• BIST 97.926
  • Altın 144,080
  • Dolar 3,5648
  • Euro 3,9975
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 26 °C
  • Ankara 24 °C
  • İzmir 26 °C
  • Berlin 15 °C

PKK’nın sonu Tamil Kaplanları gibi olur mu?

Ruşen Çakır

PKK’nın saldırılarını tırmandırması ve hükümetin de söylemini buna paralel olarak sertleştirmesiyle yeniden Sri Lanka modeli gündemimize girdi. Üç uzmanla bu modelin Türkiye’ye uyarlanma şansı olup olmadığını tartıştık.

Uluslararası medya ve literatürde PKK’nın adı 2009 yılına kadar Sri Lanka’da yıllardır faaliyet gösteren ayrılıkçı Tamil Kaplanları adlı örgütle birlikte anılıyordu. Her iki örgüt arasında ne tür bir ilişki olduğu tam net olmasa da aralarında birçok benzerlik olduğu kesindi. Sri Lanka hükümetinin yaklaşık 30 yıl sonra “topyekun savaş” konseptiyle Tamil Kaplanları’nı 2009’da dağıtması üzerine Türkiye’de de “Sri Lanka modeli” tartışılır oldu. PKK’nın saldırılarını tırmandırması ve hükümetin de söylemini buna paralel olarak sertleştirmesiyle yeniden Sri Lanka modeli gündemimize girdi. Yazı dizimizin bugünkü bölümünde üç uzmanla, bu modelin Türkiye’ye uyarlanma şansı olup olmadığını tartışıyoruz. Ama önce Sri Lanka’da neler yaşandığına bakalım:

1970 yılında çıkarılan ve Tamil gençlerinin üniversiteye girişini zorlaştıran yasa azınlıktaki Tamiller ile çoğunluktaki Sinhaliler arasındaki uzun zamandır var olan uçurumu daha da derinleştirdi. Bu yasanın ardından 1971’de ülkenin adının Seylan‘dan Sri Lanka’ya dönüştürülmesi, Budizm’in resmi din olarak kabul edilmesi ve resmi dilin Sinhalice yapılması ayrılıkçı örgütlenmenin hızlanmasına neden oldu.

Operasyon devam etti

Tamil Kaplanları 1976 yılı Mayıs ayında böyle bir atmosferde kuruldu. Velupillai Parabhakaran liderliğinde örgütün amacı Sri Lanka’nın kuzeybatısında bağımsız bir devlet kurmaktı. Mayıs 1991’de Hindistan Başbakanı Rajiv Gandi bir kadın intihar eylemcisi tarafından öldürüldü. Bu saldırı Tamil Kaplanları’nın uluslararası arenada her türlü meşruiyetini ve desteğini yitirmeye başlamasına neden oldu.

1995 yılına kadar sayısız eylemler gerçekleştiren ve sürekli Sri Lanka devleti ile çatışmaya giren Tamil Kaplanları’nın temsil ettiği Tamiller’in karşısına en kapsamlı barış projesi, Sri Lanka Cumhurbaşkanı Çandırika Kumaratunga tarafından konuldu. Bu projenin en önemli vaadi Tamillere özerklik tanınması ve Sri Lanka’nın federal yapıya dönüşmesiydi. Bu barış projesine ülkenin bölüneceği gerekçesiyle başta Milli Birlik Partisi Başkanı Ranil Vikram Şenep (daha sonra başbakan oldu) olmak üzere diğer muhalefet partilerinin karşı çıkmasıyla yasallaşmadı.

11 Eylül 2011 tarihinde terör saldırısıyla değişen dünya atmosferi Tamil Kaplanları’nın hareket alanını iyice daralttı. Bunun sonucunda, bağımsızlık taleplerini özerkliğe çevirdiler. Milli Birlik Partisi’nin lideri ve Başbakan Ranil Vikran Singhe, Tamil Kaplanları ile süresiz ateşkes anlaşması imzaladı. Cumhurbaşkanı Kumratunga’nın Tamil Kaplanları silahsızlandıktan sonra ateşkesin ilan edilmesinden yana tavır alması ülkede siyasal krize sebep oldu.

1 Kasım 2003’te Tamil Kaplanları’nın barış için açıkladıkları plan hükümet tarafından reddedilince, çatışmalar yeniden ve daha şiddetli bir şekilde başladı.

2005’in Ocak ayına gelindiğinde, Tamil Kaplanları içinde ciddi bir ayrılık yaşandı. Örgütün doğu bölgesi komutanı Albay Karuna Amman ve 6 bin militanı örgütten ayrıldı. Bu ayrılığa rağmen 2009’a kadar karşılıklı birçok saldırı düzenlendi. Bu süre zarfında Sri Lanka’da göreve sertlik yanlısı Mahinda Racapakasa geldi. Racapakasa, Tamillere karşı taviz verilmeyeceğini ve bağımsızlık verilmesinin söz konusu olmadığını savundu. 2005 ile 2009 arasında geçen dönemde, Temmuz 2006’da Cenevre’de barış görüşmeleri yapılmış olsa da bu görüşmeler barışsızlıkla sonuçlandı.

Sri Lanka devleti çatışmalarda kullandığı gücü sürekli artırdı ve 2 Ocak 2009 tarihinde Tamillerin başkent konumunda olan Kilinochchi kentinin kontrolünü eline aldı.

Tamil Kaplanları 17 Nisan’da ateşkes çağrısı yaptı ama bu çağrı hükümet tarafından kabul görmedi. 20 Nisan’da hükümet örgüte 24 saat içinde koşulsuz silah bırakma ve teslim olma çağrısında bulundu. 26 Nisan’da Tamil Kaplanları tek taraflı ateşkes ilan etti ama hükümet güçleri operasyona devam etti ve 16 Mayıs 2009’da ülkenin tüm kontrolünü ele aldığını ilan etti. Son operasyon sırasında örgütün lideri Parabhakaran ölü ele geçirildi.

Sri Lanka’da ayrılıkçı çatışmalarla başlayan ve sonra yerini iç savaşa bırakan 30 yıla yakın süren çatışma ve savaş ortamının sonucunda ortaya çıkan bilanço 70 bin ölüydü.

(Not: Tamil Kaplanları hakkında bilgilerin çoğu aşağıdaki linkten... http://www.bilgesam.org/tr/index.php?option=com_content&view=article&id=528:-sri-lanka-ve-tamil-kaplanlar-&catid=110:analizler-hindistan&Itemid=138)

2009 yılında tarihe karıştılar

Tamillerin bağımsızlığı için 30 yıldır silahlı mücadele yürüten Tamil Kaplanları, liderleri Velupillai Prabhakaran’ın 2009’da öldürülmesiyle tarihe karıştı.
Sri Lanka’da 30 yıla yakın süren çatışma ve savaş ortamının sonucunda ortaya çıkan bilanço 70 bin ölüydü.

Nihat Ali Özcan - ‘Sorun bedelleri kimin nasıl ödeyeceğidir’

Dünyada ayaklanmaların bastırılmasında her olay kendine hastır. Çünkü olayın geçtiği her ülkenin, tarihi, coğrafyası, politik ortamı, ekonomik yapısı, dini, kültürü, liderliği farklıdır. Bu nedenle başka ülkelerin tecrübelerinden taktik dersler çıkartabilirsiniz ama biri diğerine benzemez. Sri Lanka olayı, “ayaklanmanın güç kullanılarak bastırılmasına” son dönemin verilen en popüler örneğidir. Sri Lanka devleti bu başarıyı dört faktöre borçludur:

1. Coğrafya. Ada ülkesi olan Sri Lanka’da Tamiller’in güvenli derinlikli geri bölgesi yoktu. Arkalarını denize yaslamışlardı. Böylece sıkıştılar.

2. Tamil liderinin strateji hatası. Literatürde “erken iktidar hastalığı” olarak bilinen hastalığın etkisinde kaldılar. Belirli bir coğrafi bölgede devlet gibi davranmaya, yeterli askeri gücü olmadan yerleşik hayata geçerek coğrafyayı savunmaya başlamış, gerilla olmanın sağladığı avantajı yitirmiş ve stratejik hata yapmışlardır.

3. ABD’nin 11 Eylül sonrası Sri Lanka ordusuna yaptığı eğitim, teçhizat ve teknik yardım ile Tamiller’in finans kaynaklarının kurutulması.

4. Sri Lanka’daki güçlü ve hırslı siyasi liderlik ve otorite. Otonomiyi kabul eden hükümet ile barış görüşmelerinin tıkanması ve hükümetin askeri operasyon için güçlü bir meşruiyet kazanması.

Bu çerçeveden bakınca şunu söyleyebiliriz. Bizim gibi sorunu olan ülkelerin birinden diğerine geçişin olduğu üç alternatifi vardır. Birincisi, Çekosl ovakya ya da Yugoslavya gibi bölünürsünüz. İkincisi, Sri Lanka gibi bastırırsınız. Üçüncüsü ise, egemenliği yeniden paylaşırsınız, ya da size paylaştırırlar; Irak, Kanada gibi. Bunun da bir tek modeli yoktur. Dünyada uygulanan onlarca modelden birin seçebilir ya da kendiniz yeni bir tane üretebilirsiniz. Sorun politik askeri, ekonomik, psikolojik sosyal bedelleri kimin, nasıl ödeyeceği ve hazır olup olmadığınızdır.

Cengiz Çandar - ‘Tamil Kaplanları akıl almaz bir hata yaptı, PKK yapmaz’

PKK’nın sonu Tamil Kaplanları’na benzeyemez. Bu gibi karşılaştırmalar, PKK’nın bir “taşeron örgüt”, bir “terör örgütü” olduğuna ilişkin hatalı algılamalardan kaynaklanıyor. PKK, silahlı bir örgüt olmanın çok ötesinde. Çok yaygın ve Tamil Kaplanları’ndan çok daha yaygın ve kitle tabanı itibarıyla daha güçlü bir örgüt. Türkiye’de 100 civarında belediye, 30’un üzerinde milletvekilini en zor şartlar altında seçtirebilecek güç, PKK’nın siyasi nüfuzu ile ilgili. PKK sadece bir “güvenlik” konusu, sadece bir “askeri” oluşum değil. Geçenlerde bir toplantıda birlikte olduğumuz, İngiltere’nin IRA-Sinn Fein görüşmelerindeki en başta gelen müzakerecilerinden, Tony Blair’in müsteşarı Jonathan Powell, Tamil Kaplanları’nın bir isyancı-silahlı örgüt için akıl almaz bir hata yaptığını ve Sri Lanka ordusuyla konvansiyonel bir savaşta hesaplaşmayı seçtiğini ve bu yüzden yenildiğini, aksi takdirde onun yenilmesinin de mümkün olmayacağını söylemişti. PKK’nın benzer bir hata yapması için hiçbir neden yok.

Hüseyin Yayman - ‘Önce Kürt sorunu çözülmeli’

Türkiye, Tamil Kaplanları’ndan önce 1990’ların ortasında ‘Aydınlık Yol’ tartışmasını yaptı. Tansu Çiller, Peru’da Fujimori’nin Aydınlık Yol lideri Guzman’a yaptığı gibi Apo’yu kafese koyup Anadoluyu gezdirmek istiyordu. Ben bu tür benzetmeleri sığ ve cahilce buluyorum. Çünkü Türkiye’deki sorunun tarihsel ve toplumsal arkaplanı, örnek gösterilen olaylardan tamamen farklı. Kürt nüfusun neredeyse yarısından fazlasının Fırat’ın Batısı’nda yaşaması dahi olayın ne kadar iç içe geçtiğini ortaya koyuyor. Her iki halk arasında bin yıllık bir tarihdaşlık ve duygudaşlık var. Sri Lanka-Tamil mücadelesiyle Türkiye-PKK mücadelesinin bir kısım benzer yanları olmakla birlikte, mücadelenin verildiği coğrafya, örgütlülük, toplumsal ve dini yapı, tarihsel arkaplan, nüfus dağılımı, jeostratejik konum gibi faktörlere yakından bakıldığında bambaşka bir olayla karşı karşıya olduğumuz görülür. Son tahlilde unutmamak gerekiyor bizim asıl sorunumuz Kürt sorununu çözmektir. Kürt sorununu çözmeden PKK’yı yok etmek, başka PKK’ların çıkmasından başka bir anlama gelmeyecektir. Kürt siyasetiyle Ankara arasındaki ‘güven krizi ve muhataplık sorunu’ çözülmediği müddetçe ne tür bir karar alınırsa alınsın ve ne tür bir model uygulanırsa uygulansın başarılı olunamayacaktır.

YARIN: Sınır ötesi kara hârekatı ne getirir, ne götürür?

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89