklerden silinmedi.

Birgül Ayman Güler’in meclis çatısı altında sarfettiği bu cümleye Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun gereken yanıtı vereceği konusundaki beklentiler de, yine denge bozulmasın kıvamında, kişiyi hedef almayan ve “medya söylenenleri saptırır, aman herkes konuşmasına dikkat etsin” ikazıyla sonuçlandı ve AKP puan kazanırken, CHP kaybettiği puanları geri alamadı.

Bu arada kimden ve nereden kaynaklandığı belirsiz bazı haberler, her zamanki gibi Başbakan R.T.Erdoğan’ı işin biraz dışında tutmaya özen göstererek “İmralı süreci”nin Erbil görüşmeleriyle devam etmekte olduğunu ya da devam edeceğini ileri sürmeye başladı. Bu görüşmelerde nelerin ele alındığı, herhangi bir konuda anlaşmaya varılıp varılmadığı anlaşılmazken, kimilerine göre “sembolik olarak” 20, kimilerine göre 100 PKK’linin silahlarını bırakıp sınır dışına çıkacağı duyuruldu. Böylece daha ortada Kürt sorununun çözümüne dair tarafların iyi kötü uzlaştığı bir yol haritası yokken, kamuoyunda bu konuda neredeyse sona yaklaşıldığı izlenimi başarıyla uyandırılmış oldu.

Kürt siyasi hareketinin ülke içindeki meşru temsilcisi BDP açısından belirsizlikler bütün ağırlığıyla kendini hissettirirken başbakan, Lübnan başbakanı ile yaptığı ortak basın toplantısında, “halkın önemli bir çoğunluğunun süreci desteklediğini”, Erbil görüşmelerinin devam edeceğini söyleyerek bu izlenimi daha da pekiştirdi. Aynı basın toplantısında başbakan muhataplık konusunda BDP’ye ancak ima yoluyla gönderme yaparken, Irak Kürdistanı yönetimiyle müzakerelerin devam edeceğini açıkça dile getiriyordu:

”Bizim müzakere edebileceğimiz siyasi muhatabımız olabilir, bu muhataplarımız yerli de olur, uluslararası da olur. Uluslararası camiada da Erbil’deki siyasi uzantılar, siyasi muhataplardan istifade edeceksek onlarla da bu işi görüşürüz. Nitekim de görüştük, görüşüyoruz, ben de görüştüm, bakan arkadaşlarım da görüştü. Çünkü onlar Irak parlamentosunda, Irak’taki eyalet yapılanması içinde yer alan siyasilerdir (...) Yani gerek İmralı ile yapılan görüşmeler, gerek halkımızla şu anda yaptığımız ortak diyalog çalışmaları bu sürecin ne olursa olsun bitirilmesi noktasındadır.”

“İşin bitirilmesi” derken başbakanın kafasındaki “iş”in tam ne olduğunu, kastedilenin PKK’nin sınır dışına çekilmesinden ibaret olup olmadığı, “Irak parlamentosundaki siyasilerle” görüşülürken, kendi parlamentomuzdaki BDP ile neden hala görüşülmediği bilinmiyor ama bu kadarının bile, bir kararlılık ifade ettiği ve en azından çatışmaların duracağı konusunda bir iyimserlik rüzgârı estireceği açık. Daha önceki yazılarımda ifade ettiğim gibi, kanımca Başbakan R.T. Erdoğan, arkasına aldığı bu rüzgârı, uzunca bir süredir ilgi alanı dışına düşen yeni anayasa çalışmalarını kadük hale getirererek henüz fazla dillendirmediği “başkanlık sistemi”nin yelkenlerini şişirmek için kullanmaya hazırlanıyor.

29 Ocak’taki grup toplantısında bir taraftan Kılıçdaroğlu’nun “Hitler” benzetmesini, 2. Dünya Savaşı döneminden kalan bir Cumhuriyet gazetesinin Hitler’e övgüler dizen sayfasının büyütülmüş görüntüsünü göstererek savuştururken, bir taraftan da “Anayasa Uzlaşma Komisyonu”na, mart ayı sonuna kadar ömür biçiyor ve “o zamana kadar uzlaşamazlarsa biz kendi anayasa taslağımızı getirir ve referandum gücümüzü yakaladığımız anda halka gideriz”diyordu. “Referandum gücü” neresinden baksanız en az 6, kaçınılmaz fireleri de hesaba katarsak en az 10 milletvekili demek. Bu takviye için Başbakan’ın aklındaki kaynak BDP midir bilmiyoruz. Eğer öyleyse bunun karşılığında BDP’nin taleplerinin ne kadarını karşılamayı göze alacağını da bilmiyoruz ama bir şeyi iyi biliyoruz: Her şey yolunda giderse referandum için öngörülen tarih 2013 ortaları.

Başbakanın Lübnan başbakanı ile basın toplantısı yaptığı saatlerde, Prof. Burhan Kuzu bir TV ekranında AKP’nin anayasa taslaklarını anlatıyordu. Kuzu’ya göre AKP’nin, duruma göre sunacağı “parlamenter”, “yarı başkanlık” ve “başkanlık” sistemlerine göre dizayn edilmiş 3 anayasa taslağı hazırdı. Şartlar hangisine elverirse o piyasaya sürülecekti. Kuzu bu aşamada taslakların ayrıntılarına girmemekle birlikte “aralarında ufak tefek farklar” olduğunu söylemekle yetindi. Bunun ne anlama geldiğini anlayanlar anlıyor. Başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasındaki fark bu sözcükle ifade ediliyorsa, en iyi ihtimalle “partili Cumhurbaşkanı” formülüne hazır olmalıyız demektir. “Kuvvetler ayrılığı”, “yargı bağımsızlığı” vb. kontrol mekanizmaları Allaha emanet...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89