• BIST 82.252
  • Altın 148,354
  • Dolar 3,8176
  • Euro 4,0790
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin -1 °C

Post-Öcalan dönemi

Kurtuluş Tayiz

Kontrollü, aşırılıklardan uzak duran, konuşmayı pek sevmeyen ama etki uyandırmaktan hoşlanan, gözler önünde olmaktan kaçınan, çok sade ve sabırlı, günlük politikaya ise mesafeli ve lider ruhlu bir isim... Leyla Zana‘nın Hürriyet gazetesine verdiği röportajı okurken aklımdan bunlar geçiyordu. Zana, Kürt siyasetinin en önemli aktörleri arasında yer alıyor. 10 yıl süren hapis hayatının ardından adeta kenara çekildi, münzevi bir hayat yaşadı. Geçen dönem Diyarbakır’dan milletvekili olarak yeniden aktif politikaya girdi fakat Meclis’te de çok görünmedi. Kuşkusuz bugüne kadar varlığını hiçbir zaman unutturmadı. Kürt meselesinde en kritik günlerde gözler ona çevrildi, zaman zaman görüş ve önerilerini kamuoyuna yansıttı. Ancak hep mesafesini korudu, sıcak politikanın kenarında durdu. Ta ki işte bu son röportajına kadar...

Kürt sokağında deprem etkisi yapan görüşleriyle Leyla Zana, Kürt siyasetinde yeni bir evrenin kapılarını araladı. Kürt sorununda ilk kez İmralı ve Kandil’den sonra farklı güçlü bir isim, meselenin gidişatına dair ciddi laflar etmeye başladı. Alışıldık durum şöyleydi aslında; Kürt siyasetinde BDP’li eşbaşkanlar da dâhil kimse çok önemli laflar edemez ve irade ortaya koyamazdı; bu hak sadece ve sadece İmralı ve Kandil’e aitti. Zana’nın tek yaptığı şey uzun siyasi geçmişi ve bir milletvekili olarak bunun dışına çıkmak oldu; yani konuştu, sözü İmralı ve Kandil‘den çaldı.

Tabii bu, Zana’nın İmralı ve Kandil’e karşı bayrak açtığı anlamına gelmiyor. Sadece Kürt kamuoyunun düşüncelerine tercüman oldu, üstelik de çok makul görüşler öne sürdü. Kürt sorununu Türkiye halkının yüzde elli oyunu alan, Cumhuriyet tarihinin en güçlü başbakanlarından Erdoğan’la birlikte çözülebileceğini söyledi. Zana’nın bu vurgusu bence oldukça önemli. Çünkü önceki hükümetler arasında hiçbir hükümetin yapmadığını Başbakan Erdoğan yapma cesaretini gösterdi ve İmralı-PKK ile siyasi görüşmeler başlattı. PKK’nın Silvan baskınıyla bu süreci çökertip hükümete karşı “Devrimci Halk Savaşı” ilan etmesi, olabilecek en akılsızca işlerden biriydi. Zana, bu yanlışı işaret ederek Kürt meselesinde çözümün ancak ve ancak büyük bir halk desteğine sahip bu başbakan ile gelebileceğini dile getirdi. Zana’nın tesbiti, çözümle ilgili kafası iyice karışmış Kürt siyasetine yol gösterir nitelikte: “Asker çözer, polis çözer, yargı çözerle bu iş olamaz. Burada bir gerçek var. Bunu hepimiz açıkça söyleyelim ve kabul edelim. Bu işi isterse en güçlü olan durdurur. O güçlü kimdir, şimdiki hükümettir. O hükümetin başı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Tarihini en güçlü hükümetinin başındaki isim isterse o iradeyi gösterir, buna gücü yeter ve bu sorunu da çözer. Ben onun bu işi çözeceğine inanıyorum. Şimdi hepimizin yapması gereken, hepimizin Başbakan’ın sorunu çözmesinde yanında olduğumuzu ona hissettirmemiz, onu teşvik etmemizdir.”

Leyla Zana’yı sadece “Başbakan’a yardım etmeliyiz” sözünden dolayı bile tebrik etmek gerekiyor. Böyle bir barışçı ve iyi niyetli ifadeyi kullanabilmek Kürt siyasetçiler arasında büyük cesaret ister. Bu söz kuşkusuz bir övgü anlamına gelmiyor, bir çözüm yöntemini işaret ediyor; barışa niyetlenen bir başbakana ancak ve ancak yardım edilebilir; BDP-PKK tekeli altındaki Kürt siyasetinin bugüne kadar yaptığı, sadece hükümetin önüne taş koymak oldu.

Zana, bugüne kadar hiçbir Kürt siyasetçisinin söyleyemediği, işaret veya ima bile edemediği PKK çelişkisini de açık ve net olarak ifade ediyor: “Bence PKK bugün şunu böyle anlamalı: Bağımsız Kürdistan için o zaman ölenleri anlıyorum. Ama 1999’dan itibaren strateji değiştiyse Bağımsız Birleşik Kürdistan yerini, haklı talepleri elde ederek tamamen birlikte yaşama stratejisine bıraktıysa ve amaç yerel yönetimin güçlenmesi, demokratikleşme ise bu gençlerin ölmesini artık vicdan kabul etmez. PKK da ona göre bu süreci yeniden değerlendirsin.”

BDP de eleştiri oklarından payına düşeni aldı. Leyla Zana, BDP’nin Kürt halkının ihtiyaçlarından daha çok, örgütün ihtiyaçlarına göre davrandığını, Kürtlerden kopuk olduğunu söylüyor. Bugüne kadar BDP’ye içeriden yapılmış en büyük eleştirilerden biri bence bu.

Zana’nın Öcalan’a ilişkin düşünce ve görüşleri de önemli. İmralı’nın Kürt sorunundaki ağırlığına göre, ev hapsine çıkarılabileceğini öneriyor.

Leyla Zana’nın bu düşünce ve görüşleriyle Kandil ve İmralı’ya kazan kaldırıp kaldırmadığı merak ediliyor veya anlaşılmaya çalışılıyor. Bence Zana röportajı ne ayrı bir siyasi parti sinyali veriyor ne ayrışma ve bölünme mesajı içeriyor. Barzani- Talabani etkisini de dışlamayarak söylemek gerekirse Zana, işler felakete doğru giderken tam bir lider havasıyla devreye girip uyarılarını yapıyor.

Ancak bu durum Kürt siyasetinde yeni bir evrenin de habercisi. Zana’nın çıkışı, Türkiye’deki Kürt hareketinin 30 yıllık liderlik tekelini elinde bulunduran Öcalan etkisinin kırılmaya yüz tuttuğunu gösteriyor. Kuşkusuz bu yüzden Zana, Kandil ve BDP çevrelerinin şimşeklerini üzerine çekecek, ancak Kürt kamuoyunun kalbi Zana’dan yana atacaktır.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89