• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -4 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Provokasyona değil, barışa odaklanalım

Şahin Alpay

“İmralı tutanakları”nın basına sızması, iki şekilde yorumlandı: Kundaklama ya da şeffaflaşma… Sızdırmayı kimin, hangi amaçla yaptığına dair tahminlerim var ama bilgim yok. Dolayısıyla söyleyebileceğim bir şey yok. Ben, gazetemiz genel yayın müdürü Ekrem Dumanlı gibi düşünüyorum: “Günlük siyasetin kısır çekişmelerini aşarak olaylara daha geniş bir perspektiften bakmaya mecburuz…” (Zaman, 01.03.2013) Böyle bakınca görebildiklerim şunlar: 

Ezici çoğunluğuyla Türkler de Kürtler de barış istiyor. Ezici çoğunluğuyla Türkiye Kürtleri, inkarın bittiğini, Kürt kimliğinin tanınması yolunda adımların atılmaya başladığını; bundan böyle sorunların silahla değil siyasetle, uzlaşmayla çözülebileceğini görüyor. Devlet de, PKK da silahla çözüm olamayacağını anladı. Ankara ve Erbil, “Büyük Türk – Kürt Barışı”nın iki taraf için de özgürlük, refah, dolayısıyla uygarlık sıçraması anlamına geleceğini kavradı. Ankara, Kürtlerin saygısını ve dostluğunu kazanmadan, bölgenin istikrar ve demokrasi kalesi rolünü oynayamayacağını biliyor. 

AKP iktidarının yeminli muhalifleri, Başbakan Erdoğan’ın başlattığı çözüm sürecinin amacının, kendisini tam yetkili başkan yapmaktan ibaret olduğunu ileri sürüyor. Erdoğan barışın ancak kendisinin tam yetkili, “Türk usulü” başkanlığı ile sağlanabileceğini düşünüyor, bunda çok yanılıyor olabilir. Ama Erdoğan’ı motive eden esas etkenin, başkanlık değil idealindeki “Güçlü Türkiye” olduğuna inanıyorum. Çözüm için her türlü bedeli ödemeye hazırız, her yola başvururuz, “Baldıran zehrini içmekse, biz o baldıran zehrini içeriz, yeter ki bu ülkeye huzur gelsin… ” sözleri bunun ifadesi. 

O halde kalıcı barışın şartları mevcut. Ne var ki, kalıcı barışa ulaşmak istiyorsak, Kürt sorununun ve onun ürünü olan PKK’nın, Kürtlerin Türkleştirmeye tabi tutulmalarından kaynaklandığını bir an bile unutamayız. Türkiye’de AKP iktidarına gelinceye kadar izlenen politika, Kürtlerin varlığının inkarı, zorunlu asimilasyona tabi tutulmaları, itiraz edenlerin de yasak ve şiddetle susturulması oldu. Susturma, PKK isyanıyla 40 bine yakın yurttaşımızın canına mal olan şiddetli itirazları doğurdu. AKP iktidarıyla inkar bitti, ama ne (anadilde eğitim hakkını tanımayarak, dağa taşa “Ne mutlu Türk’üm” diye yazarak, Kürt çocuklarını her sabah “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” diye bağırtarak devam eden) zorunlu asimilasyon sona erdi, ne de (terörle mücadele yasalarıyla devam eden) susturma. 

Evet, kalıcı barış için, silahlar (tek değil iki taraflı) susmalı, giderek terk edilmeli, böylece (PKK vesayetinde bir Kürt devleti isteyenlerden, PKK vesayetine karşı olanlara kadar) bütün Kürtlerin kendilerini özgürce ifade etmelerinin, özgürce siyaset yapmalarının önündeki engeller kalkmalı. Sıradan PKK militanlarının evlerine ve normal hayata dönmelerinin yolu açılmalı. 

Kalıcı barış için silahlar ve yasaklar terk edildiği gibi, zorunlu asimilasyon da son bulmalı. Anayasa, vatandaşlığı Türklük ile tanımlamaktan çıkmalı. Kürtlerin anadilde eğitim ve yerinden yönetimle ilgili talepleri karşılanmalı. Yapım sürecindeki yeni anayasa bütün bu konularda müzakereyle mutabakat sağlamak için büyük fırsat. Yaratıcı ve çoğunluğu tatmin eden çözümler üretmeliyiz.

Hükümet “Ne mutlu Türk’üm diyene” sloganını dağdan taştan kazıyarak, okullarda “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım” andına son vererek, ders kitaplarını ayrımcı ifadelerden ayıklayarak Kürtlerin güvenini kazanma yolunda hemen, çok değerli bir adım atabilir. Bunun için ne anayasa, ne de yasa değişikliğine gerek var.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89