• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 4 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 11 °C

Ramazan Bilinci

Ersin Tek

Bin yıllardır bin bir yanlışla ve yanılgıyla kendine ait çizgiden uzaklaşmış Müslüman yığınlar, gelecek hakkında oldukça endişeli ve ümitsiz, yürekleri dermansız, zihinleri fakir, ruhları ilhamsız; büyük ve ciddi kırılmaların arefesinde bulunuyor, sancılar içerisinde kıvranıp duruyor ve yeni bir şeyler doğurma çabasında…

Ruh dünyası böylesine sarsık, istikbâli kaos, canı dudağında perişan yığınlar daha güzel yarınlar için umutla bir kurtuluş cemresinin düşmesini bekliyor. Onlar için umut hayati bir meseledir. Umut, her şeyden evvel bir inanç işidir. Yalnızca inançsızlar Allah’tan umudunu keser. Müslüman umut sahibidir ve inancı da umudu nispetindedir.

Felaketler çoğaldıkça umut da büyüyor. Çünkü insanı yaratıp yeryüzü sathına koyan Allah, elbette ki insanı başıboş bırakmamış ve bırakmayacak; kendi katından insan için bir hayat nizamı da indirmiştir. Bu hayat nizamına ‘İslam’ diyoruz. Kıyamete kadar sürecek olan bu hayat nizamına dair kanun, kural ve ahlaki ölçüler Aziz Kur’ân ve Hz. Peygamber(sav) aracılığıyla vaaz edilmiştir. Bu İslami hayat tarzının yaşanmasının ve işaret ettiği ahlaki ölçülerine uyum sağlamak, bunları devamlı kılmak için de farklı eğitsel(zihinsel ve ruhsal) yönleri olan ibadetler emredilmiştir.

İbadet, kulluğun en belirgin şeklidir. Allah’a şükretmek, tevazu göstermek, itaat etmek, tümden boyun eğmektir. İbadetler farklı ve çeşitlidir. Her bir ibadetin farklı eğitsel özelliği ve ruhu tatmin etkisi/derecesi olduğu için sürekli ibadet eden Müslüman, İslami hayat tarzını yaşamada ve sürdürmede sıkıntı çekmez. Temelde bütün ibadetler tek ve sonsuz olan Allah için, Onun rızasını elde etmek için yapılır. İslam, yalnızca Allah için yaşama düşüncesi/felsefesi üzerine bina edilmiştir. Aziz Kur’ân’da şöyle buyruluyor: De ki; ‘‘benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm tüm varlıkların Rabbi olan Allah içindir.’’(En’am Sûresi /162)

Hani insan ölümle burun buruna gelir de, hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçer ya, öyle yaşamak gerek bu hayatı. Müslüman bu farkındalığa sahip olmalıdır. Hayatın/imanın makama, mevkiye, dolara, güce endekslendiği bu zaman diliminde hassasiyetini/duruşunu kaybetmemeli ve aşığın maşukuna karşı duyduğu o dayanılmaz açlığı içinde hissetmelidir. Aksi takdirde, aşılması güç bir esaret çöker hayatına, tüketici ve geçici beklentilerin etkisi altında kalır, nesneler şekil verir ona, fırtınaya tutulmuş gemi misali oradan oraya savrulur, arzu ve isteklerinin esiri olur.

İslamî/İnsanî bir dünya, insan aklının ve kalbinin tüm katmanlarını birlikte kuşatan bir dünyadır. Aklın, kalbin, bedenin ve ruhun dünyası birbirine yakın olmalıdır. Bunlar arasına büyük uzaklıklar girdiğinde ve dengesizlik büyüdüğünde iman, vicdan ve adalet zarar görür, insan fıtratına ait ilahî anlamlar, özlemler, ölçüler değerini yitirir ve varoluşta yoksullaşma başlar.

İşte, Ramazan bütün bu kayıplara ve zararlara karşı koyma ve islamî/insanî dünyayı diriltme, canlı tutma gayretidir. Oruç da İslam’ın temel esaslarından biridir; hem bedeni hem ruhi bir ibadettir. Bir hadisi kutsi de Allah şöyle buyuruyor: ‘‘Âdemoğlunun bütün amelleri kendisinedir oruç hariç; zira o Benim içindir ve onun karşılığını da ancak Ben veririm. Oruç koruyucudur ve sizden birisinin oruç günü olunca ağzını bozmasın ve cahilce davranmasın. Bu münasebetle eğer birisi ona söver ve dövüşürse ‘‘ben oruçlu bir insanım’’ desin. Muhammed’in nefsi elinde olana yemin olsun ki, oruçlunun ağzının kokusu, Allah yanında misk kokusundan daha sevimlidir. Oruçlunun, iki sevinç anı vardır: iftar edince sevinir; bir de Rabbiyle karşılaşınca orucundan dolayı sevinecektir.’’

İslam, kendisine bağlanan insanla, kâmil bir iletişim kurmak ister. Ancak o zaman Allah-İnsan ilişkisinin sağlıklı olabileceğini belirtir. Bu nedenle her ramazan, Müslüman için nesneler dünyasından kurtuluşun, yeni bir arınışın ve yükselişin davetiyesi gibidir. İnsandan Allah’a doğru bir yolculuktur. Bu yolculuğun hem öncesinde hem de sonrasında heyecanı ve hassasiyeti sürdürmek gerekiyor. Müslüman olmak, bir amaç doğrultusunda hareket etmeyen, amaca giden yolu kesen, yolu tıkayan arzular yığınını parçalama, dağıtma ve etkisizleştirme mücadelesidir ve süreklidir.

Ramazanı(orucu) hakkıyla kavrayan/tutan kişi, yaratıcısıyla, kendisiyle, toplumla karşılıklı diyalogları ve endişeleri taşır, hayata yönelik ne istediğini bilir, hayatında zamanın çelişkisini ve karmaşasını barındırmaz, arzu ve isteklerin esiri olmaktan kendini kurtarır, benliğini oluşturan zincirleri kırma ve kendi özüne yaklaşma yolunu seçer, arayış ve rotasını belirler, plan ve program dâhilinde sağlam adımlarla hedefine yürür; zihni ve yüreği durudur, olgundur, nesnenin değişken dünyasının etkisine girmez ve hiçbir şeyin onu yönlendirmesine izin vermez, kendisine yararlı ve zararlı olanı bilir, geçici olana aldanmaz, açlığını oluşturan maşukunu asla bitirmez..

Mübarek Ramazanın bütün müslümanlara ve mazlumlara hayr, bereket, barış, huzur ve özgürlük dolu günler getirmesini diliyorum. Allah, ibadetlerimizi ve dualarımızı kabul buyursun inşaallah..

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89